Çarşı mı Göl mü?

10.09.2014 22:48:50
A+ A-

 
Ben, Sapanca Gölü'nde yüzmeyi öğrenmiş, derinliğini efsane bir ölçüm methodu olan boy vermeyle ölçmüş ve deve güreşi yapmış,
hayatta önemli olanın düşmek değil tekrar ayağa kalkabilmek olduğunu bu oyunla öğrenmiş, açıklarından Sapanca'ya bakarken " yaşamak ne büyük güzel şey ulan, bir de herşey günah herşey yasak olmasa " diye iç çekmiş, çocukluğunda yüzmeye götürsün ve 25 kuruşluk dondurma ısmarlasın diye tüm mahalle arkadaşlarıyla beraber komşusunun 3 ton odununu Ağustos'un sıcağında öğleye kadar taşımış, sabahtan suya girip dalga çıkana kadar sudan çıkmamaktan kızarmış gözler ve morarmış dudaklarla eve dönerken mahallesindeki tüm çocukların babannesi olan Gül yüzlü Güler Teyze'nin ikram ettiği kurabiyeleriyle sırtına yapışmış midesi eski yerine geri gelmiş, yılanlarından ve yosunlarından onu kurutmak isteyenlerden korktuğu kadar korkmamış, yüzerek bir yakasından diğerine geçmeye niyetlenip dalga çıkınca büzük yemeyince ani bir "u" dönüşüyle geri dönmüş, taş kaydırma konusundaki ustalığın nasıl  çocuksu bir kendini bulma çabası olduğunu sularının  üstünde yaşamış, Ocak'ın 20 sinde elbiseler ile atlama konusunda 5 liraya iddaya tutuşmuş; bu iddayı atlayarak kazanmış ve götünün donma tehlikesi ile zatürre olmanın kıyısından son anda kurtulmuş, hayatın başlı başına bir iddaa olduğunu bu sayede anlamış, iskelelerinden suya atlamayı " Çay 1,Çay 2... "  diye bir oyun olarak oynayan bir jenerasyonda büyümüş, en çok da Çay 1 bomba diyip ahihhii diye bağırarak suya atlamaktan zevk almış," Lale'nin " bir çiçek ismi değil de sadece bir gazino olduğu yıllarda Lale'nin girişinin hemen solunda bulunan camları yosunlanmış havuz içindeki yayın balıklarının bir metreden küçük olanlarını balık sıfatına koymamış, kenarlarından tuttuğu kızılkanatları eğer bilek boyunda değilse balık tuttum diye poşetine atmamış, sularındaki bereketi çocuk gözleriyle içinden çıkan kova kova ıstakozlarla görüp hayrete düşmüş, ortaokula zamanlarımızdaki orta atlasta böylesi bereketli ve çocukluğumuzun oyun bahçesi olmuş gölünü mini minnacık birşey olarak görünce şaşırıp sinirlenmiş daha da bir kez sayfasını açmamış ama ömrü boyunca gördüğü diğer hiçbir gölde ondaki güzelliği bulamamış, o zamanlar daha bir ilkokul beş bebesiyken  "Lale'deki " düğünlerde dağıtılan gazoz ve bira şişelerini arkadaşları ile birlikte iskelenin sol tarafından 10 metre açıktaki yosun öbeğinin dibine çaktırmadan atıp ertesi gün aynı arkadaşlarla yüzmeye gelmiş gibi yaparak sinsi sinsi aynı yerden dalarak çıkartıp tekel bayisine depozitosunu almak için götürmüş, elde edilen kazançla futbol topu almış, alır almaz dikişleri daha sağlam olsun diye iç yağı sürüp iki gün bekletmiş, bekletirken etrafa yayılan köpek ölüsü gibi kokuya duyarsız hale gelmiş, çocukken Sapanca mahallelerinde oynadığı misket oyunlarında haneye dizilen baş ve başaltı misketin ne tarafta olduğunu belirtmek için sağ mı sol mu demek yerine " Çarşı mı göl mü " diye çocuksu bir belirtme yöntemini kullanmış, kıyısında sünnet olmuş ve evlenmiş, üniversiteyi kazanıp uzak bir şehre uğurlanırken sabaha kadar sönmeyen bir ateş eşliğinde arkadaşlarıyla 15 milyon bi kafayla dalga saymış ve herbirimizin ayrı bir sayı bulduğunu görünce nedenini fazla sorgulamamış, aynı soğukta donan aynı yerleri ile ikinci kez zatürre olmaktan kurtulmuş, sahiline inip de çerini çöpünü bokunu püsürünü atıp defolup gidenlere midesinden çekerek sıyırdığı sinkaflar bir ucundan diğerine yol olmuş, bu anlamda sövüp söylenmekle kalmayıp önüne gelen çeri çöpü biraz da etrafındakiler görsünler ve bir tarafından da kendileri tutsunlar diye daha bir belirgin şekilde alıp çöpe atmış, buna rağmen onların, " çöpleri biz toplayalım da işi onları toplamak olanlar işsiz mi kalsınlar " diye düşünmeleri nedeniyle o bi uçtan diğer uca yol olmuş sinkaflara bir şerit daha eklemiş, fakat birgün bu anlayıştan uzaklaşan insan sayısı artar belki umudunu da herşeye rağmen yitirmemiş,hayatının hiçbir döneminde  kurduğu hiçbir cümlede Sapanca Gölü'nün varlığını sahip olduğu bir şeyin değerini arttırmak niyetiyle kullanmamış ( yani bahçesine tarlasına göl manzarılı diye iki kat değer biçmemiş, biçmeyi düşünmemiş, biçenlerle sıçanları aynı şey olarak görmüş )  biriyim.
Ve bu yüzden gölün durumuna üzüntümün büyüklüğünü anlatmak bir cümleyle ancak bu kadar mümkün olabildi.
Lakin bir cümleyle de bayağı birşey anlatılabiliyormuş galiba!!

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.