Gümüşkum sahiline sahip çıkmak, doğaya sahip çıkmak... -1-

13.08.2015 11:41:09
A+ A-

Davultepe’ye sahip çıkmak, doğaya sahip çıkmak -1-

Çevre Bakanlığı çevreye duyarlılığın önem kazandığı 1990’ların başında ve DYP-SHP koalisyonu döneminde kendi adıyla kimliğe kavuşmuş bir kurum.

Türkiye’nin koalisyonlu yılları boyunca varlığını sürdürmüş ama 2003 yılında Gül’den bayrağı devralan Erdoğan'la birlikte önce Orman Bakanlığının, 2011'de ise Şehircilik Bakanlığı şemsiyesi altına girmiş.

Çevre ve Ormanın bir arada olduğu dönemde kentlerdeki mesire yeri olarak kullanılan kimi alanlarla ilgili düzenlemeler yapıldı. Örneğin Mersin özelinde Kuyuluk, Erdemli çamlığı, Anamur’daki Pulluk I ve II. Ormanlık alanlarıyla Mersin-Erdemli arasındaki Davultepe Gümüşkum sahilindeki koruluk küçük düzenlemelerle günü birlik nefes almak isteyen halka ve çadırcılara kucak açtı.

2011 seçimleri sonrası devlet kurumlarını yeniden reorganize etmeye soyunan Erdoğan'lı AK Parti iktidarı İmar ve İskan Bakanlığının yerine Şehircilik adıyla yeni Bakanlık ihdas edince Çevre’yi Orman’dan koparıp oluşturulan bu yeni bakanlığın kimliği altına aldı. Ama yukarıda zikrettiğim mesire alanlarını bir gece içinde Tabiat Parkları kategorisine sokup, Orman ve Su Bakanlığına bağladı.

Böylece Orman Bakanlığı sadece su işlerini bünyesine almakla kalmadı. Ülke genelindeki 40 Milli Park ile (Uludağ, Ağrı, Troya, Yedi Göller, Kazdağı vs.) ile toplam 82 bin hektardan oluşan 184 Tabiat Parkının da yetki ve sorumluluğunu üstlendi.

Milli ve milletlerarası ender bulunan tabii ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip doğal yerler Milli Parklar olarak tanımlanırken, bitki örtüsü ve yaban hayatı özelliğine sahip, manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenmesine uygun alanlara tabiat parkları deniyor.

Bu geniş tanıma hangileri uyar bilemem ama örneğin 2011'e kadar mesire sahası olarak anılan 8 alan, bir anda tabiat parkı kimliğine kavuşuyor.

Bunlar; 100. Yıl (Gümüşkum) Tabiat Parkı, Kuyuluk Tabiat Parkı, Çamdüzü Tabiat Parkı, Erdemli Çamlığı Tabiat Parkı, Karaekşi Tabiat Parkı, İncekum Tabiat Parkı, Pullu 1 Tabiat Parkı, Pullu 2 Tabiat Parkları ve Mersinin doğası gereği bunların çoğu sadece orman değil, denize kıyısı olan doğal kumsallara, plajlara sahip eşsiz cennetler…

Gelelim makaleye konu olan Davultepe'deki 100. Yıl (Gümüşkum) Tabiat Parkına…

Çeşitli orman ağacı türleri gölgesinde, temiz bir sahilde günübirlik piknik yapma olanağı sağlayan bu vaha yaklaşık 230 dönüm büyüklüğünde ve ortalama her yıl 40 bin civarında konuğa ev sahipliği yapıyor.

Yaklaşık 2 km uzunluğunda ince kumsala sahip Gümüşkum parkı Çevre ve Orman Bakanlığı döneminde bir süre Çevre ve Orman Müdürlüğü tarafından halka hizmet veriyor. 2009-10 yıllarında ise Mersin Valiliği’nin öncülüğündeki Mersin Çevre Koruma Vakfı (MEÇEV) tarafından Davultepe 100. Yıl Tesisleri Halk Plajı ve Piknik Alanı adıyla işletiliyor.

2011 yılında önce Mersin İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’ne ardından 2012’de Bakanlıkların yeniden yapılanması sonrası Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Orman ve Su İşleri Mersin Şube Müdürlüğü’ne bağlanıyor. Davultepe 100. Yıl Tabiat Parkı adıyla ve söz konusu kurumca hizmete alınıyor.

Tıpkı 2010 yılında Erdemli Belediyesince Çevre ve Orman Müdürlüğünden devralınıp 5 yıl boyunca işletilen ve 2015 Mart ayında sürenin dolmasıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 7. Bölge Müdürlüğüne bağlı Mersin Şube Müdürlüğünce Belediyeden geri alınan Talat Göktepe mesire alanında olduğu gibi…

Ama Davultepe'deki bu vahanın hem Mersin hem de Türkiye genelindeki tüm Tabiat Parklarından çok farklı bir ayrıcalığı, özel kılan hususiyeti var.

Dünyada nesli tükenmekte olan ve Akdenizdeki eski yuvalama alanları gittikçe azalarak 120 km2 ye kadar düşmüş olan bir cins deniz kaplumbağasının son sığınma alanı burası.

Öyle ki C.mydas türü kaplumbağaların Akdeniz sahillerindeki toplam 1000 civarındaki yumurtlama yuvasının 100 civarındaki bölümü bizim Gümüşkum adıyla ünlenen Davultepe Çamlığıyla kumsalı arasında kalıyor. C.mydas türü deniz kaplumbağalarının %10’u her yıl biraz daha zorlaştırdığımız, gürültü, ışık, her çeşit insan ve hayvan saldırısı altında bu sahile vurup yumurtalarını milyonlarca yıldır genlerine işlemiş haritaları sayesinde bırakıyor.

Başka ülkelerde olsa koruma altına alınması, piknikçiler bir yana o kaplumbağaları rahatsız edecek her türlü dış etkiden arındırılıp dünya mirasına sunulacak bir alana reva gördüklerimiz insanı çileden çıkaracak cinsten.

Örneğin sağı solu yapsatçıların rant alanı olarak deniz sitelerine kurban edilmiş. Yetmemiş; yürüyüş yollarının yüksek engebeleri nedeniyle yavruların denize ulaşmalarına set çekilmiş. Komşu sitelerin  ve kamp alanının çevre aydınlatması yavruların yönünü bulmalarına, pusulalarını şaşırmalarına engel olmuş ama ister Çevre, ister Orman adıyla işletmeciliğe merak salan devlet kurumlarının pek umurunda olmamış. Bu da kesmemiş olacak ki, günübirlikçilerin gürültüsü, bıraktıkları atıkların peşinden gelen köpeklerin kaplumbağa yavrularına musallat olmalarına kimse dur dememiş bugüne kadar...

Ve gelmişiz bugüne, bugünlerde çok farklı bir tartışmanın kucağında buluyoruz kendimizi…

Sadece insanlığın değil, asıl doğadaki korunmaya muhtaç canlıların yaşaması ve türlerinin devamı için gözbebeğimiz gibi korumamız gereken Davultepe' deki alanla ilgili gelişmeleri ve rant adına göz dikenlerin hesaplarını anlatmayı sürdüreceğim ama bir sonraki yazıda...