Babaannem harman yerinde tüm canlıların hakkı var derdi.

04.02.2015 10:50:40
A+ A-

Deniz kenarında buğday ve mısır tarlaları içinde geçti çocukluğum.

Çiftçilik zor işti. Hatta iş olmaktan çok zor bir yaşam biçimiydi.

Sabah 04:00’da kalk. Pazara git. Ürünleri sat. Sabah 08:00’da eve dön. Kahvaltı yap. Tarlaya git. Mahsülü topla. Kasalara doldur. 

Arada öğlen yemeği; patlıcan musakka. Çınar ağacının altında.

Tasta su, yufka ekmek, ayran ve soğan. Süt ahırdan, yumurta kümesten, buğday tarladan.

Akşam 20:00 yemek ardından deliksiz uyku.

Sabah 04.00 yeniden deste karılsın. Her şey yeni baştan başlasın.

Güneşin doğup batışı kadar doğal ve sürekli. Arada düğün ve cenaze.

Bazen kendi düğünümüz bazen kendi cenazemiz.

Hasat sonrası buğday sapları desteler halinde ortada bir yere sırtta taşınır. Harman kurulur.

Zamanın tepesini budadığı küçük bir piramit inşa ederdik buğday saplarından.

Sonra patoz kurulur. Traktör, kasnak, kayışlar ve patozun tüm dünyayı öğüten doymak bilmez açlığı.

Patozun samana kadar kıyılmış sapları üflediği korkunç bir ağzı vardı.

Saptan piramit tüketildikçe samandan bir höyük oluşurdu.

Bu kışın hayvanlarımızın doyması demekti.

Ama insanı asıl besleyecek bereket tanelerdi.

Taneler patozun yan tarafındaki bir kalburdan elenerek gelirdi.

Oradan çuvallara doldurulur. Ambarlara taşınırdı.

Patoza sap beslemek genç güçlü erkeklerin işiydi.

Bereketli taneleri çuvallara toplamak kadınların.

Benim için güç, traktöre kasnağı sonra kasnakla patoz arasına kayışı takan amcamdı.

Bereketse taneleri toplayan babaannem.

Yeni yetme bir okuryazar olarak “nene buğdaylar yerlere saçılıyor. Bunların hepsini toplayacak bir yol bulmalıyız.” demiştim. Babaannem bu gün bile unutamadığım şu sözü söylemişti.

“Harman yerinde tüm canlıların hakkı var.”

Karıncalar sanki babaannemden güç almış gibi haklarını yuvalarına taşıyorlardı. Kuşlar gelip kendi paylarını alıyordu. Yeryüzünün tüm canlıları ve toprak hep bir ağızdan tekrarlıyordu. “Harmanda hepimizin hakkı var. Yüksek verim bencilliktir. Kayıp kaçağı önlemek bizim hakkımızı gasp etmektir.”

Şimdi bakıyorum da babaannem haklıymış. Ziyan yokmuş. Herkes hakkını alıyordu hepsi bu.

Verim bizim bencilliğimizdi sadece.

Tüm canlılara ait olanı sadece kendimize istemekti.

Verim, tüm köy susuzluktan kırılırken suyun gözünü bahçesindeki havuza dolduran aç gözlülüğümüzdü.

Enerjinin korunumu kanunu gereği aslında hiçbir şey yok olmuyor. Sadece tamamını biz kullanmamış oluyoruz. Hepsi bu.

Makinalar için geçerli olabilecek etkinlik ve faydalı iş (ekzerji) kavramları bırakalım mekanik dünyada kalsın.

Doğa kendi haline bırakıldığında yüzde yüz verimle çalışır. Her zerre kullanılır.

Sadece hepsi insan tarafından kullanılmaz. Sanırım insanoğlunun tahammül edemediği de bu.

Doğal olanı tahammül edilecek bir yük olarak görmek, insan doğasından giderek uzaklaştığımızı gösteriyor.  

Özümüze dönüp babaannemin bilgeliğiyle seslenelim:

“Harman yerinde tüm canlıların hakkı var.”

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.