Bursa'da bir gün, bir uygulama

22.09.2014 01:21:55
A+ A-

Gariptir ki ülke bize hissetirmeden değiştiriliyor. Kimi zaman bastırılmaya çalışılan insan hallerimiz... Kimi zaman bize garip bakan insan sürüsü.... Evet ülke gelişiyor, bu gözden kaçmıyor: 2002'ye kadar yatay yapılaşmanın olduğu bu canım ülkede bugün gökdelenler yükseldi (tabii gelişmeden anladığımız bu ise). İstanbul'a diyecek bir sözüm kalmadı. Bu şehri bitirdikleri aşikar! Benim derdim diğer şehirler... Mesela Ege'nin incisi İzmir, koylarıyla ünlü Muğla, Antalya, Akdeniz hattı, doğası ve tarihi dokusuyla ünlü Trabzon. Ha bir de doğa demişken lakabı bile yeşil olan Bursa! Evet, Yeşil Bursa! Sadece lakabı adına yapışmış lakin kendisinin yeşillikle alakası kalmamış Bursa! İnsanlığı bitmiş Bursa! Geçenlerde tesadüf eseri Bursa'da bulundum. Tabii ki Bursa'ya gitmişken Uludağ'da bulunmamak ve Mudanya sahilinin güzel esintisiyle Denizin müthiş kokusunu beynine işleyerek bir çay içmemek olmaz. Uludağ'a çıkmaya karar vermemizle başladı her şey: Teleferikte aracımızı park ettik, biletletimizi aldık ve hükümet - belediye işbirliğiyle yapılan yeni, modern ve hızlı olan mükemmel teleferikle yukarı çıkmak için ilerlemeye başladık. Buraya kadar her şey normaldi. Heyecan ve ölüm korkusu bir araya gelince mükemmel bir adrenalin oluştu. Ve geldik işin afilli tarafına sıra beklemek. Tabii bu da normal bir durum saygı duyduk ve sıraya girdik, ama işin en can alıcı noktası şu ki yaklaşık 100 kişilik bir kuyrukta beklediğimiz sıra ve diğer bir yandan altı kişilik teleferik kabinine ikişer ve üçer kişi alınan insanlar. Tabii ki biz bunu garipsedik. Sıraya girmenin utanması olmaz, bizim halkımızın geçmişten alışkın olduğu bir durum bu. Gerek yağ kuyruğu gerek tüp kuyruğu... Yani bu bizim genlerimize işlemiş. Ama buradaki sorun aile olanlar yanlarına kimseyi almak istemiyor. Kadınlar erkek almıyorlar, bildiğiniz teleferik kabini değil sanki toplu ulaşımdan sayılmıyor, hususi taksi görevi görüyor. Haremlik, selamlık olmuş iyice. Görevliler bizde binelim dediğinizde bindirmeyene değilde binmek isteyene tepki gösteriyor. Neyse bunlarıda bir şekilde sineye çektik ve başladık bize özel kabinimizde gerine gerine içeride basketbol maçı yapıp tavla oynarak yukarıya çıkmaya, hatta bir arkadaşımız ata binip cirit atmak istedi, at bulamadık ( ne yaparsın alanımız geniş ). Asıl felaket bizi yukarı çıkarken ve yukarıda bekliyormuş haberimiz yok. Teleferik denilen cihaz, yaklaşık 500'er metre ara ile yaklaşık birer metre çapı, 10'ar metre yüksekliği olan demir direklerin kplon görevi ve bunlara bağlı olarak çelik halatların üzerinde ilerler. Buraya kadar her şey normal fakat bu halatlar sanki yerden gidiyormuş gibi 5 bin metre uzunluğundaki alanın yüzlerce yıllık ağaçlarını kesmişler. Yukarı çıktık ve biz doğa ile içiçe olmayı beklerken doğa yerini halka hizmet için kurulan betonarme yapı inşaatlarına bırakmıştı. Aşağıdan yukarıya bir doğa katliamı ile karşı karşıya kalmıştık. Ben burada şunu söylerim "Hooop kardeşim! Ben halk isem bu yatırımları benim için yapıyorsan ya adam gibi ağaç kesmeden yap ya da hiç yapma. Sen oraya demirden, çelikten, betondan yapılar yapacaksan benim kendi hayatımdan gelecekteki çocuk ve torunlarımın hayatından gün çalacaksan kısacası oksijenimi mahvedeceksen yapma bunları kardeşim! Ben geleceğim ve geleceğimiz için istemiyorum bunları." Oteller bölgesine çıkacakmış teleferik, çıkmasın." Bari oraya kışın şehrin tantanasından kaçıp, kafa dinlemeye gelen insanları rahatsız etmeyin. Ağaçları da turizmi de öldürmeyin.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.