Çamlarla zeytinlerin kardeşliği!..

05.10.2014 00:04:04
A+ A-

Milas, yüzyıllardır çamlarla zeytin ağaçlarının kardeşliğinden, dostluğundan güzel örnekler sunar bu coğrafya üzerinde yaşayanlara. Zeytinle çam ağacının bu dostluğu hiç bozulmamıştır bugüne kadar; doğal felaketlere, kıyımlara ve yangınlara karşı hep yan yana olmuştur onlar. Yüzyıllar boyu süregelen bu dostluk ve dayanışma; edebiyatın çeşitli ürünlerinde de ölümsüzleştirilmiştir.

Milas'taki hâkim bitki örtüsü; çam ağacının yeşili ile zeytin ağacının gümüşi rengidir. Bu iki renk türü; Milas dağlarının, bayırlarının ve ovalarının rengidir sanki. Çamlarla zeytin ağaçlarının bu birlikteliği; ipek bir halıya benzer ve Milas'ın her tarafını kaplar. Bu durum, Milas'ın bir doğallığı ve Milas'a güzellik kazandıran, Milas'ta zenginlik yaratan iki doğa harikasıdır.

Çamlık ve zeytinlik alanlar çoğu yerde hep yan yana ve iç içedir.  Milas'ın dağ yamaçlarında zeytinlik alanın bittiği yerde çamlık alan başlar, çamlık alanın bittiği yerde ise zeytinlik alan başlar. Bu iki ağaç türü; bu bölgede yaşayan insanlar için önemli bir geçim kaynağıdır. Çamın kerestesi-odunu, zeytinin yağı ve danesi... Her ikisi de iş ve geçim olanakları yaratır yörede yaşayan insanlara. Her ikisinin varlığı; kimseye muhtaç olmama, el-avuç açmama durumu yaratır. Yokluğu ise bir fakirlik/sıkıntı belirtisidir. 2.167 kilometrekare yüz ölçümlü Milas'ın % 60'ı ormanlarla; 80 bin hektarlık ekilip-biçilebilir, ürün alınabilir kültür arazisinin 50 bin hektarı da zeytin ağaçlarıyla kaplıdır. Belki de bir başka yerleşim bölgesinde var olmayan bir coğrafi özelliktir bu.

"İ.Ö. 3. Binlerde, Sümerler; Batı Anadolulular'a, 'Deniz kıyısındaki güneş bahçesinde yaşayan insanlar' der. Firavunlar zamanında da Mısırlılar, Egeliler'e, 'Denizin yüreğinde yaşayan insanlar' der. 'Bereketli Hilal' olarak adlandırılan Nil Deltası, Mezopotamya ve Anadolu'yu, özellikle de Ege kıyılarını içine alan toprakları, tarih boyunca farklı kökenden onlarca kavim vatan seçmiş veya sahip olmaya çalışmıştır. Bunun nedeni ise topraklarının verimliliği, stratejik konumu ve güzel iklimidir. Mylasa, Karia'nın ilk başkenti, Halikarnasos ise ikinci başkentidir." (C. Canan Küçükeren, Ege'de Bir Anadolu Uygarlığı Karia, Yayınlayan: Ekin Grubu)

Bu özellikleri nedeniyle tarihte sık sık istilaya uğrayan Karya Bölgesinin halkı, bu savaşlardan yorgun düşer ve her savaşta binlerce evladını kaybeder. Bu istilacı güçlerin ilk yaptıkları şey de; Karya halkını temel geçim kaynaklarından mahrum etmek, onların direnme gücünü kırmak için zeytin ağaçlarını kökünden kesmek olurmuş. Milas'ın zeytinleri, halkı gibi çok çile çekmiş ve çok acılar yaşamış tarihte.

Köy Enstitülü ve Milas'ın Ağaçlıhöyük Köyünde doğan Ozan Maksut Doğan, Milas halkının tarihte yaşadığı çileli ve savaşlarla geçen acı ve hüzün dolu yıllarını, "Milas Şiiri" başlıklı şiirinde şöyle anlatır:"Karyalı gelinler ince belli/Keçi güdüp kıl eğirir/Günde on kez dolanıp dağları/Soğuk sular içip/Oğlan doğurur/Dağlar dolanmakla bitmez/Oğlan savaşlara yetmez/Oy Karyalı gelin/Söylemez mi dilin."

Milas zeytinleriyle çamlarının kaderi/yazgısı ortaktır sanki. Yüzyıllar boyu çamlar ve zeytinler birlikte göğüs germiş/direnmişlerdir kıyımlara, yangınlara, insanların bitmek- tükenmek bilmeyen hırslarına, acımasız saldırılarına karşı. Ama onlar kendilerine karşı yürütülen bu savaşta hiç yok olmadılar; onlar her zaman kendilerini yenilemesini ve yeniden yeniden üretmesini bildiler.

İnsan çamlarla zeytin ağaçlarının bulunduğu alanlarda bir gezintiye çıktığı zaman; ilginç görüntülerle karşılaşabiliyor. Bazı yerde büyük bir çam ağacının altında, birkaç zeytin ağacıyla karşılaşırsınız ya da yaşlıca, iri gövdeli bir zeytin ağacının altında boy atmaya, dal budak salmaya çalışan çam fidanlarıyla karşılaşırsınız. Yaylada-kışlakta veya bir köy yerinde onlar bir evin bekçisi-koruyucusu-sahibi gibi o eve kol kanat gererler. Bu görüntüler karşısında insan; doğal sürecin gelişimi karşısında hayallere dalar, bu sürecin iki ağaç türü arasında yarattığı dostluk ve dayanışma bir anlamda insanı büyüleyen efsanevi ve gizemli bir durum haline dönüşüverir birden. Bu ne sarsılmaz bir dostluk, bir aşk ve sevgidir ki; hiç bozulmadan asırlar boyu sürüyor ve bu günlere kadar gelebiliyor!..

 Bazen ormanların kardeşliği, bir ütopya olarak özlemi duyulan özgürce ve kardeşçe bir yaşam için örnek alınır ve şiirlere konu edilir. Ünlü şairimiz Nazım Hikmet bir şiirinde ne diyordu: "Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/Bir orman gibi kardeşçesine/Bu hasret bizim."

Tarihte, 'Deniz kıyısındaki güneş bahçesini.' ya da 'Bereketli hilal'in bir parçasını ele geçirmek isteyen istilacı kavimler gibi, şimdi de turizm yatırımları uğruna bu toprakların üzerindeki doğal güzellikler, çam ağaçları, zeytin ağaçları yok edilmeye çalışılıyor. Milas'ta, doğal dengelerin ve yapıların korunmasını gözetmeyen, tarihin bize bir armağanı olan zeytin ve çam ağaçlarını yok eden yatırımlara/yatırımcılara dur demek ve buna izin vermemek gerekiyor.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.