Dikili bi ağacın olsun

10.11.2014 10:26:45
A+ A-

 
Dikili bir ağacı olmamak ifadesi Türkçe'mizde yokluğu, yoksunluğu, öyle böyle yaşayıp gitmeyi anlatırken kullanılan bir deyimdir bilindiği gibi.  
Aynı düşüncenin mesajını veren "Tığ-ı teber Şah-ı Merdan olmak, borç batağında yüzmek, ekmek parası bulamamak, serumla yaşamak " gibi birçok deyim varken en çok kullanılanın o olması hep gücüme gitmiştir.  
Çünkü dikili bir ağacın varlığı, yokluktan ziyade olsa olsa büyük bir varlığın ifadesi olmalıdır. Öyle olmasaydı Peygamber'imiz "Kıyametin koptuğunu görseniz de elinizdeki fidanı dikin.”  buyurur muydu?
Geride birşeyler bırakabilmenin en güzel vasıtalarından biri olan ağaç dikmenin, fukara edebiyatına tercümanlık yapmasına mani olabilmek için Ekim ve Kasım ayları son derece uygun bir zaman bizler için. Çünkü bu aylar Fidan dikimi içim en uygun zamandır yıl içindeki.
Bu ayda dikilen fidanlar yüksek olasılıkla tutar.
Bu iş için ayırabileceği bir yarım saati herkesin vardır muhakkak. Yapılacak şey son derece basit. Ekilecek fidanın büyüklüğüne uygun genişlikte, 70-80 cm derinliğinde bir çukur açılıp, içine biraz yanmış koyun gübresi koyduktan sonra, fidanımızı çukurun içine yerleştirip üzerini örtmek ve sonra biraz da can suyu vermekle, yokluğun değil varlığın ifadesi olan, dikili bir ağaç sahibi olmuş oluruz.
İster kastarcı eriği ek, İster napolyon kirazı, ister şöyle bal gibi bir incir ek ister heybetiyle litaretüre geçmiş devasa Sapanca cevizi, hepsinde usul hemen hemen aynıdır.
Dikili bir ağaç diye hafife alınan şey atamızdan dedemizden kalan hatıraların tapu tescilidir, orda olduğu müddetçe. O yüzden el değiştirdiğinde ya da ne biliyim kesildiğinde filan hatıralarımıza dair bir hafıza kaybı yaşarız.  
Büyümesine tanıklık ederken duyduğumuz içsel tatmin bizi mutlu ederken, bir zamanlar bizim de oralarda bir yerlerde olduğumuzun bilineceği sevinci de ayrı bir güzelliktir.
Fidanın ağaç olmaya başladığını izlemek, zamanın birşeyleri eskittiğinin değil bilhakis, birşeyleri yeşertip büyüttüğünün de  ispatı olur bizim için. Tüm bunları düşünmek bile hemen yarın ya da Gelecek olan ilk Pazar günü alıp eline bi iki fidan dikmek için yeterli bir neden değil midir!
Çocukların, çocuklarının çocukları, belki onların da çocukları diktiğin o fidanın dalından iki meyve toplasa da nefsini körlese kötü mü olur?
Ya da gölgesinde soluklanan biri "Allah razı olsun dikenden de büyüten de " dese, ya da ne biliyim üzerinde kalandan iki tane kuş nasiplense ve hepsinden senin defterine yazılan birşeyler olsa. Hiç ölmeyecekmişiz gibi dünyaya, yarın ölecekmişiz gibi Ahiret'e çalışmanın da en insani yöntemlerinden biri olmaz mı?
Dikili bir ağacın yüklenebileceği anlamlar tüm bunlarla da sınırlı kalmaz.
Çocuğuna bu işi bir oyun göstermen onun karakter oluşumuna büyük katkı sağlar. Sorumluluk duygusu kazanıken, mülkiyet kavramını tüketerek değil, üreterek öğrenmiş olur.  
Bir başka öneri, annen-baban terk-i diyar eder dünyadan, iki fidana isimlerini verirsin, büyüyünce yapraklarının hışırtısı annenin şefkatli dokunuşunu, gövdesindeki heybet babandaki ağarlığı hatırlatmaz mı? Onları çocuğun da görür. "Bu ağaç dedemden, babanemden-ananemden hatıra" der daha bir sevgiyle gözetir kollar onları. Ve nihai olarak da sahip olduklarının kıymetini bilme düsturunu kazanır.
Ez cümle dikili bir ağacı azımsamamak lazım.
 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.