Zemzem suyuna sözde bilimsel deneyler

26.02.2015 08:49:14
A+ A-

Bu yazı her ne kadar genelde bir nesne(cisim), özelde bir sıvı, daha da özelde ise Zemzem Suyu üstüne bir yazı olmasına karşın bir fizik ya da kimya ya da biyoloji ya da din yazısı değil felsefe yazısıdır. Öyle; Batı düşünürlerinin hayatlarını(yaşamlarını), kitaplarını, düşüncelerini , sözlerini öğretmek ile, tartışmak ile, sınav yapmak ile değil, böyle olur felsefe.
 
Din demeyi; sus konuşma, sus soru sorma, sus eleştirme, sus akıl yürütme, sus başkaldırma, sus boyun eğ, koymuşlar. Oysa bilim, felsefe, akıl, zeka, mantık, bilinç hep soru sorar, somak zorundadır. Bu açıdan bile bilimin, dini desteklemeyeceği açıktır. Bilim özgürlük ve mantık ister, din ise istemiyor. Hep onlar konuşuyor, biraz da biz konuşalım bakalım.
 
Neden ise dinci kesimler bilimin, kendilerini yanlışlayan gerçeklerini almak yerine bilimi kendilerini doğrular biçime sokmaya çalışırlar. O bilim ki özü, amacı gerçekde dinlerin yanlışlığını ortaya koymaktır.
 
Bilim yani bilimsellik bir tümdür. Onlar ise ya cımbız ile ya işlerine gelen yerleri kırparak kendilerinde toplamaya çalışırlar. Oysa bir evde kitaplık olması, o evin bilim yuvası olduğunu da o evdekilerin de bilimsel olduğunu göstermez. Bilimsel bilgiler takvim yapraklarında da, magazin yayınlarında da var.
 
Zemzem konusunda, bana göre sözde bilimsel bir deney yapılmış. Yani gerçekde bilimsel falan değil. Bilimsel görünen, bilimdışı bir deney.
 
Sözde deneyin sonuçlarına göre; zemzem suyu; ezan okunur iken berraklaşıyor; kilise çanı çalar iken kararıyormuş. Böyle bilimsel deney mi olur? Olmaz. bu deneyi, bilimsel deney diye dünyaya tanıtanlara da bilimci diyemem. Hem de bu sözde bilimsel deneyi; Alman ve Japon bilimadamıları (bilimadamları) yapmış. Bunların dinleri hangi din acaba? Önce bunu öğrenmekte yarar var. Yani yansızlar mı?
 
Kardeşim; bilimsel deney şöyle yapılır bak, bu konuda. Ezan sesinin fırekansında(frekansında) başka  sesler içine koyarsın zemzem suyunu. Sonra da kiliseçanı fırekansında başka sesler ile deneyi yaparsın. Belki  Rodrigez’in gitar konçertosunda da Zemzem Suyu berraklaşıyor ve örneğin hicaz makamındaki bir şarkıda da kararıyor? Belki piyano ya da keman ya da fülüt(flüt) ya da davul sesinde de ya da Ahmet Özhan’ın ya da Sezen Aksu’nun ya da Pavorotti’nin ya da kanarya ya da bülbül  sesinde de aynı sonuçlar ortaya çıkıyor? Bunlar denenmiş mi? Yani madem ki bilimsel bir deney yapmak için yola çıktığını söylüyorsun, öyle isebilimsel davranacaksın; hem bilimsel bir deney yapacağını söyle hem de bilimsel davranma, olmaz.  Sonuçta; Zemzem Suyu’nda kıristaller(kristaller)  var ise ve kıristaller ile de ses üretilebildiğinden  ortaya bilimsel bir gerçek çıkar. Ancak sen; zemzem suyunda kıristallerin varlığını ve bu kıristallerin fırekanslara tepkilerini sanki doğa üstü birşeymiş gibi sunar isen, bu bilimsel olmaz. Farklı sesler karşısında yalnızca Zemzem Suyu farklı değişmelere uğruyor gibi göstermek aldatmacadır. Üniversiteye başladın mı önce bilimsel yöntem ne, onu öğrenirsin.
 
