Uzayda yaşam başlıyor

09.11.2015 19:09:01
A+ A-

Etrafımızda olan biten herşeye en yukarıdan bakabilmek, dünyadan seyrederken çok uzaklar dediğimiz yıldızların tam da ortasında olabilmek, çocukluk hayalimizi gerçekleştirmek ya da tüm duygularımızdan ve egolarımızdan arınıp sonsuz bir boşlukta yalnızca basit bir dünyalı olabilmek. Ve tabiki uçsuz bucaksız bir bilinmeyeni keşfetmek.

İnsanoğlunun uzaya olan ilgileri mızraklarla avcılık yaptıkları en eski çağlara değin uzanıyor. O dönemlerde meraklarını gidermek için gökyüzünü çıplak gözle inceleyerek birçok bilinmeyeni çözmeyi başaran insanoğlu için uzaya gidip yıldızların arasında bulunabilmek hayal bile edilemeyecek, gerçekleşmesi imkânsız bir rüyaydı.Ancak 1900'lü yıllara gelindiğinde teknoloji öyle bir noktaya gelmişti ki insanlık binlerce yıllık hayaline ulaşmak için geri sayıma başlamıştı bile. Ve nihayet 12 Nisan 1961 yılında Rus kozmonot Yuri Gagarin, Vostok 1 adlı uzay gemisi ile 108 dakika bulunacağı uzayı gördüğü anda, yeryüzündeki gelmiş geçmiş en şanslı insanlardan biri olarak bilim tarihindeki yerini aldı. Hemen akabinde Neil Armstrong aya adım atarak, insanlık için, kendisinin de belirttiği gibi oldukça büyük bir serüveni somut bir şekilde başlatmış oldu. Şu an ise artık takip edemediğimiz kadar çok isim uzayda bulundu ve bulunmaya devam ediyor.

Uzayda bulunma şansını yakalamış astronotlar ise, bu maceranın, hayatlarında yaşadıkları en mükemmel deneyim oldukları konusunda hemfikirler. Örneğin, astronot Richard Richards "Uçuş yaparken uzay mekiğinin içerisinden uçsuz bucaksız uzayı gördüm. Bizim keşfetmemizi bekleyen bir evren vardı karşımda" diyerek, hem duygularını ifade etmiş hem de daha alınacak çok yol olduğunu belirtmiştir. Richard Richards kendimi bu güzel gezegeni eşsiz bir bakış açısı ile gördüğüm için çok şanslı hissettim diyerek konuşmasını sürdürüken, dünya tarihinde aya ayak basan 2. kişi olan Edwin Buzz Aldrin ise, o anı yaşarken, gördüğü manzara karşısında hislerini, "güzel çok güzel inanılmaz güzellikte bir ıssızlık" diyerek ifade etmiştir.
Uzaya gitme deneyimini yaşama şansı, şimdiye kadar yalnızca üstün özelliklere sahip astronotlara ait iken, 2000'li yıllarla beraber başlayan uzay turizmi seferleri ile birlikte astronotlara, bu deneyimi yaşamak isteyen dolar milyonerleri de eklendi.

Şayet şu anda tasarım aşamasında olan birçok proje hayata geçerse, tahmin edilenden çok daha kısa süre içerisinde, sıradan işlerde çalışan sıradan insanlar da bu deneyimi tadabilecekler.

İnsanın uzayda yaşaması için gereken ön koşullar.
En basit yaşam alanından en kompleks uzay projelerine kadar, uzayda yaşam sözkonusu olduğunda aşılması gereken temel problemler şunlardır:
? Yaşam için gerekli ortamı sağlayacak bir atmosfer, ya da en azından düzenli solunum için gereken gazlar ve bu gazları sımsıkı tutabilecek sızdırmaz bir ortam
? Uzay boşluğunda insan yaşamını tehdit edecek boyutların çok daha üzerinde olan radyasyondan korunma 
? Uzayda ışınları yayacak herhangibirşey olmadığı için oldukça dengesiz olan sıcaklıklardan korunma.

Bu olmazsa olmazların yanısıra, dikkat edilmesi gereken diğer bir önemli nokta ise yerçekimsiz ortamdır.Böyle bir ortamda tüm eşyalar biryerlere sabitlenmelidir. Aksi halde uzayda yaşam oldukça tehlikeli olabilir. Havada uçuşan sivri bir cisim siz farkına bile varmadan sizi yaralayabilir. Yalnızca eşyalar değil insanların da kenetlenmek zorunda olduğu durumlar da sözkonusudur. Örneğin yemek yerken çatalı tabağa batırdığınızda uçabilirsiniz, bu nedenle insanın yemek mekanlarına kenetlenmesi gerekmektedir. Ayrıca tuvaletlerinin ayaklarında özel sabitleyicilerin olması da önemlidir.

