Bir domuzun Boğaz'a giriyor bedeni! İstanbul'u kaybediyoruz gözlerimiz kapalı!

04.11.2014 08:08:05
A+ A-

Memlekette ölçüsüzlük, sınırsızlık ve hoyratlık açısından kısacık Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde göremeyeceğimiz bir yıkımla, kıyımla karşı karşıyayız. İslamcı muhafazakâr iktidar, ormanları yok ederek yol ve köprü yapma, şehirlerin çevrelerini imar rantına açarak yeni yerleşim yerleri açma adına fütursuzca, geri dönüşümü imkânsız biçimde çevreyi katletmeye devam ediyor. Lüzumsuz yere salt gösteriş ve muhafazakâr kitlenin konsolidasyonu adına İstanbul’un en nadide, doğa harikası bir yerine, Çamlıca Tepesi’ne Cami kondurmayı vazife addediyorlar. Validebağ Korusu’nun hemen kenarına Cami temeli atarak, hem çevre katliamı yapıyor hem de rantiyenin önünü açıyorlar. Kentsel dönüşüm adı altında arsa yağmasını meşrulaştırarak hem beton yığınlarının önünü açıyor hem de yandaş kesimin bu yolla handiyse kalkınmasının önünü açıyorlar.

Muhafaza etmekten gelen muhafazakârlığın, siyasal iktidar açısından İslami sembollerin sömürüsü ve kadın bedeni üzerinden tanımladıkları ahlak anlayışı dışında pek geçerli olduğunu iddia etmek mümkün değil. Her fırsatta Türkiye’yi değiştirdiklerini, dönüştürdüklerini iddia eden muhafazakâr iktidar ve avenesi, doğal denge için muhafaza edilmesi gereken çevre, orman, ağaç, bitki örtüsü, akarsu, yabanıl hayat gibi tabiatın doğal, olmazsa olmaz unsurlarını acımadan yok etmekte beis görmüyorlar. Bilhassa ormanlık alanları talan ederek, maden ya da taş, mermer ocağı benzeri şirketlere doğal dengeyi gözetmeden ruhsat vererek çevreye geri dönüşümü imkânsız zararlara neden oluyorlar. Çevreyi, doğayı bir meta olarak telakki ederek tüketiyorlar.

İslami hassasiyetleri yüksek olan bu kesim, doğayı, yağmalanacak, fütursuzca tahrip edilecek ve sonunda yaşanmaz hale getirilecek bir tüketim malzemesi ve kullanım hakları kendilerine verilen bir eşya olarak mı anlıyor, belli değildir. Belli olan bir şey vardır ki, tüketim ve rant uğruna İslamcı muhafazakar kesimin doğaya, bitki örtüsüne, ormana ve neticede insana zerre kadar saygısı ve inancı yoktur. Yakın geçmişte 2 b adıyla ‘orman vasfını kaybetmiş arazi’ ler nasıl gözden çıkarıldıysa, şimdi daha da açgözlülükle, ustalaşmış biçimde çevre ve orman hiçbir şeye aldırmadan yağmalanıyor.

Gezi olaylarının, ağaç katliamına karşı çevre duyarlılığıyla hareket eden bir avuç insana gaz bombalarıyla saldırılmasından sonra başladığını düşününce, mevcut iktidarın ne insana ne de çevreye ve ağaca saygısı olmadığını anlıyoruz. İnsan unsuru ancak kendilerine oy verip iktidarda kalmalarını sağladığı ve taraflarını belli ettikleri ölçüde dikkate alınmaktadır. Kendilerine oy vermeyen, kendileri gibi düşünmeyen, inanmayan insanlara tıpkı çevreye, ormana davrandıkları gibi ‘yıkılması, talan edilmesi, yağmalanması’ meşru bir şey gibi muamele ediyorlar.

Çevre ve orman da tıpkı insana bakışta görülen sakatlık gibi kötü muameleye maruz kalıyor. Çevrede, tüketilebilecek, harcanabilecek, yıkılacak, kesilecek ne varsa hemen gereği yapılıyor. Yeter ki, arsa olabilecek bir yer, maden aranacak bir ocak, otoyol ve köprü geçebilecek işleve sahip stratejik bir yer olsun. Gerisi oldukça kolaydır. Gerekli ruhsat hiçbir denetim kurumuna, yargıya takılmadan çoğunluğa sahip olmanın verdiği güçle hemen çıkartılır.

İslamcı muhafazakâr iktidarın ‘icraatlarının’ menfi sonuçları hemen görülüyorsa da asıl sonuçlar gelecekte daha açık biçimde görülebilecektir. Çevrenin, ormanın, doğal bitki örtüsünün yok edilmesinin uzun vadeli sonuçları daha kalıcı ve daha olumsuz olacaktır. Yabanıl hayatın tehlikeye girmesi de bu sonuçlardan birisi olacaktır. İstanbul’da üçüncü köprü için talan edilen ormanda yaşayan ve yaşam alanları daralan domuzların boğazı yüzerek geçerek kendilerini karşı kıyıya atmak istemleri açık bir uyarıdan başka bir şey değildir.

Yabanıl hayat ve hayvanlar doğayı insanla paylaşan ve en az insan kadar doğada yaşam hakkı olan varlıklardır. Bu doğal yaşamın tehdit edilmesi ve hayvanların yaşam alanlarının yok edilmesi nasıl olumsuz sonuçlara yol açacaktır tahmin etmek bile oldukça zor. Muhafazakâr iktidarın gözünü nasıl bir kar ve para hırsı bürümüştür ki, bütün bu yaşananları görmezden gelmektedir. Normal zekâya sahip insanların kolaylıkla kavrayabilecekleri olumsuz gidişat nasıl bu kadar görmezden gelinir ve yok sayılır anlamak mümkün değildir.

Türkiye büyük bir değişim ve dönüşüm geçirmektedir. Bu doğrudur. Ve fakat bu değişim ve dönüşüm çevreye, doğaya zarar vererek ve geri dönüşümü imkânsız hasarlar bırakarak devam etmektedir. Gelecek bu nedenle açık bir tehdit altındadır. Yaşanabilir bir doğa ve çevre gelecekte mümkün olmayacağı gibi doğal hayatın hassas dengesi de bozularak başka tehditlere kapı açılmaktadır. Muhafazakâr iktidarın bu sebeple çevreyi, doğayı, yabanıl hayatı, ağacı, yeşili muhafaza etmesi hem muhafazakârların hem de bir bütün olarak Türkiye’nin hayrına olacaktır.

                                                                                         04.11.2014

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.