Sonra; Zemzem Suyu’nun mayalama özelliği varmış. Ben bu haberi duyunca düşündüğüm ilk şey; Zemzem Suyu’nun, sıcak bir su olduğu oldu. Ve yanılmamışım; Zemzem Suyu, çıktığı yani yeryüzüne geldiği noktada 37 derece imiş. suyun sıcaklığı neden önemli? Çünkü gördüm ki kuş kafeslerinin suluklarına sıradan çeşme suyu konur ise su çabuk yosunlanıyor; kaynatılmış su konur ise geç yosunlanıyor. Sıcak bir su ile soğuk öteki sular kıyaslanır ise doğal ki ortaya, sıcak sudan yana bazı ayrı farklılıklar ortaya çıkar. Kuru fasulye bile, taze fasulyeden daha besleyici olur ve daha çok kaloriye sahip olur. Çiğ hamur ile, pişmiş hamur arasında da çok farklar vardır. Demek ki öteki suları da kaynatıp bu deneyi yapmak da gerekiyor, kıyas için. Köylerde, ev ekmeği yapımında maya olarak kullanılan kuru nohut kırıkları da ılık su içine konulurlar. Yani cisimlerde, ısının etkilerini göz ardı etmek; konuyu saptırmaktır. Üç, beş damla çamaşır suyu ile de bir ton su mayalanabilir yani mikroplardan arıtılabilir yani dezenfekte edilebilir. Bir tek bakteri ya da mikrop bile bir saatde(saatte) milyonlarca sayıya ulaşabilir. Bunlar da birer mayalanmadır, ona bakar isen. Bilimsel deney yapıyor isen bilimsel olacaksın ki bu da yansızlık ile başlar. Yanlı bilimsel deney olmaz. Yani ben mi yanlış okudum bu okulları, bu kitapları anlamadım. Buzda üreyen yani çoğalan kıristaller de var. Asitde(asitte) yaşayan mikroplar da var. Bunlara şaşmak, bunlarda doğa üstü güçler aramak artık hiç bilimsel değil. Dünyadaki öteki sıcak sular ile de yaptın mı bu deneyi?
 
Zemzem Suyu, öteki sulara göre daha az kükürt taşıyormuş. Sanki Zemzem Suyu bunu bilinçli yapıyor gibi anlatılıyor.
 
Nereden geldiği bile şu anki teknoloji ile bile bilinemiyormuş. Yakınlarında hiçbir kuyu yokmuş, denize de 80 Km. Uzakmış. Yani onlara göre cennetden yani öteki dünyadan geliyor. O zaman Zemzem Kuyusu’nun içine bir kamera gönder gittiği yere kadar, bak bakalım nereden geliyormuş suyun kaynağı, eğer çok bilimsel isen? Ortaya kuşku at ancak kuşkunun çözümü için çözüm, araç üretme; bu, bilimsel bir davranışdeğil.
 
Açlığını gidermek için içenin açlığını; susuzluğunu gidermek içenin susuzluğunu giderirmiş. Hangi dağ köyüne gitseniz, böyle bir suları olduğunu söylerler, orada yaşayanlar. Köyler, efsanevi sular, efsanevi pınarlar ile doludur.
 
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyadaki en içilebilir, en sağlıklı sulardan biri imiş. Bakın; biri imiş, tek değil. Demek ki dünyadaki, en içilebilir tek su değilmiş. Öteki sulardan hiç söz etmiyorlar neden ise.
 
İçinde bakteri ve mikroorganizma bulundurmayan tek su imiş. Bilimselliğe bakın; bakteri zaten mikroorganizmadır. Kaynamış  suda mikroorganizma olması zaten oldukça zordur ki. Zemzem Suyu, kaynamış sudur.
 
