Land Art sanatı üzerine

09.11.2015 19:03:19
A+ A-

İnsanoğluna yaşaması için gerekli olan her şeyi sunma cömertliğini, her şeye rağmen halen daha göstermekte olan doğa, insanlara tüm besinlerini çeşitli yollarla vermekte, gölleriyle -yağmarıyla su ihtiyacını karşılamakta, sunduğu türlü malzemelerle insanların barınaklar yapmasına olanak vererek onların dış koşullardan korunmasında etkili olmakta, türlü şifalar sunarak onları hastalıklardan korumaktadır.. Kısacası doğa, saymakla bitiremeyeceğimiz nimetleri ile insanoğlunu bağrına basmış, ona konforlu yaşam için gereken her şeyi sağlamıştır. Tüm bunların karşılığında ise insanoğlu doğaya olan şükranını, onu pek de memnun etmeyecek şeklide sunmuştur.
Özellikle sanayi devriminden sonra gelişen teknoloji ile beraber; kentlere göç artmış ve kentlerdeki barınma sorununu gidermek amacıyla geniş alanlar betonlaşmış, fabrika ve otomobil sayıları artmış, barajlar inşa edilmiş, yollar yapılmış, ormanlar çeşitli sebeplerle yok edilmiş ve nihayet "doğaya müdahale" tehlikeli boyutlara ulaşarak günümüzde insan hayatını tehdit etme noktasına ulaşmıştır. İnsan faktörünün bugünkü kadar etkin olmadığı zamanlarda, kendini sürekli olarak yenileme ve değiştirme gücüne sahip olan doğa, insanların kendi menfaatleri doğrultusunda doğayı sömürmeye hakları olduğu düşüncesi ve bu düşünce etrafında gerçekleşen doğaya zararlı müdahaleleri ile kendini yenileme gücünü günden güne kaybetmiş ve insanların yaşaması için gerekli ortamı sağlayamamaya başlamıştır.

Doğanın bu yıkımının farkında olan bir grup sanatçı, farkındalıklarını insanlarla paylaşmak ve dikkatleri tekrar doğaya çekmek amacıyla yalnızca doğadan alınabilecek malzemeleri kullanarak bir takım sanatsal faaliyetlerde bulunmuş ve land art sanatının temellerini atmıştır. Onlar doğaya bombalar ya da betonlar yerine sanatla müdahale ederek ona olan şükranlarını kendi yöntemleri ile sunmuşlardır.
1960'lı yıllarda temelleri atılan land art sanatının ortaya çıkmasındaki etkenlerin bir diğeri ise bu sanat dalının ortaya çıktığı yıllarda tüm dünyada meydana gelen siyasi gelişmelerdir. Dünya savaşları dolayısıyla ortaya çıkan ekonomik bunalımların ardından gelen işsizlik sorunu, ırk ayrımcılığının yaygınlaşması ve dünyanın her köşesinde bu tutumdan dolayı katliamların ve ayaklanmaların yaşanması, sömürge halindeki ülkelerin tek tek bağımsızlığını ilan etmesi, ülke başkanlarına karşı işlenen suikastler ve askeri darbeler 1960'lı yıllara damgasını vuran gelişmelerdir. Yine bu dönemde gerçekleşen devrimlerle, kapitalizme alternatif olduğu ileri sürülen bir sistem olan sosyalizmin, geçerlilik kazanması gerçekliği ile insanlar arasında eşit hak ve özgürlük arayışı yükselmiş, gelenekselci yapılara, seçkinlere ya da kapitalizme tepkili olan kitleler seslerini yükseltmeye başlamıştır.    
Toplumun bir parçası olması dolayısıyla toplumdan bağımsız olamayacak olan sanatın ve de sanatçıların da, tüm bu kaos dünyasından etkilenmemeleri imkansızdır. Yaşanan istenmeyen olaylara ve dünyanın gidişatına tepkili olan sanatçılar, dünyada kaosa yol açan tüm siyasi gelişmelere ve özellikle karşılarında durdukları kapitalizme olan tepkilerini göstermek amacıyla sanatı; galerilerden, müzayedelerden, kısacası sanatın ticari gelir unsuru olduğu tüm kurumlardan çıkararak doğaya taşımışlardır. Sanatçılarının siyasi duruşlarıyla paralel olarak ortaya çıkan land art akımı sayesinde, sanat artık yalnızca galerilerde belli kişiler tarafından haftanın belli günleri ve saatleri görülen ve belli başlı malzemelerle icra edilen bir iş değildir. Dünyanın her yeri müze, dünyanın sanatçılara sunduğu her türlü malzeme boya ya da fırça olabilir land art sanatçıları için. Ayrıca yine bu sanat dalının ortaya çıkış amacına paralel olarak sanatçı hiçbir maddi kaygı gütmez. 

