ah istanbul...

04.10.2015 14:09:55
A+ A-

İbb Dolmabahçe Meydanı ile Beşiktaş arasındaki yolun her iki tarafında ekilmiş çiçekleri katlediyordu.

Diri diri yavrularını yeni doğurmuş yapraklarını açmış canlı kanlı İstanbulluyla buluşturmuş çiçekler sökülüyordu.

Diri diri öldürülüyordu.

Ve nedense hiç kimse neden diye sormuyordu.

Çiçeklerden öte memleketin sırtımıza aklımıza duygumuza düşüncelerimize yüklenmiş sorunları vardı.

Çevresiyle çiçeğiyle ormanıyla deresiyle ağacıyla hayvanıyla barışık olmayan hiç kimseyle barışık olmaz.

Ankara’da İstanbul’da kanalizasyon peteklerine yağmur suyu drenajlarına çay telveleri dökülüyordu.

Hemen herkes yerlere pet şişeler atıyordu.

Çevresini katlediyordu.

Çevresini katleden birbirini de katlediyordu.

Sonra sokaklara döktürülüp ya Allah ya bismillah vatan bölünmez diye bağırtılıyordu.

Bu sokaklarının topraklarının kadrini kıymetini bilmeyen kitleler.

Bizim sözde paraya tapan aydınlarımız aydınlarımızın restorasyondan anladığı şuydu.

Tarihi eserleri camileri şadırvanları kaleleri zindanları restore ederken köşeyi dönelim.

Yarım yamalak restore edelim iki gün sonra dökülsün zihniyeti.

Bu halk zaten böyle şeylere değer vermez.

Yarın yeni bir ihale.

Yalan dolan kandırmaca.

Bu insanlara ya parklarımız neden sulanmıyor.

Neden işçileriniz parkları sulamıyor diye bir yere yazı yazın o park yandaş müteahhitlere ihale diye açılıyordu.

Ne o gerçek dine inanıyorlardı bunlar ne de bir şeye inandıkları vardı.

Şimdi bayrağı siyasi İslamcılar aldı.

Aynı yöntemi onlar uyguluyor.

Sonra sokaklara salınıp tekbir diye bağırtılıyordu.

Ya Osmanlıyı İstanbul’dan çıkartsak 92 yılda ne koydunuz İstanbul’a.

Yağma talan soygun para para para.

Kabataş’ın yanındaki park bakımsız harabe.

Tophane öyle.

Yapacakları tek şey var.

Çimleri sulamak.

Bankları onarmak.

Birde süpürmek temizlemek.

Yapmazlar.

Yaptıramazlar.

Türk kamu sistemi çalışanlarını işçilerini çalıştıramaz.

Çalıştırsa oy kaybeder.

Türk kamusu kendisinin tembelliğine izin verecek siyasetçi ister.

Taksim meydanı vurulmuş.

Atatürk kültür merkezi linç edilmiş.

Ya bu kadar mı kin beslediniz siz.

Ne istiyorsunuz.

İstanbul’dan.

Vurulup tertemiz alnından uzanmış İstanbul yatıyor.

Yarab İstanbul’u kurtaracak kimse yok mu?

İstanbul’u Amerikalılara verseniz yılda elli milyon turist çeker.

Ruslara verseniz yüz milyon turist çeker.

Ya bizler İstanbul’a rant talan yağma gözüyle bakıyoruz.

Hala İstanbul’u içselleştirememişiz.

Kardeş dost akraba hısım saymamışız.

İstanbul büyük bir kültür.

İstanbul bir değer.

Eğer o kültürü anlayacak halk yetiştirememişseniz.

O halk kültüre yabancı öteki anlamaz düşman olur.

Eğer İstanbul bir değerse o değere değer verecek halk geliştirememişseniz.

O halk o değeri altınsa eğer o altını pul eder.

Şimdi gelelim diktatörlük meselesine.

İstanbul’dan diktatörlüğe.

Bir diktatörün olduğu ülkede seçimler olmaz.

Bir diktatörün olduğu ülkede siyasi partiler olmaz.

Bir diktatörün olduğu ülkede farklı yayınlar yapan gazeteler olmaz.

Diktatörce davranış başkadır.

Diktatör başkadır.

Bu ülkede başbakan olursam eğer.

Sokakların caddelerin yolların kenarına her beş metrede bir çınar dikeceğim.

 Yazın sizi kavurucu güneşten koruyacak.

Kışın sizi yağmurdan kardan koruyacak.

Ve yolların kenarlarına banklar koyacağım dinlenesiniz birbirinizi dinleyesiniz diye.

Kılıç ali paşa camisinin yanında inanılmaz görkemli sarılasım kucaklayasım öpesim karşısısın da sonsuza kadar durasım gelen çeşme var.

Çeşmelerin musluklarını sökmüşüz.

Ataya bu kadar saygısızlık olur.

Atanın çeşmesinin musluklarını sök.

İşlevsiz bırak.

Bırak o çeşmeler açık olsun.

Çocuklar tekmelese bile kırılmayacak sağlamlıkta çeşme yap.

Ve İstanbullu o çeşmeden kana kana su içsin.

İstanbul’u içsin.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.