Bir şehri geri kazanmak

11.04.2014 13:08:20
A+ A-

Günümüzde büyük sermayenin yeni yatırım keşfi toprağın iyi para ettiği ve kalabalık tüketici gruplarını barındıran mega kentlerde kamusal alanları devlet yardımıyla ele geçirmek. Böylece zengin elitler sadece rantı bol bir alanın kullanım hakkını değil, koca şehirleri kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirme gücünü de ele geçirmiş oluyorlar. Yani şehirler kamu yararına değil, bir avuç zengin elitin yararına işleyen tezgahlara mekan oluyor.

Dönüşen kent, büyüyen adaletsizlik

Kentsel dönüşüm adı altında toprak ve su gibi kamu varlıkları halktan alıp, büyük sermayeye peşkeş çekiliyor. Kamu yararını düşünmesi gerekirken, şirketlere çalışan devletlerin ise bahaneleri çok çeşitli. "Şehrimiz kalkınacak", "filanca proje şu kadar istihdam sağlayacak" ve "civardaki binaların değeri artacak" gibi çoğu zaman desteksiz iddialarla projeler allanıp pullanıyor. Ancak bu yaldızlı yalanların göz kamaştırması projelerin başlamasıyla yerini bulanık bir zihne bırakıyor. Göz dikilen toprağın yoksulları yaşam alanlarından zorla ya da hileyle çıkarılıp, Sulukule'nin Romanları gibi şehrin daha değersiz yerlerine devlet eliyle tasfiye ediliyor. Ya da Tarlabaşı'nın sakinleri gibi evlerinin hemen yanındaki işyerlerini de kaybettikleri için çaresiz kalıp şehre veda ediyor. Yoksul daha da yoksullaşıyor, kentin imkanlarından soyutlanıyor ve toplumun dışına itiliyor.

Ya yerinden yurdundan olmayanlar? Onlar da kamu alanını ve kültürel dokusunu kaybederek yoksullaşan, herhangi bir ücret ödemeden kullanabileceği sosyal alanları azalan bir kentte daralan çemberler içinde yaşamaya devam ediyor.

Müştereklerin ticarileştirilmesine hayır!

Ancak umutsuzluğa yer yok. Şirketler ve devletler için de herşey güllük gülistanlık değil. Projelerden doğrudan etkilenenlerle dolaylı olarak etkilenenler gittikçe daha çok bir araya geliyor. Ve isyan büyüyor. Dünyanın pek çok kenti aynı düşmanla boğuşurken, neoliberal kapitalizme karşı mücadelenin birleşmesi için yollar aranıyor. Ne de olsa kentler %1'i oluşturan elitlerin değil, %99'u oluşturan halkın. Yani halk kentin gelişimiyle ilgili kararlarda en büyük söz hakkına sahip. Halklar artık kentlerini geri istiyor.

Kentini geri isteyenler Atina'daydı

Atina, Madrid, Paris, İstanbul ve Berlin'de en temel müşterek olan toprağı gasp eden kentsel dönüşüm projelerine karşı çıkan çeşitli aktivist, akademisyen, belediye çalışanı ve gazeteci 4-5 Nisan 2014 tarihinde bir araya geldi. Atina'da gerçekleşen bu buluşmanın amacı deneyim paylaşmak ve toprak gaspına karşı ortak stratejiler geliştirmekti.

Buluşma yerinin Atina olması bir tesadüf değil. Yunanistan Hükümeti'nin IMF ile yaptığı anlaşmaların sonucunda başlattığı özelleştirme rüzgarıyla birlikte Atina'nın eski havalimanı Hellinikon'un özel şirketlere teslim edilmesi planlanıyor. Özelleştirilmesi planlanan alan, eski havalimanı Hellinikon'u ve incecik kumuyla Aghios Kosmas sahilini kapsayan 620 hektarlık bir arazi. Burada ayrıca 2004 Olimpiyatları için yapılmış çeşitli spor tesisleri de mevcut. Yıllardır atıl bir şekilde bekleyen tesisleriyle, zeytin ağaçlarında yaşayan çeşitli kuş türleriyle Atina'nın yeşil kalmış son yeri olan bu koca arazi 99 yıllığına özel şirketlere kiralanacak. Şirketler de burayı zengin elitlere yönelik alış veriş merkezleri, turistik gezinti yerleri, ofis binaları, kumarhaneler, golf sahaları, rezidanslar vb. yapılar için kullanacak. Hellinikon-Argyropoli Belediyesi'nden Fereniki Vatavali, Atina Ulusal Teknik Üniversitesi'nden Nikos Belavilas, Hellinikon'da Metropolitan Parkı için Mücadele Komitesi'nden Panos Totsikas ve Natasa Tzanavara, ve Hellenikon-Argyroupoli Kent Konseyi'nden Zoi Raikou Atina'daki toplantıda Hellinikon havalimanının kullanımının olduğu gibi kalmasını ve mevcut spor tesislerinin bakım onarımdan geçmesini sağlayacak bir halk parkı projesinin uygulanmasını istiyor. Yeşillik ve hava temizliği bakımından oldukça sorunlu bir kent olan Atina için böyle bir parkın gerekli olduğu kesin.