Herhangi bir land art eseri, dünyanın herhangi bir köşesinde belki sanatçısının bile bir daha gidemeyeceği bir yerde olabilir. Bazen kimsenin umursamadığı bir çölde, bazen çöp arazisi olarak terk edilmiş bir dağın başında, bazen de denizin ortasında. Böyle durumlarda eser yalnızca fotoğraflarla ya da videolarla tanıtılır. Eserin fotoğrafları elden ele dolanırken o, kendi yaşam alanında yavaş yavaş doğaya karışarak yok olur gider. Kimi zaman ise land art eseri şehirlerin tam göbeğinde insanların en yoğun olduğu yerlerde uygulanır. Böylece insanlara doğayı hatırlatma amacı doğrudan sağlanmış olur.

Land art sanatçılarının insanlara hatırlatmaya çalıştığı mevzulardan biri de "değişimdir". Aynı zannettiğimiz her yer aslında her gün hatta her an farklıdır. Pencereden baktığımızda gördüğümüz manzara, bulut miktarına, güneşin geliş açısına ya da hava durumuna göre sürekli değişim geçiren bir yerdir. Aynı derede iki kere yıkanılamayacağı gibi, dünya üzerindeki herhangi bir manzaraya iki kere bakmamız söz konusu değildir. Land art eserleri bu görüşün somut kanıtlarıdır. Aynı yerde aynı şekilde duran eser doğanın bir parçası olduğu için o anki koşullara göre sürekli değişim geçirmek durumundadır. Ayrıca çevre ile bütünleşik olan bu eserler, o doğa parçasından yalnızca bir tane olduğu için tekrarlanamazlar. 

