Atık ve kara para ilişkisi

06.05.2015 13:16:37
A+ A-

Atık konusunda, yıllardır mücadelesini verdiğimiz bazı gerçekler sonunda YETKİLİ AĞIZLARDAN da dile getirilmeye başladı!

Yetkili, şöyle diyor: "Atık üzerinden kara para aklayanlar çoğaldı!"

Devamında da, "Dolayısıyla tüm bunlar tüm yönleriyle değerlendirilecek, raporlanacak ve ona göre çözüm yolları üretilecek.

Özellikle sizlerden ricam böyle çantalı kara kara adamlar çok fazlalaştı. Bugünlerde çok çok dolaşıyorlar. Kara kara adamlar ellerinde çantaları var. Der ki senin atığını bertaraf edeyim sen bana atığını ver. Bunların bir kısmı da kara para aklarlar.

Yurt dışından gelirler. Kara para aklamayı da severler. Buna özellikle özen gösterelim.

Bu projenin çıktılarını hep beraber sadece bakanlık olarak değil, sadece üniversitemiz olarak değil, sadece belediyemiz olarak değil hep birlikte bu projenin çıktılarını güçlü bir şekilde oluşturalım ki Ergene bölgesindeki bütün belediyelerimiz, bütün sanayicilerimiz birlikte ortak akılla ortak bir çözüm bulalım ve birlikte çözümleri geliştirelim.

Aksi durumda bu memleketin boşa harcayacak ne kaynağı, ne de parası var."

* * *

İşte, o yetkili, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Tekirdağ'da, Namık Kemal Üniversitesi konferans salonunda söyledikleri duymak istediğimiz şeylerdi, dilerim sadece seçim nedeniyle söylenmemiştir... Yürekten KUTLUYORUM!

* * *

İşte bu konuşmanın ardından 3 Mayıs 2015 Pazar günü Hürriyet Gazetesi'nde Yalçın Bayer köşesinde şu açıklamama yer vermiş: "Kaynağı belirsiz paralarla, kara paralarla Türkiye'ye giren haydutlar fabrikaya gidiyor bana atığını ver diyor. Fabrika da atığı veriyor. Haydut bu iş için ona yüklü bir fatura kesiyor. Bu yüklü fatura ile para kazanmış gibi kara parasını sisteme sokuyor. Fabrika sahibi yahut yöneticisi de fatura ödemiş gibi o iş için ödendi gözüken parayı kendi hesabına geçiriyor! Her ikisi de bu işten karlı oluyor!"

PEKİ, ATIKLAR NE OLUYOR?

Hürriyet'te yayınlanan açıklamamın devamı şöyle: "Atıkları kamyonlara yükleyen haydutlar ya kiraladıkları bir köy merasına döküyor, yahut yol kenarlarına, boş arazilere boşaltıyor!

Burada ölümcül bir oyun oynanıyor!"

Yazıda alıntılanan som cümle ise Kırklareli İl Genel Meclisi Üyesi Gürcan Kırım'dan: "Nereden baksan pislik, nereden baksan kokuşmuşluk, nereden bakarsan bak çöplük!" diyerek tepki gösteriyor!

Yani, ORGANİZE PİSLİK diyorum ben buna...

HAYATIN KAYNAĞI TARIMDIR:

Tarım, dünyada hiç bir endüstrinin üretemedi bir şeyi üretir; gıdayı! Diğer bütün sektörler ve sanayi işletmeleri tarımsal üretimi başka ürünlere çevirir ama gıda üretemez! Gıdayı üretmek için tarım gerekir, hayvancılık gerekir, çiftçi gerekir, köylü gerekir. Endüstriyel hayvancılık yapmaya kalkanların bu işi nasıl yaptığını Trakya’da gördük! Binlerce hayvanı yarı bellerine kadar dışkı içerisine gömülü şekilde bekleterek HAYVANCILIK YAPTIĞINI zannedenler ile bu ülkede tarım ve hayvancılık olmaz! Eğer gıdayı çiftçiden, köylüden başkası üretebiliyorsa bunu Batının modern teknolojisi ile başarırlardı ama orada da yok. Çiftçiyi ve köylüyü dışlayarak tarımsal üretim yapacağını zannedenler kurdukları hayalin içine gömülür! Kaldı ki; bugün ülkemizde moda gibi ortaya çıkan tarımsal endüstrilere yatırım yapma hevesi diğer sektörlere benzemez. Bunların tek amacı: İthal ve pazarlama sektörlerinin rakip olarak gördüğü geleneksel üretim yöntemlerine saldırmak ve bizler, yaşamsal ihtiyaçlarını tarıma ve hayvancılığa bağlayan birer canlı türü olarak; köylüler ve çiftçiler ile birlikte bu saldırılar karşısında kendi kendimizi savunmaktan başka çare bulamıyoruz. Biz, bir ucumuz kasabalarda olsa da tarım toplumunun köylüleriyiz.

Köylü şöyle diyor: “Bizler Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘milletin efendileri’ olarak tanımlandığımız için mi yok edilmek isteniyoruz.”

Evet! Yabancı sermayenin Türkiye’deki işletmelere ortak diye atadığı sözde iş adamları ensesinden tutulup oturtuldukları yumuşak koltuklara kurularak ‘milletin efendisi’ yapılmak isteniyor! Eğer yok edilen sadece köylü zannediyorsanız evinizde, lokantada, büfede yahut şirketinizin, kurumunuzun yemekhanesinde ne yediğinizi bir düşünün. Her birinin ithal ve tüketim toplumunun sömürü teknolojileri ile hazırlanmış ürünler olmasını mı istiyorsunuz? Karar verin ya sütünden yoğurduna, yumurtasından etine kadar kendi gıdasını kendi üreten bir halk olarak bağımsızlık mücadelemize devam edeceğiz. Yahut kendimizi marketlerin paketli ürünlerine teslim edeceğiz. Trakya köylüsü, Trakya çiftçisi, işçisi, mühendisi, esnafı, öğretmeni, yaşlısıyla-genciyle “MERALAR KÖYLÜNÜNDÜR, ŞİRKETLERE VERİLEMEZ!” dedi!

* * *

RANT UĞRUNA YAĞMALANIYOR!

Bugün meralara göz koyan çürümüş kafa yarın şehirlerin meydanlarına, parklarına göz koymaz mı? Koyar! Zaten, bunu yapıyorlar! Meralar için yağma planları yapanlar İstanbul’da Validebağ Korusuna çöreklenmeye çalışanlar ile aynı çukurdan türeyen parazitlerdir!

EVET, KÖPRÜDEN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞA GELDİK!

Bir ülkede tarım ve hayvancılık yok edilmeden BAĞIMSIZLIK yok edilemez! Bunun için baltayı CUMHURİYET ÇINARININ köküne vurduklarını görmeniz gerekiyor.

Ya şimdi göreceksiniz yahut yeni bir çınarın büyümesi için yüzlerce yıl bekleyeceksiniz…

TERCİH SİZİN!

Hep sevgi ile kalın.

Murat SEVGİ

http://twitter.com/MuratSevgi

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.