Marmara Kent ve Doğa Mitingi üzerine

29.12.2014 15:18:59
A+ A-

Güneşli ve güzel bir Pazar günü Kadıköy’de birçok kurum ve bireyin çağrısıyla kent ve doğa hakkı için  bir miting yapıldı. Miting, kent ve doğa mücadelesi üzerine bazı ipuçları veriyor

‘Kent’ ve ‘doğa’ kavramları kapitalizm içinde diyalektik bir gelişmeye sahiptir. Kapitalizmin tarihsel gelişiminde kentler giderek büyürken doğa giderek tahrip edildi. Kentin doğaya hâkimiyeti giderek arttı ve günümüzde neoliberal talan politikaları ile zirve noktasına ulaştı. İnsanlar içinde çıktıkları doğayı yabancılaşmış kişiliklerinin sıkıştırıldığı kentlere feda ettiler. Bu yazının amacı kapitalizmin doğa ve kent kurgusu üzerine değil. Bu konuda çok değerli çalışmalar ve tartışmalar yapıldı, yapılıyor. Bu yazıda kent ve doğa olarak birlikte telaffuz ettiğimiz mücadelelerin bugünü için Marmara Kent ve Doğa Mitingi’nin de katkılarıyla bazı düşünceler dile getirilecek.

Doğa ve kent mücadeleleri üzerine geniş bir araştırma yapılsa geçmişe dair derin kökleri bulunabilir ancak bu mücadelelerin siyasi bir başlık olarak ele alınmasının tarihi çok da geriye gitmiyor. Özellikle kapitalist sistemin krizinden çıkış yolu olarak neoliberal politikalara yönelmesi ile birlikte bugün bu konuları ciddi ciddi tartışıyoruz. Çünkü bugün doğa ve kent dediğimiz yaşam alanlarına karşı tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir saldırı söz konusu. Bu saldırı da karşıtını üretiyor. Günümüzde tartıştığımız doğa ve kent mücadeleleri bu neoliberal politikalara tepki olarak gelişiyor. İnsanın önce doğadan yabancılaşıp kente geçişini gördük, şimdi neoliberal politikalarla birlikte insanın ya da bir grup insanın (buna halkın geniş bir kesimi diyebiliriz) kentlere yabancılaşmasını ya da kentlerden koparılmasını ve yine kentin uçlarına sürülmesini görüyoruz.

Sermayenin Soğuk Savaş’tan sonra özellikle 2000’li yıllarda gösterdiği  yayılmanın sonuçlarını deneyimlemeye başladık. Sermaye, yeni bir doğa ve şehir kurgusuna girişti. Doğayı kar ve rant uğruna sınırsız bir saldırıya maruz bırakırken kentleri de kamusallıktan ve aslında kısmi ortaklıktan çıkarıp özelleştirme yoluna girdi. Yani bu kurgunun hedefi insanlar, hayvanlar, yeşil alanlar ve doğanın tümü oldu. Bu sebepten kent ve doğa mücadelelerini aynı başlık içinde ele alabiliyoruz, bunun siyasi ve toplumsal ayağını birlikte örebiliyoruz.

Ülkemizde bu anlamda politik bir doğa ve kent mücadelesinin gelişmekte olduğunu söyleyebiliriz. Gezi Direnişi ile birlikte hızlanan bu süreç bugün Marmara Kent ve Doğa Mitingi’nde gördüğümüz gibi daha da gelişecek gibi görünüyor. Gezi Direnişi’nin 3-5 ağaç meselesi olmadığı ama aslında 3-5 ağaç meselesi de olduğunu ardından gelen ODTÜ, Hevsel, Yırca, Validebağ ve daha adını sayamadığım birçok direnişle söyleyebiliriz. Zira Gezi’den bu yana ağaç kesmek AKP için ciddi bir sorun haline geldi. Bunun yanında özellikle Marmara bölgesi AKP’nin kentsel dönüşüm projeleri ile birlikte rantın hedefi oldu. Şehirleri yeniden kurgularken kamusal alanların özelleştirilmesini ve yoksullardan arındırılmasını hedefleyen bu politikalar da özellikle son birkaç yılda karşısında kent direnişlerini gördü.  Bu direnişlerin talepleri kent ve doğanın birliğini de temsil ediyor. Kentlerin dönüştürülmesi sürecinde kendi içinde sermayeye peşkeş çekilmesine ve doğaya rağmen büyümesine karşı talepler direnişlerin ortak talepleri oldu.  Bu anlamda özellikle Gezi’den sonra ülkenin birçok farklı yerinde direnişler ortaya çıktı. Ancak bu direnişler yereldi ve diğer direnişlerle bağı sembolik olarak kurulabilmişti.