Aslında resim ve heykel sanatçısı olan Robert Smithson akımın en önemli sanatçılarından biridir ve aynı zamanda öncü sanatçısıdır. Land art sanatının en bilinen eserlerinden biri olan ve Utah'daki tuz gölü kıyılarında endüstriyel atık alanı olarak kullanılan bir alanda inşa edilmiş olan Spiral Jetty, Robert Smithson'a aittir ve sanatçının da en bilinen eserlerinden biridir. Spiral Jetty, sarmal şeklinde iç içe geçmiş kayalardan oluşmakta ve sonunda bir çıkmaza açılmaktadır. Eser ancak kamyonlarla ve de buz dozerlerle ortaya çıkarılabilmiş oldukça büyük ölçekli bir çalışmadır. Eserin diğer bir özelliği ise mevsimlere ve hava şartlarına göre başkalaşım geçirmesidir. Kışın beyaz buz kütlesinin üzerinde kalan kayaların oluşturduğu gri beyaz şekil, yazın ise kayalarda oluşan yosunların suya verdiği renge göre biçimlenir.
Sanatçının bir diğer önemli eseri ise yüzen adadır. Amerikanın gökdelen cenneti olarak bilinen Manhattan da 1970-2005 yılları arasında sergilenen eser, toprakla doldurularak ağaçlandırılan kütlenin bir romörkör ile yüzdürülmesiyle oluşturulmuştur. Şehir yaşantısına adapte olmuş insanların ayağına doğayı getirerek insanların bir an bile olsa düşünmelerini amaçlayarak yapılan bu eser amacına ulaşmış olmalı..
Christo ve Jeanne Claude  aynı yılın aynı günü doğmuş daha sonra aynı hedef için atan kalplerini birleştirerek hem birbirlerine hem de işlerine büyük bir aşkla bağlanarak uzun yıllar boyunca,  önemli eserler meydan getirmişlerdir. Eserleri gelip geçici olup yine land artın temel özelliğini taşıyarak yapıldığı mekana ait kalmıştır. Çift projelerinde genellikle kumaş kullanmayı tercih etmiştir. Ancak her eser için farklı tipte kumaş kullanmış olsalar  bile bu kumaşların temel özelliği hiçbir yapay katkı maddesi içermeyen doğal ve yeniden işlenebilen kumaşlar olmalarıdır. Kumaş kullanmasının amacı ise kumaşın dinamik bir malzeme olması dolayısıyla, ufak temaslarda ya da sert rüzgarda farklı görünümlere bürünebilmesidir.
Çiftin kuşkusuz en önemli eseri  1983 yılında Miami de yapılan " surrounded islands" dır. Miami de bulunan 11 adanın etrafı  603,850  m2 örtü ile kaplanarak eser tamamlanmıştır. 400 den fazla işçinin uzun çabalarla oluşturduğu eser yalnızca iki hafta sergilenmiş ve büyük ilgi görmüştür. Eser tamamlandıktan sonra ise eserin fotoğrafları ve videoları oldukça büyük ilgi ile karşılaşmıştır. Yapımın üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen eser özgünlüğünü ve popülaritesini halen daha korumaktadır.
Çiftin diğer bir önemli eseri olan kapılar sergisini Christo şu şekilde anlatıyor.  "Parkta kapıları dolaşan izleyiciler kendilerini altın rengi bir tünelde yürüyormuş gibi hissedecek. Çevredeki binalardan bakıldığında ise rüzgarla hareket eden kumaşlar, karla kaplı parkın içinde akan altın rengi bir nehre benzeyecek. Kapıların rüzgarla dalgalanan kumaş bölümleri parkın organik yapısını, kumaş perdeyi taşıyan dikdörtgen vinil direkler ise şehrin geometrik silüetini temsil ediyor. Bu sergi Central Park'ın güzelliğiyle yarışmayacak, onun değerine katkıda bulunacak". 38 km lik yaya yoluna 7500 kapı konularak oluşturulan eser için 700 kişi 4 gün boyunca çalıştı.
Çift kumaşlarla sayısız mucizeler yaratmıştır. Bazen bir viyadüğü paketlemiş, bazen de koşullarını zorlayarak siyasi yapılara girmiş, örneğin büyük tartışmalar sonunda Almanya parlamento binasını paketleyebilmiş (tartışmalar esnasında bir gurup siyasi, binanın içinde rakip partilerin siyaset adamlarını da paketlemeyi önermiş, ve bu tavırları kamuoyunda yankı bulmuştur), bazen ağaçlara apayrı görünüm vermiştir. Bu aykırı çiftin görevlerinin en güç yanı resmi engelleri aşma kısmıdır. Zira yöneticilerden onay çıkmadığı için hayata geçiremedikleri projelerin sayısı da az değildir.
Walter de Maria' nın  1977 yılında yaptığı şimşek tarlası 400 metal çubuğun boş bir tarlaya yerleştirilmesi sonucu şimşekleri çekmesi amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu amacında başarılı olan sanatçı izleyicilere sunduğu görsel şölenle büyük kitlelere ulaşmıştır.
Ekin çemberleri birçok sanat eserinin aksine, insanlarda güzellik duygusu uyandırmıyor aksine tüm bilinmeyenler gibi, çevre sakinlerine büyük bir korku ve endişe veriyor. (Özellikle son zamanlarda bu şekiller ile ilgili yapılan araştırmaların yayınlanması korkuları daha da artırmıştır. Öyle ki bazı  ekin çemberlerinin Maya takvimine göre insan tarihinin sonu olarak bilinen 12 Aralık 2012 tarihini işaret ettiği savunuluyor). İnsanlara doğayı hatırlatma çabası içindeki eserler de değiller. Bilakis saçtığı dehşet ile insanları doğadan daha da uzaklaştırıyorlar. Tüm bunların yanı sıra bu çemberlerin insan sağlığına zararlı manyetik etkilerinin olduğu biliniyor. Hiçbirinde en küçük bir hata dahi mevcut değil. İnsanı ürperten titizlikte oluşmuş ve mükemmel ölçülere sahipler. Biz de uyandırdığı duygu ne olursa olsun, kim tarafından nasıl yapılmış olursa olsun bu çemberlerin birer sanat eseri olduğu gerçeğini görmezden gelemeyiz. Hatta belki de dünyanın en büyük alanına yayılmış en mükemmel sanat eserleri ekin çemberleridir.
Dünyada oldukça ses getirmiş, belki de konuyla ilgili binlerce eser üretilmiş bu akım maalesef ülkemizde hak ettiği ilgiyi göremiyor. Türkiye de yapılmış olan yegane land art çalışması Dünyaca ünlü heykeltıraş Andrew Rogers'ın dünyanın 13 farklı ülkesinde gerçekleştirmiş olduğu "hayatın ritimleri" adlı eserin Türkiye ayağı olan ve 10 farklı heykel grubundan oluşan zaman ve mekan adlı heykel park çalışmasıdır. Nevşehir'in Göreme beldesi Karadağ mevkisinde açılan sergi balon turizminin yaygın olduğu bu bölgemizde yüksekten bakılınca fark edilecek şekilde devasa boyutlardaki heykellerden oluşmaktadır.
Andrew Rogers'in diğer dev küresel heykellerini; İsrail Arava Çölü, Şili Atacama Çölü, Bolivya Altiplano, Sri Lanka Krunegala Bölgesi, Avustralya'nın Geelong yöresi, İzlanda'nın Akureyri noktası ve Çin'deki Gobi Çölü'nde sergilemiştir. Diğer ülkelerin tamamında ülkemizde olduğundan çok daha fazla ses getiren bu eserler, ülkemizde sanata bakış açımızı tekrar gözden geçirmemiz gerektiğinin en büyük işaretidir. Özellikle hangi sanatın ucube sayılıp hangisini sayılmadığının tartışıldığı şu günlerde.
 

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.