Yalnızca 1.5 metrelik kuyudan, tüm hac mevsimindeki hacıları doyuracak kadar su çıkıyormuş. Böyle bilimsellik mi olur? İncecik, daracık köy çeşmelerinden de tüm köyü doyuracak su çıkıyor.
 
Hep ‘-mışlar’, ’-mişler’...
 
Alman pırofesör(profesör) Zemzem Suyu’nu içince, 35 dk. sonra rahatlamış falan. Yahu böyle bilimsel deney, bilimsellik mi olur? Sıpor(spor) salonları da rahatlayan insanlar ile dolu. Ancak görünüşe bakılır ise de oldukça geç rahatlamış sayılır. Alman bilimadamı demiş ki ‘Çok acayip bir deney yaptım, zemzem ile ilgili’. Yahu hangi gerçek bilimadamı böyle söz söyler? Acayipmiş... Meğer bu adam bilimadamı değil, Almanya’da bir serbest meslek erbabı imiş, aşağıda yazdım. Yani bir öğretmen düşünün ki sınıfa giriyor ve öğrencilere  ’Size bugün çok acayip bir ders anlatacağım’ diyor! Bilimde, ‘Acayip deneyler’ olmaz; yapılması zorunlu, gerekli deneyler olur. Bu yaklaşım bile konuya bilimsel yaklaşılmadığının bir kanıtıdır.
 
Zemzem kıristalleri(kristalleri) dünyadaki su kıristallerinin hepsinden farklı imiş ve bilimadamları bunun  nedenini şimdi bile bilemiyorlarmış. Hep böyle yapıyorlar; önce bir takım sözde bilimsel verilere ve sözde bilimcilere başvuruyorlar; onları amaçları için kullanıyorlar, sonra da bilime ve bilimadamlarına laf söylüyorlar; onları küçük düşürüyorlar, beceriksiz-başarısız gösteriyorlar. Hadi ya git işine. Verin olanakları bana, bir de ben deney yapayım Zemzem Suyu üstünde.
 
Şimdi, Zemzem Suyu konusunda gerçek bilimsel gerçeklere gelelim. Zemzem, Arabça bir sözcük; Tükçe’si ‘Dur dur’... Niye böyle demişlerdir? Kutsal bir suya ‘Git, gelme, git’diyecek değiller ya? Doğal ki çok sıcak olduğu için. yani içmek için gelenlere ‘Dur, dur, içme hemen, çok sıcak’ anlamında. Peki; Kuran’da yazıyor mu hiç ‘Cennetde sizlere, içmek için sıcak sular verildi’ diye? Hayır; ‘soğuk sular verildi’ diyor. Demek ki bu su; öteki dünyadan gelse de cennetden gelmiyor, cehennemden geliyor olabilir. Cehennemden gelen birşeyde de şifa aramak ya da bulmak ya da görmek; İslamiyet ile bağdaşmayan birşey. Oysa, Zemzem Suyu’nun,  cennetden(cennetten) geldiğine inananlar varmış. Hiç böyle bir kaynar su, cennetden mi gelir yahu? Cennetden gelse gelse buz gibi soğuk su gelir. Yani daha işin başında tutarsızlık var.
 
Zemzem’in başka adları da var: Tahire, Tayyibe, gibi. İkisi de bayan adı. Oysa; İslamiyet’deki kutsal günlere ve gecelere baktığımızda görürüz ki tümü erkek adı. Mevlüt, Kadir, Regaip, Berat; bunlara kız çocuklarına değil, erkek çocuklarına konulan adlar. Bunların sonlarına ‘-e’, ‘-ye’ gibi ekler konularak da kız çocuğu adları üretilmiş. Yani bu suya neden bayan adı konulsun?
 
