Köyümün deresi çalındı

26.10.2014 16:53:26
A+ A-


Çocukluğumda Samsun'da oturuyorduk.
Yaz aylarında, fındık toplama döneminde Trabzon'da köyümüze gidiyorduk.
Köyümüz Ziganoy; gözlerden uzak, dağların arasında bir vadideydi. 
Samsun-Trabzon otobüsünden iner, Trabzon-Ayvasıl (sonradan Çağlayan oldu) minibüsüne biner, yarım saat kadar süren bir yolculukla Ayvasıl'a vasıl olurduk. Yarım saatin çok uzun olduğu yıllar...
Ayvasıl'dan itibaren dağa doğru; derenin kenarından, ekşi ve toz kokulu fındık ağaçlarıyla bezeli vadiden köye doğru yürüyüş başlardı. Kayalar üzerinden atlayarak dereye kavuşmaya çalışan sular zaman zaman yolumuzu keser ama birilerinin koyduğu atlama taşlarına basarak o suları geçerdik.
Gürül gürül akan derenin sesi, cıvıl cıvıl kuş sesleri, seyrek olarak da kurbağalar...
Küçük bacaklar için yorucu yolculuk ama sonunda dereye kavuşmak var.
Yol boyunca hep aklımda; annemi ikna etmek ve bir an önce dereye yüzmeye gitmek... Samsun'da da deniz var ama derede yüzmenin tadı başka.
Derenin belli bölgeleri, önüne taşlar ve çalılarla set yapılarak yüzmeye uygun hale getirilirdi. O kadar ki; kayaların üzerinden balıklama atlanırdı. 
Derenin yüzülecek o kısımlarına ''göl'' denirdi. O göllerin isimleri vardı. Fosi gölü, Kazan göl, Lagana...
Biz, şehirden gelen çocuklar mayolarımızdan, bir de derenin kenarına bıraktığımız çoraplarımız ve ayakkabılarımızdan belli olurduk. Bizim mayolarımız vardı. Köydeki çocuklarının patiskadan donları... 
O donlarla suya atladıklarında bir elleriyle donlarını tutarlardı. Havadayken donu kaybetmek var... Suya atladıklarında ise don hava dolar; çocuk suya girince donun bir kısmı balonlaşıp yukarıda beklerdi.
Zamanımız genelde gölde yüzmeyle geçerdi. 
Çoğunluğu akrabam olan, çocukluğumun arkadaşları şimdi nerelerde kim bilir?
Göllerden bazıları yasaklıydı. Çok tehlikeliymişler, çok derinmişler ve su aşağı çekiyormuş. O göllere uzaktan bakmaya bile çekinirdik. Hatta dedem çocukluğunda Kazan göl'de boğuluyormuş, zor kurtarmışlar..
Babam, dedem hep o derede yüzmeyi öğrenmişler. Dedelerimin dedeleri o göllerde yüzmüşler, kayalardan tikkili guba (balıklama) atlamışlar.
Köy tatillerimiz 13-14 yaşına kadar sürdü. Fındıklıklar satıldıktan sonra da köy ile ilişkimiz iyice zayıfladı. Köyümüz, dere hep anılarımda yaşadı.
Uzun yıllar sonra dahi fındık yapraklarının kokusu, derenin şırıltısı hiç gitmedi. En güzel yüzme havuzları, en güzel denizler o tadı vermedi. Hala tezgahtaki yaş fındığın kokusu; düşmemek için fındık dallarına tutunup, bağıra çağıra dereye koşmalarımızı, acele soyunup suya atlamalarımızı ve köyümün içilecek kıvamdaki tertemiz deresini hatırlatır.
O dereyi çocuklarıma da anlattım. Heyecanla... Heyecanıma pek anlam veremeseler de dinlediler. Hep gitmek istedim ama bir türlü gidemedim.
2003 yılında nihayet bir fırsat yarattım. Oğlum 9 yaşındaydı, tam benim derede yüzmekten tat aldığım yaşlarda...
Birlikte gidecek; oğlumla birlikte derede yüzecektik.
Ayvasıl'dan köye giden yola asfalt döşenmişti. Yol derenin uzağın geçtiği için olsa gerek, derenin şırıltısı gelmiyordu. Belki araba gürültüsünden, kuşların cıvıltısı da duyulmuyordu.
Nihayet yol derenin kenarına indi. Dere yok...
Derenin olduğu yerde; bakımsız kasabaların sokak aralarından akan bulaşık suları gibi ince, kahverengi bir su akıyordu. 
Dere çalınmış... Dereyle birlikte çocukluk anılarım çalınmış...
Benim benim oğlum hiç derede yüzmedi. Benim oğlum hiç ağaca tırmanmadı. Onun oğlu da ağaç göremeyecek.
Babamın, dedemin, büyük dedelerimin yüzdüğü derede benim oğlum yüzemedi. Yüzlerce, binlerce yıldır oradan akan dere yok olmuştu. 
Elim cebimdeki telefona gitti. Yaşamımı kolaylaştıranların simgeydi o an... Benim şehirdeki yaşamım kolaylaşsın diye köydeki dere gitmiş.
Telefonumu versem, dereyi geri alabilir miyim?

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.