3. köprünün yakınında arkadaşlara “özel” araziler

26.08.2014 15:51:14
A+ A-

İstanbul’un merkezinde bir arazi; Sarıyer Gümüşdere’de. 600 dönümlük tarım arazisinin 92 dönümü sera. Geri kalanında ise açık tarım yapılıyor. Domates, salatalık, marul, karalahana, pazı, karnabahardan mısır, pancar, elmaya varıncaya değin pek çok çeşit ürün yetiştiriliyor. Yetiştirilen ürünler yakın pazarlarda satışa sunuluyor halka. Gümüşderililerin tek geçim kaynağı olan bir tarım arazisi orası.

1924 Yunanistan’la yapılan nüfus mübadelesi sonucu Selanik’ten göç eden Pomakların yaşadığı Gümüşdere köyü sakinleri kendi elleriyle alanı ıslah ederek bir tarım alanına dönüştürmüş.

Gümüşdereliler için bu arazi bir can damarı.

Ama öyle olması günümüzün rantçı politikalarından nasibini almasını engelleyemiyor ne yazık ki…

Önce arazinin 79 dönümü İSKİ’ye tahsis edildi. Bir “İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi” kurulması planlanıyordu. Bu arada sera alanı olan arazinin marjinal tarım arazisi olarak statüsü değiştirildi. Böylece alanın imara açık hale getirilmesi için ilk adım atılmış oldu, Toprak Koruma Kurulu’nun da desteğiyle.

Arazinin tarım alanı kalmasını isteyen yöre halkı mücadele başlattı. Ziraat Mühendisleri Odası’nın açtığı dava sonucunda İSKİ’nin projesi iptal edildi.

Bir süre nefes alan köylü Gümüşdere Köyü Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği öncülüğünde bir proje hazırladı, Kent Tarım Projesi... Bu projeyle tarım arazisi kademesinin yükselmesi ve bölgeyi tarımsal bir eğitim ve kültür merkezi haline getirmeyi amaçlıyorlardı.

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na başvurunun ardından alanın “sulu tarım arazisi” olduğu tescillendi. Bakanlık arazinin tarım dışı amaçla kullanılması uygun değildir dedi.

Ama bu çok sürmedi, bu kez yörenin tek üretim alanı Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından özelleştirme kapsamına alındı geçen mayıs ayında. Böylece arazi “satılığa” çıkarıldı.

Ziraat Mühendisleri Odası tarafından özeleştirmenin iptali için yeniden dava açıldı. Odanın İstanbul Şubesi Başkanı Ahmet Atalık şöyle diyor: 

“Bu kadar verimli toprakları korumak, teknik ve üretimi daha rantıbıl üretim projesine dönüştürmek yerine satmak istiyorlar. Maliyenin hazine adına kayıtlı taşınmazı toprağı işleyen köylülere makul bir fiyatta uygun taksitlerle satmasına karşı değiliz. Toprak işleyenin olmalı.”

Toprak işleyenin, üretenin olmalı!

Ama öyle olmuyor.

 

Nasıl yeniden imara açıldı?

 

Kuzey Ormanlarının üçüncü köprü, üçüncü havalimanı, Kanal İstanbul gibi projelerin uygulanması için imara açılması bir doğa katliamı olmasının yanı sıra alan içerisinde kalan pek çok köyün acele olarak kamulaştırılmasını da gündeme getirmişti. Bu kapsamda tek geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan köylülere arazilerinin devri için TOKİ’nin metrekareye 22 lira vermesi öngörülmüştü.

Kuzey Ormanlarının içinde Sarıyer Gümüşdere ve Kısırkaya bölgesi de yer alıyordu. Bir ara bölgeyle ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan imar planı değişikliği Bakanlık tarafından askıya alındı. Alan 3. derece sit alanıydı aynı zamanda.

Fakat bölge yeniden imara açılmaktan kurtulmadı.

İlginçtir yeniden imara açılmasının hikâyesi.

Cumhuriyet konuya dair 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra istifa eden dört bakan hakkında hazırlanan fezlekedeki yasal dinleme kaydından bir bölüm yayınladı.