Roketler
Uzayda yaşam ile ilgili sorunları çözebilmiş ilk uzay yaşam mekanları roketlerdir. Özel eğitimli astronotların kullanabileceği bu yaşam üniteleri tamamen deneysel amaçlı çalışmalar için tasarlanmıştır. Ancak daha önce de bahsetmiş olduğumuz gibi 2000 li yıllarda uzay turistlerine de hizmet vermeye başlayarak uzayın kapılarını sıradan insanlara açmak için önemli bir kapı olmuştur.

Uzay oteli
Uzay turizmi servet değerindeki fiyatına rağmen beklenenden çok daha fazla ilgi görünce, uzay otelleri fikri ortaya atılmıştır. İspanyol mimar Xavier Claramunt'un hobi olarak tasarladığı bir uzay oteli projesi olan Galactic Suite, uzaya gönül vermiş ve ismi bilinmeyen bir işadamı tarafından finanse edilince bu otelin inşası için çalışmalara başlanmıştır. Barcelona merkezli Galactic Suite Design Company şirketinin disiplinler arası bir başarısı olarak adlandırılabilecek bu projenin yapımı esnasında bir aksilik olmadığı takdirde Galactic Suite ilk yolcularını 2012 yılı içerisinde uzaya taşıyarak, insanın uzay macerası tarihinde bir adım daha atacaktır. (Ancak baltalı ilah tadındaki bazı uzmanlar uzay yolculuklarının tahmin edildiği kadar yakın sürede gerçekleşemeyeceğini iddia ederek bu sürenin 2025 yılına kadar ertelenebileceğini belirtmiştir)

Uzay mekiklerinde, turistlerin etrafta pek fazla lüks arama şansı yokken, uzay otelleri bir servet ödeyerek uzaya gidenlere, hemen hemen dünyadakilerle aynı standartları vermek amacıyla tasarlanmıştır.İlk etapta merkezi bir tekerlek etrafında onlarca modül eklenerek tasarlanmış olan otelin sistemi daha sonra daha az modüllü bir sisteme dönüştürülmüştür. 2008 yılındaki tasarıma göre otel 3 adet oda modülü, bir servis modülü ve bir de çok amaçlı modülden oluşacaktır.Çok amaçlı modül bar, spor salonu gibi dünya otellerinde bulnan klasik mekanların yerçekimsiz ortama göre dizayn edilmiş hallerinden oluşacaktır. Bu ortamdaki banyo sorunu ise,kütleler halinde bulunan su ile doldurulmuş spalar ile çözülecektir.

Eşsiz bir dünya, ay, yıldızlar, gezegenler vs. manzarasına sahip olan uzay otelinde, bu manzaradan mümkün olduğunca yararlanmak adına, şimdiye kadar bir uzay aracında kullanılmış olan en geniş cam açıklıklar bırakılmıştır. Ayrıca otelde canı sıkılan olursa, özel kıyafetlerini giyinip dışarıya çıkıp otel etrafında bir tur atma şansına da sahip olacaktır. Yerçekimsiz ortamda müşterilerine daha iyi hizmet vermek amacıyla müşterilere yapışkanlı kıyafetler sunmayı öngören tasarımcılar sayesinde, müşteriler modül duvarlarında emekleyerek hareket edebileceği gibi dik bir konumda uzanarak dünyayı seyredebileceklerdir.Tüm bunların yanısıra, dünya yörüngesinde 90 dakikada bir tur atabilecek hıza sahip olan otelin müşterileri bir gün içerisinde Dünya'ya16 kere güneşin doğup batışını gözlemleyip mensup oldukları ülkelerin üzerinden de 1 gün içerisinde 16 kere geçme şansına sahip olacaklardır.

Uzaydaki ilk otel olacak olan Galactic Suite'in, yeryüzünden 450 km. uzaklıktaki bir yörüngeye yerleştirilmesi planlanmaktadır. Otele ulaşmak için kullanılacak olan roket ise, Karayip Adaları'ndaki uzay limanından kalkarak yarım günde içinde müşterilerini otele ulaştıracaktır. Ayrıca otelde meydana gelebilecek acil durumlar için, Dünyaya her an dönüş yapmaya hazır bir uzay mekiği de otelin yanında hazır bulunacaktır.

