Asbestli sular, skandal yönetimler

19.03.2015 01:07:44
A+ A-

Geçtiğimiz günlerde Adana asbestli su borularıyla gündeme geldi. İldeki şebeke sisteminin 321 kilometrelik kısmı asbest içeriyor.

Dünya Kanser Araştırma Fonu (DKAF) asbesti “kesin kanserojen madde” olarak tanımlıyor. Asbest kullanımı dünyanın pek çok ülkesinde yasaklandı. Ancak buna rağmen dünyada sadece çalışma ortamında bile asbeste maruz kalan insan sayısı 125 milyonu buluyor. Her yıl binlerce insan bu kanserojen maddeye bağlı olarak hayatını kaybediyor. Asbest 2011’den bu yana Türkiye’de de yasak olmasına rağmen pek çok sektörde kullanılmaya ve halk sağlığını tehdit etmeye devam ediyor.

Nerelerde kullanılır?

Asbest beyaz, grimsi ya da yeşilimsi renkli kütlesel, uzun ipeksi, kolay ayrılabilen iplikçikler biçiminde bulunuyor. Asitlere ve ısıya dayanıklı olması nedeniyle ateşe dayanıklı eşyaların yapımında,  inşaatlarda ısı yalıtımı başta olmak üzere üç binden fazla alanda kullanılıyor. Asbest Türkiye’de Kastamonu, Eskişehir, Sivas Divriği, Beypınarı, Kangal, Zara, Çankırı (Şabanözü), İzmir (Urla), Bursa (Orhaneli), Erzincan (Ilıç), Hatay (Kızıldağ) ve Çanakkale gibi illerde bulunuyor.

Sağlığa etkileri neler?

Asbest mikroskobik iğne şeklindeki kristallerden oluşuyor. Vücut dokusuna saplanan bu kristaller, etraflarındaki hücreleri değişime uğratıp, kanserojen hale getiriyor. Asbest, özellikle solunum yoluyla alındığında akciğer zarı kanserine neden oluyor. Bu madde sadece kanser değil, akciğer zarları arasında sıvı toplanması, kireçlenme, akciğer zarı kalınlaşması ve akciğer dokusunda bağ dokusu oluşumu gibi hastalıkları da ortaya çıkarıyor.

Asbest sadece solunum yoluyla vücuda geçmiyor. Asbestli su boruları da insan sağlığı için çok tehlikeli. Asbest içme suyuna karışınca vücuda sindirim yoluyla girip, mide, pankreas, böbrek ve sindirim yolu kanserlerine yakalanma riskini artırıyor. Asbestli içme suyu şebekelerinde hatlarda meydana gelen patlaklardan ve kırılmalardan çıkan küçük kristallerin solunum yoluyla ciğerlere yerleşmesi de kanser riski oluşturuyor. Bazen su boruları sağlam olsa bile aşırı klorlu su, asbestli yüzeyle temasa geçtiğinde borudaki asbest liflerini kopabiliyor. Kopan lifler suya karışarak sindirim yoluyla vücuda girebiliyor.

Yasak ama ne fayda!

Avrupa’da kullanımı 1950’lerden 1980’li yıllara kadar hızla artan asbestin yasaklanmaya başlaması ancak 1980’lerden itibaren mümkün olabildi. 2006’dan itibaren ise tüm AB ülkelerinde asbest yasaklandı. Bizde asbestin yasaklanması 2011 yılını buldu. Ancak bu yasak önemli ölçüde kâğıt üzerinde kalmış durumda. Yeni binalarda ve altyapılarda kullanılmasa da yıllar önce kurulmuş su borularında asbest var. Belediyeler ya finansal destek bulamadığı için, ya da masraf etmemek için bu boruları yenilemiyor.