Zemzem’n bir adı da, ‘Şarabül ebbar’  yani ‘Denizin şarabı’. Şarap adı ve sıcaklık; bu su bana pek de olumlu gibi gelmiyor. Sıcak şarap, hem de sımsıcak çölde. Ne özelliği var ki? Buz gibi soğuk olsa idi neyse. Daha olumlu olurdu. Hem suyun nereden geldiği belli değil diyorlar hem de suya ‘Denizin şarabı’ diyorlar. Yani denizden geldiği belli.  Yoksa ‘Çölün şarabı’ derlerdi. Şarab da ne ki? Niye başka bir isim konulmamış? İnsanları sarhoş edip etmediği yönünde bilimsel bir deney yapılmış mı acaba? Neden şarap demişler ki? Arabça’da suya şarap mı deniyor?
 
Ayrıca; suyu oturup ya da çömelip de için, diyenlere inat bir karşı örnektir, Zemzem çünkü ayakta içilir. Bunu bilmiyor olmaları ilginç. Öyle ise her su ayakta içilmelidir. Çünkü her içilebilir su, nimettir. Öyle ise yemekler de ayakta yenilmelidir çünkü her yiyecek de nimettir.
 
İşin bir başka ilginç yönü de bu tür haberler hep belli ve aynı bir medya kesimince gündeme veriliyor. Sanki bilimi, tekellerine almışlar, sanki bilim yuvası imişler  gibi.
 
Yahu çölde insanlara sıcak su vermek sevap değil işkencedir. Buz gibi su olsa yine anlarım. Şimdi, çöldeki susuz insanlara buz gibi su yerine, kaynar su verilse, hakaret olmaz mı? Belki de Zemzem Suyu, insanlara nimet olarak değil, öfke olarak verildi, dinlere göre? Cennet de mi, cehennemde mi kaynar sular var?
 
Zemzem kıristallerinin ezan sesine ve çan sesine göre değişdiğini öne süren Japon Dr. Masuru Emoto da kimdir? O kadar ünlü ve değerli bir bilimadamı ise neden Vikipedİ’de yok? İnternetde araştırdım ve bu kişiye ait bir haber buldum, 2010 yılına ait; Meksika Körfezi’nde dua ediyormuş, 2010 haziranında, Meksika Körfezi’ne! O kadar bilimsel  bir bilimadamı yani! Anladım ben olayı; bu adam, ses ile dünyayı yani insanlığı değiştirebileceğini öne süren biri. Hani böyle tarikatlar var ya. Yani doğaüstü güçlere inanan bir ‘bilimadamı’! Söktüm ben konuyu, söktüm şimdi. Adam büyük üç dinden değil sanırım, sıradışı bir tarikatden.
 
Peki; Zemzem Suyunun mayaladığını öne süren Alman Dr. Knut  Pfeiffer da kim? Adam; Ekg, ultrason çekiyor, pisikoterapi(psikoterapi) yapıyor! Duyan da laboratuardan çıkmayan bir bilimadamı sanacak. O kadar ünlü bir bilimadamı ki onu da Vikipedi’de bulamadım! Sanırım o da Atlas Okyanusu’na duaya gitmiş olmalı! Yani bilimadamı falan değil, bildiğimiz hastahane doktoru.
 
Ünvanlarına bakın; Dr.. yani Prof. falan da değiller. Sanırım Prof.’lar böyle bir tehlikeye girmek istemiyorlar, ünvan yitirmek istemiyorlar. Dünyada o kadar tanınmış üniversite var iken neden onlara değil de bu, kıyıdaki köşedeki kişilere yaptırılıyor bu tür deneyler? Bu adamlar bir de gitmişler ki ilgili Müslümanlar, ‘Zemzem Suyu’nu inceleyiverir misiniz, diye sipariş vermişler. Sanki dünyada ünlü üniversiteler, ünlü Prof.’lar  yok. Odtü var, Oxford var.
 