Bu yapıyı mimari olarak kıyaslayabileceğimiz hiçbir rakibi yoktur. Ama yeryüzünde şimdiye kadar tasarlanmış en kötü yaşam mekanı olsa bile, yaşatacağı deneyim sayesinde dünyadaki tüm rakiplerinden oldukça önde olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Etkileyici reklam filmleri ile tanıtımını yapmış ve şimdiden uzun süre yetecek kadar rezervasyon almış olan bu oteldeki bu eşsiz tatilin sürsesi ise yalnızca 3 gün olarak tasarlanmıştır ve bu 3 günlük tatilin bedeli 4 milyon dolar civarındadır.

Sürpriz bir şekilde Amerika'dan ya da Rusya'dan önce atak yaparak ilk uzay oteli projesini hayata geçirmeye hazırlanan İspanya'nın ardından Amerika ve Japonya'da kolları sıvayarak uzay otelleri tasarımlarına başlayarak sektörü genişletmeyi amaçlamaktadır. Rusya'nın hedefi ise Mars'ta yaşam oluşturabilecek koşulları oluşturabilmektir.

Uzay kolonileri
Uzay otelleri bir gün sıradan bir tatile dönüşecek kadar yaygınlaşsa bile uzayda kalıcı olarak yaşamak için elverişsiz mekanlardır. Uzayda kalıcı bir yaşam için ise, sanıldığının aksine, herhangi bir mevcut mekanı (ay, mars, vs.) yaşamak için elverişli hale getirmek yerine, yapay mekanlar oluşturmak çok daha kolay ve ucuz bir yöntemdir. Uzay habitatı ya da uzay kolonisi denilen bu mekanlar bilim adamlarını çoktandır meşgul etmektedir.

1960' lı yıllarda Princeton Üniversitesi'nde fizik dersleri vermiş olan Gerard K.O'Neill, öğrencilerinden uzayda yaşam alanı sağlanabilmesi için gereken koşulların hesaplanmasını istemiştir. Hesaplar sonunda büyük alanlarda bile cam ve çelik gibi sıradan malzemelerle yaşam alanı sağlanabileceğini fark eden öğrenciler ve Gerard K.O'Neill, aynı zamanda uzayda yaşam için insana engel teşkil eden birçok konuda da çözümler üretmiştir ve gerekli şartlar sağlandığı takdirde uzay kolonilerinin hayata geçebilecek projeler olduğunu savunmuşlardır.

Uzay kolonilerinin kurulması için birçok neden mevcuttur ve dünyaya alternatif yaşama alanları üretmek bu nedenler arasında ilk sıradadır. Oldukça karamsar tablolar çizen ve dünyamız hakkında her geçen gün yeni felaket senaryoları üreten bilim insanlarına göre dünyanın sonu oldukça yakın bir tarihtedir. Hatta o kadar yakın ki şu anda doğacak olan bir çocuğun dünyanın sonunu görme olasılığı mevcuttur. İşte bu bilim adamlarının haklı çıkma ihtimaline karşı, uzay kolonileri kurulması insan soyunun devamlılığı için elzem görülmektedir.
Uzay kolonileri, bilinen tüm felaketlere karşı korumalı sistemler olacaktır. Deprem, sel, yanardağlar, nükleer krizler ya da tsunamilerin sözkonusu olmayacağı yaşam alanları yaratılacaktır. Dünyadan çok daha küçük alanlar olacağı için meteor çarpma riskinin de dünyadakinden çok daha düşük olacağı kolonilerden çok sayıda yaratılacağı için, bunların biri beklenmedik bir kaza ile yok olsa bile, insanın evrendeki varlığı devam edebilecektir.
Kolonilerde ihtiyaç duyulacak olan enerjinin tamamı, güneşin yönüne göre kumanda edilebilecek güneş panellerinden sağlanacaktır. Böylece koloni içinde tehlike oluşturabilecek enerji merkezleri de bulunmayacaktır.
Bilim adamları, uzay kolonilerindeki aşırı ısı farkı problemini ise radyatörler ve vakum sistemleri geliştirerek çözmeyi planlamaktadır. Yüksekteki ısınan havanın aşağı inmesi ya da merkezi bir radyatörle buzlu suyun yayılması, tasarlanan bazı düşüncelerdir. Bu konuda şöyle bir yorum yapmak mümkündür. Habitatlar arasında da bir takım konfor farkları mutlaka olacaktır.
Bu yaşam alanlarında, insan yaşamına uygun bir atmosferin yaratılması için gerekli olan gazlar güneş sistemimizde mevcut olan gazlardan elde edilebileceği gibi dünyadan da götürülebilecektir. Uzay kolonileri tasarımlarının tamamında gaz odası olarak adlandırabileceğimiz oldukça geniş alanlar mevcuttur. Uygun bir atmosfer yaratıldıktan sonra, hava dönüşümünü sağlamak amacıyla ise fotosentetik bitkilerin kullanılması tasarlanmaktadır. Zaman içinde de tarımsal bitkiler kullanılarak gıda sorunu çözülmeye çalışılacaktır.

