Psikolojik bir analiz: Sosyalizmin başarısızlığı

25.05.2014 21:39:19
A+ A-

İnsan; hayatı, insanı ve eşyayı beş farklı kavrama biçimiyle anlayabilir ve yorumlayabilir: 

1-Düşünme; akılla ilgilidir ve aklın ontolojisi analiz etme, analiz edileni parçalama, bölme, biçme gibi faaliyetleri barındır. Doğru-yanlış, gerçek-yalan gibi kavramlar düşünme alanı içerisinde değerlendirilir. 

2-Duyular; duyu organlarıyla alınan enformasyonların dâhil edildiği alandır. ‘Hayatta kalma’ ve ‘varlıktan haberdar oluş’ duyu alanına hasredilir. 

3-Hissetme; düşünce kaynaklı enformasyonların duygusal karşılıklarını (olumlu-olumsuz; iyi-kötü, güzel-çirkin) içerir. Yargıya varma işlemi bu alanda gerçekleştirilir. 

4-Sezgi; düşünme ya da hissetme süreçleri olmaksızın o ‘an’a ya da öteye dair imaj, sezgi alanına ilişkindir. Sezgi, aklın aksine, bütünü görmeye yarayan duygunun gözüdür. Hakikat, hurafe, muhayyile (hayal - imajinasyon) gibi kavramlar sezgi alanı içerisinde anlaşılır. 

5-Vehim; düşünme, hissetme, sezgi süreçlerinden bağımsız olarak zihnin ürettiği kuruntuların alanıdır. Doğu mistisizmindeki şeytan imgesinin klasik Doğu psikolojisindeki karşılığı bu alandır. Bunun yanında klasik anlayışa göre, vehim matematiği mümkün kılan alandır. Zira vehim soyutlamanın ilk aşaması olarak kabul edilir. 

Kavramsal ve göreli olarak, düşünme ve duyu alanları akılla; hissetme, sezgi ve vehim alanları ise duygularla ilişkili alanlardır. Sosyalizm, toplum ‘doğruları’ ve ‘gerçekleri’ üzerine inşa edilmiş bir ideolojidir. Sahici sosyalistlerin topluma ilişkin analiz ve söylemlerinin neredeyse tamamı ‘doğru’ ve ‘gerçek’tir, demekte hiçbir mahsur görmüyorum doğrusu. Ancak başta Türkiye olmak üzere pek çok ülkede bu söylemler hak ettiği karşılığı bulamamıştır. Yine dindar bir düşünürün deyişiyle, kapitalizmin ortaya çıktığı ilk dönemlerde insanlığın vicdanı yalnızca sosyalizm olmuştur, bütün semavi inançların aksine. Bana göre sosyalizm, bir grup azınlığın ve zulme uğramışın iniltisi veya içli çığlığı olmaktan öteye gidemeyecektir. Çünkü sosyalizm, düşünme alanına hitap eder. Oysaki halklar, hayatını düşünme alanına göre değil; hakikat, hurafe, muhayyile gibi kavramların başat rol oynadığı sezgi alanına ilişkin değerler üzerine inşa eder. Halklar için, izafi olarak akıl yerine duygular ön plandadır, denilebilir. Yine halklar için doğru bilginin, sanılanın aksine, pek önemi yoktur; zira doğru bilgi hem mekanik, hem de yanlış inanç ve tutumların kolonlarını yıktığı ya da bozduğu için duygu sahasını tahrip edici bir özelliktedir. Yıpranma, travmatik süreçlere kapı aralayabilir ve bu durumla başa çıkmak için doğru ya da gerçek bilgiye ‘yokmuş’ muamelesi yapılarak onun görünürlüğü örtük biçimde bertaraf edilir. Bu bakımdan halklar gerçeği çarpıtarak algılama eğilimindedir. Keza hakikat, hurafe ve muhayyileye dair söylemler çoğu kez mecazlardan ve aklı aşan ifadelerden oluşur. Bu durumun iki sebebi olabilir; ilki, dokunulamayacak kadar ötede olanı, somutlaştırmayla, anlamak isteme ihtiyacı; diğeri ise, nispeten duygu alanına dair olanın duygusal karşılığını yani etki gücünü muhatabında artırma isteğidir. 

Thomas Stearns Eliot’un, 

İnsan türü, fazla gerçekliğe tahammül edemez!

-Human being cannot bear very reality!-

sözünü bu bağlamda anlamak işimizi kolaylaştırabilir. Ayrıca gerçeği doğrudan karşılama becerisi zihinsel sakinlikle; zihinsel sakinlikse eşyanın gerçekliğini çarpıtmaksızın kabul etme becerisiyle yakından ilişkili görünüyor. 

Hakikat ve hurafeyle mücadele, gerçekler üzerinden gerçekleştirilemez. Hakikati yenmek için ondan daha iyi bir Hakikat; hurafeyi yenmek için ondan daha güçlü bir hurafe gerekir. Yani muhayyileye realiteyle karşılık vermenin pratikte bir karşılığı yoktur. 

Not: Yukarıda beş farklı kavrama biçimine ilişkin yapılan açıklamalar, her insanın biricik ve öznel varoluşunu ihmal ediyor dokusunu sezdirse de zihnin bu tip kategorilere ayrılarak bölümlendirilmesinin gerçeği tam olarak yansıt(a)mayacağının bilincinde yazılmıştır. Gündelik hayatta sözü geçen kavrama biçimleri arasında dinamik bir etkileşim olup, bu biçimler bir bütünün farklı yüzlerini temsil ederler.

 

Kaynaklar

Cündioğlu, D. (2009). Tanrı’yı Şehre Çağırmalıyız. 29 Nisan 2014. http://yenisafak.com.tr/yazarlar/t=22.11.2009&y=DucaneCundioglu

Geçtan, E. (2014). Psikanaliz ve Sonrası. (16.Basım) İstanbul: Metis Yayınları 

http://www.youtube.com/watch?v=1k3t_zb3oH8 (Şimdiki Zaman Programı - Sky Türk, 31 Ocak 2010)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.