Konuşma eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ile yolsuzluk operasyonları sürecinde gözaltına alınan İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Ahmet Ayyıldız arasında geçiyor.  

TBMM’den köşe bucak saklanan fezlekeye giren konuşmadan anlaşılıyor ki Gümüşdere ve Kısırkaya bölgesi için hazırlanan “genel plan” diye söz edilen planda Başbakan Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın iflas etmek üzere olan bir arkadaşının parseli bulunuyor.

Eski Bakan Bayraktar “Ama Başbakan bunu ilgilendiğine göre çıkması lazım” diyerek işlemi başlatıyor. Başbakan’ın ismini söylediğini ifade ettiği ve önceden konu hakkında bilgisi olan Ayyıldız ile görüşüyor.

Neticede de bölge büyüklerin direktifi doğrultusunda yeni imar planıyla yapılaşmaya açılıyor, Bayraktar’ın Ayyıldız ile görüşmesinden tam 34 gün sonra.

Eski Bakan Bayraktar konuya dair şöyle dedi:

“Böyle bir durum var ama adamın imarı yok da benim açtırmam söz konusu değil. Adama iki sene kurullarda imar izni için işkence çektirmişler. Canına tak demiş, Başbakan’ın hanımını bulmuş.”

Adamcağızın imarı zaten varmış. 

Herhalde 600 dönümlük tarım arazisinin özelleştirilmesi de bir tesadüften ibarettir.

Kimse kimseyi kandırmasın!

Önce neden “özel”leştirildiğinin hesabı verilsin.

Eğer sıradan bir arazi mevzu olup da bürokrasi nedeniyle imar izni bir işkenceye dönüştüyse bile eski Bakan şunu iyi bilir ki o bürokratik engellerin ortadan kaldırılması yine kendilerinin göreviydi.

Arkadaşların Başbakan’ı ve eşini devreye sokarak işlerini hallettiği bir düzende hangi adaletten bahsedeceğiz?

 

Neden?

 

Gümüşdere köylülerinin yaşadığı bölge yapılmakta olan “üçüncü köprü”nün yakınında bulunuyor.

Üçüncü köprü projesiyle bölgenin değeri kat be kat arttı.

Köprü yalnız trafik sorununa değil -ki uzmanlar köprünün yapılmasıyla bu sorunun daha da artacağını söylüyor- iflasın eşiğinde olduğu söylenen arkadaşların sorununa da çare olmuş anlaşılan.

Adeta birilerine peşkeş çekilerek özelleştirilen alanlar satılığa hazır hale getirilmiş vaziyette.

İnsanların yıllar önce kendi elleriyle ıslah ettikleri alan onların tek geçim kaynağıymış, yapılan tarımcılık ile Avrupa yakasının büyük oranda pazar ihtiyacı karşılanıyormuş kimin umurunda.

Önce alanı imara açacak olan İSKİ’nin projesini iptal ettirmek için mücadele verir ve sonra marjinal tarım arazisi statüsüne indirilen alan için Bakanlığa başvuru yaparsınız. Bakanlık alanı “sulu tarım arazisi” olarak tesciller, sonra başka bir Bakanlık büyüklerin emriyle gelir sizden alır yaşam alanınızı.

Bunun böyle olacağı daha baştan belli değil miydi?

Az çok belliydi aslında.

Şimdiye kadar her defasında üçüncü köprünün bir doğa katliamına neden olacağından bahsettik ki, hala ormanlar, ağaçlar, dereler, canlı yaşamı tehdit altında bu projelerden dolayı.

Bugün ise Gümüşderelilerin böyle bir mağduriyet yaşaması yağmanın, talanın ete kemiğe bürünmüş halidir.

Bir şehrin böyle bir rant potansiyeli olarak görülmesi herhalde bir tek bizim yöneticilere özgüdür.

Ne insan ne de doğa... Hiçbiri umurlarında değil.

Rüşvet ve yolsuzluk... Adı geçenler, emri verenler bir gün elbet yargılanacak. Bunun sonuna dek takipçisi olacağız.

Ama Gümüşderelileri kaderine mi terk edeceğiz?

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.