Yerçekimsiz ortamda uzun bir süre yaşayabilme kapasitesine sahip olan insanın böyle bir ortamda kalıcı bir yaşam sürdürmesi ise mümkün değildir. İnsan ırkının devamı için gerekli olan üreme ve doğum yerçekimsiz ortamda bir şekilde sağlansa bile, bu ortamda yetişecek olanların kasları ve kemikleri normal insanlarla aynı seyirde olmayacak, bağışıklık sistemi gelişemeyecek, orta kulakta denge duyusu gelişemeyecek ve bu durumlar kalıtımsal olarak sonraki nesillere aktarılacağı için, insan ırkı yerçekimsiz ortamda tamamen değişecektir. Bu durumda dünyadakine eş yerçekimi sağlamak insanın sürekliliği için olmazsa olmaz olan bir ön koşuldur ve bu koşulu sağlamak amacıyla, yaşam alanları, tıpkı dünyada olduğu gibi sürekli olarak dönen ve bu sayede merkezkaç kuvveti etkisiyle yerçekimi oluşturan alanlar olacaktır.
Dönerken aynı zamanda insanlara yaşam alanı sağlayabilecek en etkili şekil, silindirin iki ucunu birleştirerek oluşan ve "torus" adı verilen şekildir.Yapılan deneylere göre, 100 metreden daha küçük çaplı ve dakikada 3 turdan daha hızlı dönen toruslarda insan döndüğünü hissedecek ve konforlu bir ortam sağlanamayacaktır. Yarıçapı ortalama 500 m civarında ve dakikada 1 tur dönen yaşam alanlarının insan için gerekli konforu ve sağlıklı yaşamı sağladığını söylemek mümkündür.
Uzayı görebilmek eşsiz bir deneyim olsa bile, uzayda kalıcı olarak yaşam en azından şu anda tasarlanan habitatlara bakıldığı zaman çok da cazip görünmemekle beraber, dünyadaki yaşamın yerini asla tutamayacaktır. Zira oluşturulacak herhangi bir kolonideki tüm şehirler hemen hemen aynı olacak, herhangi bir yeryüzü şekli olmayacak, deniz ya da göl gibi büyük su birikintileri yerine şehrin ortasından giden dar bir kanal olacak, uçsuz bucaksız kumsallar, palmiyeler ya da ormanlar olmayacaktır. Bu mekanlarda, gökyüzüne bakıldığı zaman mekanik cihazlar görülecek, havasıcaklığı hep aynı olacak ayrıca mesim geçişleri de olmayacaktır. Öte yandan dünyada gördüğümüz canlıların bir çoğu olmayacak ya da yalnızca insanlığa hizmet edebilecek olanlar olacaktır.
Temelinde masum bir düşünceyle ortaya çıkmış, animasyon, bilimkurgu dünyası ve bilgisayar oyunlarında kendine çoktan yer bulmuş ve neredeyse tüm detayları ile tasarlanmış olan uzay kolonileri bir gün hayata geçerse, büyük sorunlardan biri de bu dünyalardaki sosyal yaşam konusunda olacaktır. Eğer dünyamız yaşamak için hala en ideal yerken bu koloniler hayata geçirilirse, çok büyük bir ihtimalle insanların asla kaçamayacakları bir hapishane ya da sözde beyaz insanlar tarafından istenmeyen ırkların sürülecekleri mekanlar olarak kullanılacaktır. Yok eğer gerçekten dünyanın sonu yaklaştığında bu tür alanlar kullanılmaya başlanırsa, bu sefer insanlığın binlerce farklı koloniyi nasıl paylaşacağı, o gün geldiğinde kimlerin bu kolonilere yerleşebileceği, yeni oluşacak olan kolonilerde adalalet ve hukuk sistemlerinin nasıl olacağı vs. gibi sorular gündeme gelecektir.
Bu kolonilerin kullanım amacıyla ilgili olarak ortaya atılmış bir başka düşünce ise, yerçekimini en aza indirerek gönüllü engelliler için rahat yaşayabilecekleri ayrı bir alan oluşturma düşüncesidir. Bir engelli kullanabildiği herhangi bir uzuv ile günlük hayatını devam ettirebilecek birçok etkinliği bu kolonilerde rahatça gerçekleştirebilecektir. Bu durumda ise engellilerin tamamen dışlanmış olduğu bir yaşam sözkonusu olacaktır.
 
