Davutoğlu cem evi postuna otururken bizim xızır suya gömülüyordu...

26.11.2014 20:32:04
A+ A-

Şöyle kentlerin kasvetinden sıyrılıp yurduma dersime geri döndüğümde yaşlı bir amca bana şunu demişti. Benden sana söylemesi dere kenarırına ev filan yapma ömür boyu hes şirketleriyle uğraşırsın. Haklı amcamda ancak bizim dersim coğrafyasının özü dağlar ve nehirlerdir. Dere kenarına yerleşsek hes, dağ başlarna sığınsak kalekol siyanürle altın ayrıştırma ve daha nicesiyle karşı karşıya kalacağız. En iyisi kalıp mücadeleyi seçmek, direnmektir dedim amcama. Lakin o ne kavgalar görmüştü. Bizimkilerin yüzünde şekillenir yaşadıkları. Artık sınıfsal,ulusal,inançsal mücadelenin yanında çevre içinde bedel ödeyen bir halkız. Türkiyenin bir çok yeri çevre katliamlarıyla yüz yüzedir. Ancak dersimdeki bu tahribat en çok insanın doğasını kuşatma yani insansızlaştırma politikasısıdır. 38'katliamıyla birlikte sürüldük. sonrasında 90'lı yıllarda köylerimiz yakılarak sürgün yollarına düşürüldük. Her defasında eksikte olsak geriye döndük. Köklerimiz üzerinde yeşermeye devam ettik. Barajlar bizim için üçüncü ve dönülmez sürgündür. İnsanı doğasını kuşatarak yok etme TC devletinin yeni dönem katliam ve sürgün harekatıdır...

Dersim üzerinde bir çok baraj projesi olduğunu artık herkes bilmektedir. Munzura dokundurtmadık belki ama diğer tüm dere ve nehirlerimize dadandılar. Özellikle peri suyu üzerinde sayısız baraj inşa edilmektedir. Limak ve Bilgin holdinglerin yaptığı bu barajlar adeta devletin tüm olanaklarını ellerinde bulundurarak çalışmaktadırlar. Dersim, Elazığ ve Bingöl sınırına kurulan pembelik barajına karşı köylülerimizle birlikte verdiğimiz mücadele sonucunda yaşadıklarımız ders alınması gereken tecrübelerdir. Peri suyunda peri özgür köylü hareketi olarak verdiğimz onurlu çevre mücadelesi tarihe geçecek militan bir mücadeledir. Devletin her türlü gücü karşısında sonuna kadar tavrını ortaya koymuş toprağına, suyuna ve geleceğine sahip çıkma bilinci yaratmıştır.

Acele kamulaştırma yasasıyla topraklarımıza zorla el koyularak başlayan çalışmaya karşı şirketin karşısına direniş çadırı kurup iki yıla yakın can pahasına direnişimiz sürmüştür. Acele kamulaştırmaya karşı açtığımız davaları kazanmamıza rağmen hiç bir devlet kurumu bu kararı uygulamadı meclisten yeni kamulaştırma yasaları çıkartılarak asker ve özel güvenlik eşlğinde çalışmalarını sürdürdüler. Verdiğimiz mücadeleye bir inat devlet tüm gücünü kullanarak gece baskınıyla köylüleri heligopterlerle alıp direniş çadırını yıkıp bölgeyi ateşe verdi. Yaşam alanları için direnenlere göz dağı vermek amaçlı her şey deneniyordu. Cezaevlerinde dahi her türlü yıldırma politikalarıyla karşı karşıya bırakıldık. Ancak çıktığımızdada mücadelemizi sürdürdük.

Kadastro, hazine, ormaniye köylünün yüzyıllardır ekip sürdüğü toprakları hazine yada orman yaparak şirkete peşkeş çekmiş. hakim savcılar şirketten yana kararlar vermiş. kaymakam valiler köyüleri tehdit etmiş. aker poliste sürekli saldırı gözaltı ve tutuklamalarla bu mcadeleyi bitirme çabasına girmişlerdir. Dahası köylerimize girişler yasaklanmış sabah akşam ifaedeye çağrılıp sürekli hakkımızda davalar açılmıştır...

Tüm bunlara karşın birde yıllardır aynı ekmeği suyu paylaştığımız insanlarımızı küçük çıkarları karşısında yanlarına çekip bize karşı kullanmışlardır. Yaşam alanlarımız ve inanç merkezlerimiz suya gömülürken dersimi ziyaret eden başbakan davutoğlu cem evinde posta oturtulup ağırlanırken ne o el ayak öpen dedenin yüzü kızarmış nede hemen alt tarafta ortakları oldukları limak şirketinin sularının yükselerek dayandığı uzun çayır barajına gömülen gole çetuyu görmeyen davutoğlunun alevi açılım yalanlarını onca polis korteji arasında kendisine hatırlatabildik.

Evet pembelik barajı bitmek üzereyken imar planı olmadığından kaçak çıkmıştır. Elazığ idare mahkemesine açılan yürütmeyi durdurma davası kazanılmış olup mühürlenmesi gerekirken suyu tuttular. Şantiyenin karşısına açtığımız direniş çadırının imar planı yok diye operasyonla yıkan devlet koca kaçak baraja dokunmamaktadır. davutoğlu cem evinde o posta otururken bizim xızır suya gömülüyordu.Şimdi xarik köyünden çoçukken düşlerimizdeki gibi artık akmayan o nehire periye bakıyorum da ölüm gibi geliyor. Boğaz köprüsü olarak tabir ettiğimiz direniş köprümüz çırıl çıplak kalmış ortada. Ormanlarımız kesilmiş, mezarlarımız dahi sürgün edilmiş.Hadi hukuksuzluğu bir tarafa bırakalım. AKP hükümetinin bu pervahsızlığı, bu doğa düşmanlığı, sermayeyle ortaklığı bizim düşüncelerimizi doğruluyor. Bu zorbalık sayesinde belki çatırdayacak bu kirlilik. Ancak insanların bu duyarsızlığına anlam vermek zor. Köklerini kendileri söküp atarlarken o başeğmeyen halk bu mu diyerek umutsuzluğa kapılıyor insan. Yaşam alanları ve değerleri için ölümü seçen bir halkın emeği burası. Özlemi, hasreti, sevdası.Çatılar sökülüp yüzyıllardır ekilen bağ bahçesini düşüncesizce kesen köylülere mi yanalım. İşbirlikçilerin can sıkıcı havasına mı, Parasının gücüne dayanan LİMAK şirketinemi, yoksa  kendi hukukunu boşa çıkaran TC devletinin bu sevimsiz açılımlarına mı. Ama bir şey var ki biz kazanacağız…

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.