Madrid'den İstanbul'a mega projeler

Atina'da Rosa Luxemburg Vakfı ve Hellinikon-Argyroupoli Belediyesi'nin birlikte düzenlediği "Kenti Geri Kazanmak" adlı bu toplantı ve forumda Avrupa'nın çeşitli kentlerinde benzer özelleştirme projelerine karşı mücadele eden aktivistler de vardı. İlk gün Eurovegas'a Hayır Platformu'ndan Carlos Escuerdo, Madrid'in 30 km uzaklığında yapılması planlanan dev bir kumarhane zinciri projesinin İspanya'da nasıl gündeme geldiğini anlattı. Escuerdo, projenin istihdam ve kentsel kalkınma vaatlerinin hepsinin yalan olduğunun, ekolojik ve sosyal maliyetinin hesaba bile katılmadığının, ekonomik maliyetinin ise hesaplanandan çok daha fazla olacağının anlaşılması üzerine projenin reddedildiğini anlattı. %100 Tempelhofer Feld oluşumundan Cristoph Breit, Berlin'deki eski Tempelhof havalimanının özelleştirilmesine karşı düzenlenen kampanyadan bahsetti. Breit, havalimanının sadece bir kısmını halk parkı olarak kullanılmasının gündeme geldiğini ama halkın parkın yüzde yüzünü istediğini ve taviz vermeyen bu strateji sayesinde havalimanını şirketlerin elinden kurtardıklarını belirtti. Paris Kent Konseyi'nden Jean-François Pellisier ise 2008 yılından bu yana Notre-Dame-des-Landes'a yapılması planlanan üçüncü havalimanından bahsetti. Havalimanı projesinin yüzde 95'inin vahşi yaşamın olduğu sulak alan üzerinde olduğunu söyleyen Pellisier, buranın korunması gereken bir alan olduğunu düşünen halkın projeye şiddetle karşı koymakta olduğunu ifade etti. Sosyal Değişim Derneği Su Hakkı Kampanyası adına Akgün İlhan da yine bir kentsel dönüşüm projesi olan Taksim Yayalaştırma Projesi'ni ve bu projeye karşı başlayıp tüm ülkeyi etkisi altına alan Gezi Direnişi'ni paylaştı. Bu projenin sadece fiziksel değil, aynı zamanda bir toplumsal mühendislik projesi olduğunu söyleyen İlhan, projenin Taksim Meydanı'nın protest kültürünü yok etmek, AVM'de sosyalleşip tüketen bir toplum yaratmak, kenti soylulaştırmak vb. pek çok örtük hedefi olduğunu da sözlerine ekledi.

Mikis Theodorakis'te forum

İkinci gün ise Mikis Theodorakis adlı Argyroupoli Kültür ve Konferans Merkezi'nde halka açık forum düzenlendi. Yaklaşık yüzelli kişinin katıldığı forumda katılımcılar özelleştirmenin önündeki engellerin bertaraf edilmesi için hükümetin sürekli yasal değişikliklere gittiğini ve bunun özelleştirme karşıtı mücadeleye darbe vurduğunu belirtti. Buradan hareketle hukuksal mücadelenin tek başına hem yetersiz kaldığı, toplumsal mücadeleyle beslenmesi gerektiği sonucuna varıldı. Forumda ayrıca istihdam ve kalkınma vaatlerinin birer rüya, mega projelerin ise kabustan ibaret olduğu ifade edildi. Katılımcıların önemli bir bölümü evrensel değerler altında bir araya gelecek kıta ölçekli bir birlikteliğin küresel neoliberal düzene karşı bir güç oluşturacağını belirterek, ortak bir platform kurma çağrısında bulundu.

Kentimizi geri verin!

Evet, geçtiğimiz hafta Avrupa'nın farklı kentlerinden gelen ve kentini geri isteyenler Atina'da bir araya geldi. İlham ve güç verici bu toplantının ardından Gezi Direnişi ile topluma mal olan şu taleplerimiz her zamankinden fazla önem kazanıyor: Üçüncü köprü yerine ormanlarımızı ve sulak alanlarımızı geri verin! Özel araç kullanımı teşvik eden politikalarınız yerine, onlar yüzünden otoparklara dönen ve yürüyecek yeri kalmayan sokaklarımızı geri verin! Kentteki yeşil alanlarımızı AVM'ler, rezidanslar ve diğer gereksiz projeler için katledeceğinize, parklarımızı geri verin! Şirketiniz Hamidiye Suyu vasıtasıyla İstanbul'un suyunu ambalajlayıp Japonya, İngiltere ve Hollanda gibi kırk küsur ülkeye ve ülke içinde sadece parası olana satacağınıza, içme suyu akan sokak çeşmelerimizi geri verin! Sadece temizlik için değil, içmeye de suyun aktığı evdeki musluklarımızı geri verin! Kentimizi geri verin!

Akgün İlhan

Bu yazı ilk kez 11 Nisan 2014 tarihinde Marksist.org sitesinden yayınlandı. 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.