Uzay asansörü
Uzayda yaşam mekanları projeleri arttıkça uzaya ucuz ve ekonomik ulaşım problemi başgöstermiş ve bu sorun karşısında uzay asansörü projesi ortaya atılmıştır.
Elimize ucuna top bağlı bir ip alıp sürekli çevirdiğimizde top yere düşmez ve top ile aramızdaki mesafe hep aynı kalır. Dönüşümüzden doğan merkzekaç kuvveti topa etkiyerek topun sabit şekilde dengede durmasını sağlar. Bir uzay asansörünü de aynı şekilde tariflememiz mümkündür. Dünyayı kendimiz yerine ve asansörüde top yerine koyarsak, dünyanın dönüşünden doğacak merkezkaç kuvveti etkisi ile asansör uzayda dünya döndüğü sürece asılı kalacaktır.
Temelde böyle basit bir mantıkla ortaya atılmış olan uzay asansörü projesinin dünya üzerinde sabit kalacağı nokta, ekvator bölgesinde, Singapur, Malezya ve Endonezya üçgeninde, 3.7 kilometre çaplı daire şeklindeki bir platform olacaktır. Proje gerçekleştiği takdirde, bu platformdan bu asansöre baktığımızda, dikey yönde sonsuza giden, çizgi filmlerden fırlamış gibi duran raylı bir sistem göreceğiz.
Bu projede malzeme olarak, merkezkaç kuvvetine, oluşacak olan basınca ve atmosfer şartlarında dayanacak kadar sağlam ve bir o kadar da hafif bir malzeme olan, bilim dünyasında geleceğin malzemesi olarak bilinen nano carbon tüpler tercih edilmiştir. Bu malzeme şu an için bilinen en sağlam malzemedir.(Kendi ağırlığının 300 milyon katı ağırlığa dayanabiliyor)
Uzay asansörü projesi ile uzaya yolculuk, özellikle roketlerle kıyaslandığı takdirde, çok daha ekonomik olacaktır. İç basıncı ayarlı olacağı için, aynı zamanda yaşam alanı olacak olan bu asansörden bakılan manzara bile turistik bir değere sahip olacaktır. Uzayda kurulması planlanan herhangi bir otele yerleşecek bütçesi olmayanlar,  kiloları başına 100 dolar gibi bir rakam ödeyerek uzayı görme hayallerini bu asansörler sayesinde gerçekleştirebileceklerdir. Asansör tek seferde 32 kişiyi aynı anda uzaya taşıyabilecektir.
Dünya yörüngesinde iken lazerle gönderilen enerjiyi elektrik enerjisine çevirerek çalışacak olan bu sistem, yerçekimli alanı geçtikten sonra ise kazandığı ivme ile hiçbir enerji harcamdan yolculuğuna devam edebilecektir. Saatte ortalama 200 km. hızla hareket edecek olan bu asansör 12 -18 saat arasında sürecek yolculuk sonunda hedefine ulaşacaktır. Ayrıca asansör geliştirimiş robotlarla sürekli tamir edilecektir. (Zira uzay boşluğunda asansörde kalmanın insan psikolojisinde yaratacağı tahribat, herhangibir tazminat ile onarılacak olan türden olmayacaktır)
Bu proje gerçekleştiği takdirde kurulacak olan uzay otelleri ya da koloniler asansör etrafında yoğunlaşacaktır. Asansör amacına ulaşırsa dünyanın heryerinden uzaya çıkan asansörler görmemiz mümkün olacak, hatta belkide bu asansörlerle, geleceğin enerji kaynakları uzaydan gelişmiş ülkelere inecektir.

Okullarda uzay evleri üzerine çalışmalar yoğunlaşmakta, bazı ülkelerde turizm öğrencileri uzay otelleri için ayrı eğitimler almakta, uzay mimarisi dalında önemli yarışmalar sürekli olarak gündeme gelmekte, inşaatlar ve tasarımlar yavaş yavaş boyut değiştirmektedir. Kısaca dünya artık uzayı da kendi yaşamına dahil etmek için düğmeye basmıştır.
 
 


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.