Marmara Kent ve Doğa Mitingi işte bu bağın kalıcılaştırılması ve direnişlerin bir araya getirilmesi açısından önemli. Bahsettiğimiz doğa ve kent direnişlerinin birçoğunu kapsama başarısı gösteren mitingde Kolin şirketinin zeytinliklerine saldırmasına karşı direnişi zaferle sonuçlandıran Yırca köylüleri, AKP’li belediyenin parkları ve yeşil alanları ranta açmasını direnişle durduran Validebağ mahallelileri de Bursa’da yıllardır suyunu sermayenin kirletmesine izin vermeyip ÇED toplantılarını yaptırmayan Başköylüler ve DOSAB(Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi)’a yapılmak istenen kömürlü termik santraline karşı ciddi bir karşı koyuş gösterip binlerle sokağa dökülen Bursalılar, Kazdağları’nı savunan Çanakkaleliler ve daha adını sayamadığım birçok direniş  bir araya geldi. Yerel direnişlerinin İstanbul gibi saldırıların merkezi olan bir metropolde bölgesel bir mitingle birleştirilmesi kuşkusuz olumlu bir gelişme. AKP’nin ve sermayenin neoliberal yıkım politikalarına karşı birleşen bu direnişler ortak bir mücadele hattının örülebileceği konusunda umut verici veriler sunuyor. Bu direnişlerin bir çoğunun siyasi ve hukuki başarılar kazanması da AKP’nin bu alanda zayıf olduğunu gösteriyor. Doğa ve Kent hakkı mücadeleleri Toplumsal muhalefet için de hem bir görev hem de bir fırsat olarak görülmeli. Sermayenin saldırılarına karşı yaşam alanlarını savunma görevi ve yenilenme ve toplumsallaşma fırsatı. Özellikle Gezi’den sonra bu mücadele başlığında ciddi bir bilinçlenme ve hareketlenme olduğunu ve toplumsal muhalefetin yeniden bir toplumsal güç olarak yenilenmesinin fırsatlarını sunduğunu görmek gerek. Bu açından da ‘Kuzey Ormanları Savunması’ ve ‘İstanbul Kent Savunması’ gibi bu alanın kendi inisiyatifleri üzerinden yapılan çağrıyla yine birçoğu Gezi’den sonra oluşturulan kent ve doğa dayanışmalarının yanı sıra solun geniş bir kesiminin mitingde bir araya gelmesi umut verici bir nokta. Burada Gezi’den sonra oluşturulan yeni örgütlenme biçimlerinin öne çıkması gelecek açısından önemli. Mitingde öne çıkan taleplerin gerçekliği, doğa ve kent başlığındaki mücadelelerin siyasallaşma boyutunu yansıtmak açısından önemli. Hayvan hakları mücadelesi gibi ülkemizde yeni gelişen hareketlerin de mitingin parçası olması doğa konusunda bütüncül bir bakış açısının mücadele birliğiyle gelişebileceğini gösteriyor. Yine uzun süredir bir sorun olarak ortada duran kent ve kır direnişlerinin birleştirilebilmesi de umut verici noktalardan. Yine mitingin genel havası sadece bir eylem birlikteliği değil siyasi ve sosyal bir bütünleşme noktasında bir eğilimin olduğunu gösterdi.

Sonuç olarak mitingin bana ve birçok insana umut verdiğini söylemek gerek. Miting tek başına değil bir sürecin parçası ve başlangıcı olarak ele alınırsa anlamlı olabilir. Direnişlerin birlikteliği sadece mitingle sınırlı kalmayıp aradaki bağın güçlendirerek devam ettirilmesi güçlü bir mücadele hattının yaratılması için büyük öneme sahip. Bu anlamda bu hatta bilinçli müdahaleler mücadelenin sıçrama yapabileceğini gösteriyor. Doğa ve kent mücadelesi tek başına değil toplumsal muhalefetin yenilenmesinin bir parçası olarak okunursa sistemi ve iktidarı zorlayacak bir mevzi haline gelebilir. Bu mücadele başlığının toplumsal muhalefet için de yeni bir alan olduğunu unutmamak gerek. Kuşkusuz hatalar ve eksiklikler vardır ancak toplumsal hareketler bu eksikliklerden öğrenilerek yaratılır. Kadıköy’de güzel bir Pazar günü yapılan miting bu anlamda toplumsal hareketin yaratılması için başlangıç noktası olabilir.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.