Eskiden dinciler toplumları; bilimi kullanmadan yanıltmaya çalışırlardı; günümüzde ise bilimi kullanarak yanıltmaya çalışıyorlar. Hem bilim ile iç içe olup hem de bilime düşman olmak, bu olsa ve bu türlü birşey olsa gerek diye düşünüyorum. Yahu senin Japon’un, Alman’ın bilimadamı da; evrim kuramı doğru diyen bilimciler bilimci değil mi?
 
Diyorlar ki Zemzem Suyu çok şifalı bir su imiş. Öyle ise bir önerim var; zemzem suyundaki şifaya inananlar, hastalandıklarında hiç hastahanelere, doktorlara gitmesinler; bilimsel ilaç kullanmasınlar ve iyileşsinler ve böylece şifa savılarını(savlarını) kanıtlamış olsunlar? Yazık ya; o ilaçlar için öteki ülkelere bir sürü döviz ödüyoruz. İç kardeşim, gerekli dualarını okuyup zemzem suyunu ve iyileş. Boş sözlere gerek yok; işte sana deney. Hem hastalanınca en iyi, en pahalı hastahanelere, doktorlara git hem de zemzem suyu çok şifalı de?  Benim karınım(karnım) tok.
 
Devletler; bilimdışı şeylere, bilimsellik adına kılıf uydurma olaylarını yasaklamalı ve cezalandırmalıdır. Yoksa bu dünyanın iki yakası hayatta bir araya gelmez.
 
Hiç unutmam, şimdi anımsadım; çocukluğumda, yani ilkokulda iken, kuyu suyu içerdik; içine, dereden  tutup attığımız küçük balıkları olan bir kuyudan, kova ile çekip. Sonra çeşme tesisatlı bir evimiz oldu ve ben o evimizin çeşme suyundan içtikçe gözlerimin daha iyi gördüğünü, zekamın daha da yükseldiğini, kafamın daha iyi çalıştığını düşünürdüm! Aman, ne  tatlı, ne tatlı gelirdi bir de! İç, iç; pis kuyu suyunu, olacağı bu doğal ki. On adım ötesinde helalar... İçinde balıklar, yosunlar... Daha başka neler, kimbilir...
 
Yani ne diyeyim ki?
 
Çok sinirleniyorum, bilim ile bu dalga geçmelere.
 
Şu işin adını koyalım artık ey bilimciler, düşünürler, alimler, bilgeler; siyasetçileri, tüccarları kızdırmak adına da olsa? Deyin artık ya; şu, şudur, bu budur deyin. Sus, sus; nereye kadar? Bilime ve felsefeye özgürlük olmayan yerde demokrasi, diktatörlüğün başka adıdır.
 
Mezarında, yanmış kadın; mezarında işkence görmüş kadın fotoğrafları; duvarda, yanmayan tablo; yedi tane yazılıp, yedi ayrı eve bırakılmadığında başa bela getiren mektup; sürekli eşyaları yanan ev, insanlar; ezan sesinde berraklaşan, çan sesinde kararan su... Bunları, dünyada yayan bir odak mı var acaba?
 
Ben acaba Mars’da falan mı üniversite okudum?  Acaba ben Mars’lı falan mıyım; bunca ‘bilimsel’ gerçekten haberim yok? Ne kadar cahil kalmışım yav?
 
Böyle magazinsel, asparagas, sansasyon haberler ile; ticari sipariş deneyler ile  bilimsellik, deney olmaz.
 
Tüm bunların nedeni, siyasetçiler. Siyasetçilik, siyaset yasaklanmalı artık. Dünyayı siyaset ve siyasetçiler değil düşünürler, alimler, bilgeler, felsefe, bilim yönetmeli. Gerçek demokrasi, gerçek uygarlık, gerçek özgürlük, gerçek devlet, gerçek ülke, gerçek tarih, gerçek toplum, gerçek din budur.
 
 Necdet Gürçiftçi
Patentsiz, dinsiz, yerli üretim bir Türk-Türkiye bilgesi
25-Ocak-2013de internetde yayınlandı.
 
.