Doğaya ağıt, insana serzeniş…

07.07.2015 13:26:17
A+ A-

O zamanlar köy hâlâ gelişimini tamamlamamış bir çocuğu andırıyordu. Evler, işyerleri o kadar şatafatlı bir evrim geçirmemişti. Sokaklar hâlâ taş döşeli, evler ise ahşaptan yapılmıştı. Köy yerinde herkes bir birini tanır ve hürmet ederlerdi… Evlere diğer büyük şehirler radyo sayesinde girerdi… Zeki Müren’in sesine hayran olan insanlar onu hiç sarı saçlı, nazik bir insan olarak tanımıyordu. Ankara’nın uzak, İstanbul’un ise Avrupa da olduğunu düşünürlerdi. Köydeki erkeklerin hiç biri askerlik dışında köyden ayrılmadığı belliydi. Yabancısı olmuşlardı başka kentlerin, kendi taşraları dışında başka taşra olmadığını, para kazanmanın onursuz kavgasını tatmamışlardı. Televizyonun ne olduğunu bilmezlerdi, telgraf tellerinin ne işe yaradığını da. Onların en büyük bilgeliği: yaşadıkları doğaya hürmet ve sevgiydi, tarlanın nasıl ekileceği, ağaçların nasıl budanacağı, hayvanların nasıl bir ilgiyle besleneceği gibi bilgelikler. O büyük şehir insanları da böyle bir konuda onlardan eksikti.

Yağmur dört mevsim eksik olmazdı bu taşra köyünde, henüz tuhaf isimlere sahip tesisat döşeyicileri, enerjiyi dereden var etmeye çalışan insanları tanımamışlardı. Yaşadıkları coğrafyanın doğal görüntüsünün bozulma kaygısı yoktu. Dinamitlerle patlatılan dağların yüreklerinde kopan taşlar, düşmemişti evlerine, insanlar o zamanlar ormanların bir gün sonsuza kadar yaprak dökeceklerini bilmezlerdi. Çok sonra fark edeceklerdi, doğanın tükenilebilir enerjiye dönüşüm için talan edileceğini… Dinamitleri, kazı araçlarını çok sonra fark edeceklerdi.

Şirketler doğaya el uzattıklarında kutsal sayılan derelerine yavaş yavaş ağıtlar yakılmaya başlanacaktı. Yaylarında ki o temiz havayı dönüşü olmayan çıkmaz bir yola sürükleyen insanlar karşısında hiçbir şer yapamayacaklardı. Köylerini boşaltacaklarını, sürgünlerle daha önce sadece radyodan tanıştıkları büyük kentlere yol alacaklarını çok sonra fark edeceklerdi. Köy sonbahar ayını anımsatan göç mevsimiyle, enerji uğruna katledilen doğanın hayalini bohçalarına saklayıp dağılacaktı dört bir yana…

Karadenizli yaşlı bilge teyze şöyle ifade etmişti; ‘’Allah bize zamanında çok oyunlar oynadı, yağmur yağdı heyelan oldu, evlerimiz yıkıldı. Biz o zamanlar her şeyin üstesinden gelmeyi başardık, şimdi bunlar Allah’tan beter bizim evleri başımıza değil, bohçamızı sırtımıza verip köyümüzden artık defolun diyorlar.’’

(Karadeniz bölgesinde şu anda onayı verilmiş onlarca HES projesi var.)                                            //JAN DEMİR

"Yeryüzü basitçe insanoglu için bir erzak deposu ve çöp kutusu degildir. Yeryüzü`nün felaketimiz pahasina gözardi ettigimiz kendi gereksinimleri ve dinamigi vardir. "(Mary Mellor)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.