Sadece Adana’nın değil, Türkiye’nin sorunu

Türkiye’de asbestli su borusu olan altmışa yakın il var. İlçelerin sayısı ise tam olarak bilinmiyor. Ancak bunların 900’ün üzerinde olduğu söyleniyor. Denizli, Bodrum, Kırşehir, Karlıova’da (Bingöl) ve daha onlarcasında asbestli su borularının değiştirilmesi için çalışmalar var. Bazen de Datça örneğinde de olduğu gibi trajikomik durumlar yaşanabiliyor. Geçtiğimiz yıl asbestli su borularının değişmesini isteyen Datçalılar yetkililere yıllarca ses duyuramayınca “Datça asbesti hak etmiyor!” adı altında imza kampanyası başlattı. On binlerce kişi imzalayınca İller Bankası Datça’da boruların değiştirilmesi için kredi verileceğini açıkladı. İnsanların en temel yaşam haklarından biri olan temiz suya erişmek için imza toplamak zorunda kalması dehşet verici. Gökçebey (Zonguldak) gibi yerlerdeyse asbestli boruların değiştirilmesi için bir adım bile atılmadı. Hatta belediye başkanı Zeki Kılınçarslan, asbestli su borularının zararsız olduğunu söyleyerek “şu anda gündemimizde su borularının değiştirilmesi yok” diyerek milletle adeta alay etti.

Evdeki musluktan su içmek zorunda olan ekonomik durumu iyi olmayan kesim asbestli suyu içiyor. Hepimiz çamaşırlarımızı bu suyla yıkıyor, kıyafetlerimizdeki asbesti soluyoruz. Hepimiz evimizin ve bedenimizin temizliğinde şebeke suyu kullanıyor. Böylece ssbeste maruz kalıyoruz. Sebzeyi, meyveyi, bulaşığı asbestli suyla yıkadığımız için asbesti yiyoruz. Kış aylarında su boruları patlıyor ve kırılıyor. Asbesti yine soluyoruz. Şu veya bu şekilde, az ya da çok asbest hayatımızda.

Sistemik sorunlara bireysel çözümler dar gelir

Türkiye’de asbest yasak ama bu yasağın bir an önce ülkenin her köşesinden hayata geçirilmesi gerek. Bunun için de kişisel önlemler yetmez. Geçtiğimiz yaz Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun Ankara'da şebeke suyu temiz olmadığı iddialarına karşı verdiği beyanı hatırlayalım. Bakan kendisinin damacana suyu içtiğini, şebeke suyu kullanmadığını belirtmiş ve sorumluluğundan sıyrılıvermişti. Bakanın tavsiyesini ciddiye alırsak evde su kullanımı gerektiren her işimizi damacana suyuyla görmemiz gerekecek. Gelin hesap makinesini elimize alalım. Bir ayda kaç ton su tükettiğinizi su faturanızdan kontrol edin. Kişi başına düşen aylık su miktarı ortalama 4 ton desek, bunun damacana suyu fiyatından ne kadar tuttuğunu bir hesaplayalım. İstanbul’da 19 litrelik damacanın en ucuzu bile 7 TL. Bu da aylık 1457 TL’lik bir su faturasına denk geliyor. Asgari ücretin net 949,07 TL olduğu bir ülkede yaşadığımızı unutmayalım. Bakanı dinleyip bireysel çözümler ararsak, yemeyip, giymeyip suya para yetiştirmek için çalışmamız gerekecek.  

Neden???

Vatandaş olarak aklımızda deli sorular. Soruyoruz: Madem musluktan akan su kullanacağımız kadar iyi değil, biz buna neden para veriyoruz? Belediye işini doğru düzgün yapmıyorsa bunca emek, bunca masraf neden? Devlet vatandaşının en temel yaşam hakkı olan temiz suyu bile vatandaşına sağlayamayacaksa, neden var?    

Kolektif çözümlerden başka yol yok

Zengin azınlığın bakanı Müezzinoğlu’nun bireysel ve pahalı önerilerine değil, kolektif ve eşitlikçi çözümlere ihtiyacımız var. Öncelikle Türkiye’nin her il ve ilçesindeki mevcut su şebeke hattında asbestli boru kullanıp kullanılmadığı doğru düzgün tespit edilmeli. Bu tespitler şeffaflık ilkesi ve demokrasi gereği halkla paylaşılmalı. Sonra sağlığa zararı bulunmayan, basınca dayanıklı, uzun ömürlü borularla su şebeke hatları baştan sona yenilenmeli. Bunun için gereken para hiçbir bahane üretilmeden sağlanmalı. Hiçbir şey bundan daha önemli ya da acil değildir. Burada milyonlarca insanın yaşamı söz konusudur. Eski asbest boruları çıkarılırken de işçi güvenliği için şart olan önlemler uzmanlarca alınmalı ve uygulanmalı.

Bu kadar büyük ölçekli bir sorundan, ancak kolektif adımlarla kurtulabiliriz.

Akgün İlhan

Bu yazı ilk kez 12 Mart 2015 tarihinde Marksist.org'da yayınlandı. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.