Kırkpınar Sahili'ndeki şifreler

08.12.2015 00:26:56
A+ A-

Bir düşünürün kelimelerle ilgili şöyle bir sözü var. Diyor ki:

"Kelimeler, asıl söylenmek isteneni gizlemek için varlardır."
Bir de asıl söylenmek istenen şeyin herhangi bir kelime ya da cümle kullanmadan söylemesi gibi bir usül vardır. 
Bu bazen bir bakış, bazen bir tavır, bazen bir işaret, bazen de gizli saklı bir mesaj olabilir. 
Çok kısa, çok net ve çok sessiz olsa da böyle bir şekilde verilen mesajla yapmamız yada yapmamamız gereken şeyin ne olduğunu hemen anlayıveririz.
Gelin Kırkpınar sahilinde bulunan ve ilk bakışta pek dikkat çekmeyen; fakat durup biraz düşününce gayet yüksek bir zeka kullanılarak gizlenmiş birkaç mesajın şifrelerini hep beraber çözmeye çalışalım.
Kırkpınar Sahilinin Sapancamız'ın en gözde yerlerinden biri olduğu, Sapanca'yı bilen bilmeyen herkesin malumu olan birşey. 
Göl kenarında bulunan bir kordon olarak Kırkpınar sahilinin Havaalanıyla beraber Kurtköy'e olan uzaklığı, burayı hem yürüyüş hem koşu hem de bisiklet turları gibi aktiviteler için son derece ideal hale getiriyor. Önemli bir bölümünün araç trafiğine kapalı olması da özellikle ailelerin çocuklarıyla birlikte rahat bir şekilde zaman geçirebilmelerine imkan sunuyor.
Öyle ki; çarpık kentleşmenin ülkemiz için en temel sorunlardan bir tanesi olduğunu düşündüğümüzde Kırkpınar Sahili'nin varlığı Sapancamız için daha büyük bir değer olarak öne çıkmakta.
Belli ki belediye bu durumun farkında olarak Kırkpınar Sahili'nin bu şekliyle kalabilmesi ve araç istilasına uğrayıp zarar görmemesi için bir takım haklı önlemler almış.
Sahil Caddesi'nin Melih Kibar Caddesi'ne kavuştuğu yer itibariyle yolu ikiye ayırmak için döşenen labutlar, bu önlemlerden bir tanesi ve sözünü ettiğimiz şifreli mesaj tam da bu labutların yolu ikiye ayırırkenki konumlanmasında gizlenmiş vaziyette.
Söz konusu labutlara yüzünüzü Kurtköy'e doğru çevirerek baktığınızda labutların kıyıya daha yakın bir şekilde konumlandırılarak gidiş yönünde ancak bir arabanın geçebilmesine imkan bıraktığını görüyorsunuz.
Mesaj çok açık : 
"Ya arkadaş buraya gelip buranın tadını çıkaracaksan arabayla gelme kardeşim. Bisikletle gel, yayan gel, koşarak gel, al gazeteni kitabını oku, otur şu şık banklara gölü izle, eşinle dostunla muhabbetini yap ama buraya arabayla gelme. Her yere arabayla geldin buraya da gelmeyiver kardeşim neydi yani!"
Sonra aynı yerde bu defa da yüzünüzü Sapanca'ya doğru çevirerek baktığınızda, söz konusu labutların dönüş yönünde araçlar için gayet rahat bir gidiş olanağı bırakacak kadar geniş konumlandığı dikkati çekiyor.
Burada da mesaj gayet açık :
"Ya kardeşim yazmadık, çizmedik, saksıyı biraz çalıştırıp belki anlar da buraya arabayla gelmezsin dedik ama olmadı. Öyle böyle madem bir şekilde geldin, al şimdi arabanı rahat rahat uza burdan. Bak senin rahatça yolunu alabilmen için geniş mi geniş bir alan bıraktık."
Vallahi kim akıl ettiyse helal olsun. Helal olsun olmasına da biz bu kadar inceliği hak ediyor muyuz, bir de o var?
Orada göle araba düşürecek kadar mala bağlayan da; aşka gelip kışın ortasında dansöz oynatan da biz değil miyiz?
Sen gelmişsin bize incelikli mesajlar veriyorsun. 
Hem labut diksen ne olur ki? Diktiğin günün haftasında titiz uğraşlarımızla onları kesip göle atan biz değil miyiz?
Gelmişsin mesajdan bahsediyosun. 
Sen bizim sana verdiklerimizi görmüyor musun?
Görmüyorsan özellikle hafta sonu sabahları ardımızda bıraktığımız kırık dökük bira şişelerine, sağa sola savrulmuş cips artıklarına, küçük tepeler olmuş kuru yemiş kabuklarına bak. 
Yetmedi mi? Otoban tarafındaki duvara yaklaş ve havadaki o kesif sidik kokusunu bir bak. 
O da mı yetmedi? Git o zaman asil mi asil kaidemizi örten pantolonumuz kirlenmesin, motoru bozmayalım diye altımıza serdiğimiz rüzgarda uçuşan gazete kağıtlarına bak.
Daha hala almadıysan mesajı ben sana ne diyeyim?
Gayet açık diye düşünüyorum: "Buralar bizim kardeşim. Yeriz, içeriz, içine eder gideriz." 
Aldım mı şimdi mesajı? Labut dikiyormuş da yolu ikiye ayırıyormuş! 
Bir de gelmiş küfür eder gibi çöp tenekeleri koymuş yanı başımıza. Kullanan mı var da çöp tenekesi koyuyorsun. 
Ama niyetini anlamadığımızı sanma. Çöpümüzü, pisliğimizi karşımızda göl dururken o kutulara atmayacağımızı sen gayet iyi bilirsin. Senin derdin başka.
Çöp kutularını koyduruyorsun burnumuzun dibine ki midemiz bulansın, iki lafın belini kıramayalım şunun şurasında. Hiç mi saygın yok kardeşim bize burnumuzun direği kırılıyor. Biz uzaklaştırdıkça sen getiriyorsun. Biz devirdikçe sen kaldırttırıyorsun.
Ama boşuna uğraşma, başa çıkamazsın bizimle.
Yok hala almadıysan bizim şifreli mesajı, bir daha söyleyeyim pampa.
"Biz yeriz, içeriz, ortalığın içine eder gideriz. "
 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.