''Modern Kölelik ve Çelişen Hayatlar''

10.03.2014 21:41:08
A+ A-

''Geçen yaz idi...''

Emperyalizm ve sömürgecilik konusunda kafamı şişiren birinin yanında, yani benim gibi herhangi birinin yanında, tasmalı bir köpek vardı. Ömrümce ilk defa gördüğüm bir cins..  Arkadaş,  bir süre yalnız yaşamış biriydi, köpekleri çok sevdiği için mi, yoksa yalnızlığına yetebilmek için miydi, bilemeyeceğim, ama artık yalnız değildi. 

Bir parkta oturmuş memleket sorunlarını tartışıyorduk ve sanırsam 6-7 yedi kişiydik. Gruptaki arkadaşlardan sadece iki kişi yabancıydı, ben ve yanımdaki arkadaşım. Arkadaşlarla parkta tanışmış, kendimizi uzun bir sohbetin içinde bulmuştuk. Gruptakiler, tasmasından uzanan ipi sahibinin elinde olan köpeği hem seviyor, hem de o konuşan arkadaşın söylemlerine pekiştirici eklemeler yapıyorlar iken, benim cahil aklım ise köpekte idi.. Sesler  birbirine karışıyor ve biz parkın çimenlerinde memleketi kurtarmaya doğru gidiyor iken, aramızdan biri dayanamayıp sevdasını oldukça yüksek bir sesle dile getirdi:

''Aaaa çok tatlaaaaa!...'' Sevdasını dile getiren arkadaş çok kısa bir süre içinde sevdasında çoğaldı, başkaları da yüksek sevda sözleri ettiler.

Neredeyse  bir kedi kadar ancak eti olan bu köpeğin ufacık bir koyun kadar da yünü, tüyü vardı. Abo... Bir an köpeğin gözlerinden dünyasına girmek istedim, köpeğin içinde bir dünya olmalıydı, nedense o güne kadar böyle bir şeyi çok az düşünmüştüm, belki de geçiştirmiştim.

Bugüne kadar görmediğim bir cinstti. Acaba nereliydi, hikayesi neydi... Hayvanların duyguları da elbet vardır, belki de biz insanlar bunun empatisini kuracak seviyeye gelmediğiz içindir, evet belki de bu yüzden hayvanları bir meta olarak değerlendirir, fikri ve sevgiyi kutsal insanın varlığına has bir lütuf olarak görürüz.

Hayvanlar düşünemez, hayvanlar hissedemez...

Neyse..

Dayanamayıp bu köpeğin hikayesini öğrenmek için sorduğumda, bunun Afrika'nın bilmem neresinden olduğunu, cinsini vs  bayağı da hayvanıyla gururlanarak, gururlanırken de onu okşayarak söyleyiverdi. En garibi de söylerken köpeğe de onaylatıyordu, değil mi kızım... Anlatırken köpeğini kısırlaştırdığından da bahsetti, köpeğinin doğum yapma ve sevişme gibi özgürlükleri yoktu. Osmanlı Sultanları da uzak bir diyardan aldıkları köleleri hadım ettirir ve sonra da onları harem ağası yapar idi.. Neyse... Her şeyi unuttum, öncesi ve sonrası her şeyi.. Aklımda koca bir Afrika kaldı..

1800'lü yıllara kadar bangır bangır taşınmış, özellikle de Amerika ve Avrupa'daki siyahi köleleri hatırladım. Sonra da Hakkari'nin Şengal Dağlarından koparılmış Keldani kadınlarını Diyarbakır'daki köle pazarlarında gördüm. Beynim zamanın akışına boğulmuştu, kimi alışveriş merkezlerinde, haftanın altı günü, günün ise yarısından fazlasında asgari ücretle çalışanları gördüm. Gördüklerim hiç bitmedi Patron, sonra kendimi iktidarlı bir şekilde hayal ederken buldum, hayalimde benim de kölelerim vardı, kendimi gördüm,  kafamı silkeleyip kendimden başlayarak lanet okudum.

İktidarın şerri pistir Patron.

Afrikalı bu köpek İstanbul'a nasıl gelmiş olabilirdi..

Bazen akbilim yetersiz olduğu için bir sokaktan 3 sokak öteye bile gidemiyorum, he wallahi Patron, bu Afrikalı arkadaş kendi iradesiyle doğal yaşamından ayrılıp otobüsle Akdeniz kıyılarına, oradan da vapurla Antalya, ya da Mersin gibi bir limana, oradan da otobüs ile İstanbul'a gelmiş olabilir miydi?

Ya da uçakla direkt İstanbul'a gelmiş olabilir miydi, yani Pegasusla, gelip buraya yerleşmek için Afrika'dan bavuluyla yola çıkmış olamazdı değil mi... vesaire vesaire..

Yanımdaki arkadaşa dönüp herkesin duyacağı  bir şekilde sordum:

-'İstanbul'a ne zaman gelmiştiniz?'

-'90'larda...'

-'Neden geldiniz?'

-'Köyümüz boşaltılınca geldik, boşaltılmış köyümüz de yakılınca İstanbul'da kaldık işte..'

Bu iki diyalog için ''ne alaka?'' diye bir soru almadan, orada bulunan arkadaşlardan birinin sevgilisi geldi, iyi ki de gelmiş. Buluşmanın verdiği büyük muhabbetle hiç de kısa kesmeden, gayet de olması gereken doğallıkta tok dolu öpüştüler.  Arkadaşlardan birisi:

-''Çocuk düşündüğünüzü biliyoruz agalar, harikasınız!''

O an köpekle göz göze gelmek istedim. Evet köpekcik, biz modern insanlar başka bir tür tarafından kısırlaştırılmadık, sevişebilme ve doğum yapma özgürlüğüne de sahibiz yani. Hatta tersine de, mesela hükümetin bize dayattığı 'Kürtaj Yasası' için bile milyonlarca yerden ayaklandık. Zira her şeye herkesin kendi iradesiyle karar vermesi gerektiğini savunuyoruz, doğru olan da bu zaten. Çünkü doğamıza göre yaşıyoruz, oysa sen doğanda bile yaşamıyorken, doğal olanı nasıl yaşayacaksın..

''Derken o mevsimin üstünden 3 mevsim geçti.''

Kendimi şerrimde hayal edince ürküyorum  Patron. Ve dün acayip bir yağmur yağıyordu, mevsimleri bozdurulmuş kentte ayakkabı seçmeden dışarıya çıkmıştım, yazlık ayakkabılarım ıpıslaktı, su çukurlarına düşmemek için zıplaya zıplaya otobüs durağına giderken, kendimi sağımdaki elektrik direğinin yanında durmuş buldum, kendimi olduğum gibi yağmura bırakıp direğin altına baktım, parçalanmış bir kedinin cesedi buz gibi havada beni yaktı.

Direğin altında bir ölü vardı,

parça parça bir ölü..

Gövdesi ile başı arasında ince bir boyun kalmıştı,

ceset morg niyetine bir direğin dibinde çürümeye atılmıştı..

O direğin altında parçalanmış bu kedinin semti, yani otobüse bindiğim yer , 100 yıldır yerleşime açılmış. Buranın ilk yerlileriyle konuşmuşluğum var, 90 yaşındaki bir amca mesela, onunla konuşunca  ormanlardan, lale bahçelerinden bahsediyordu, bahsederken de koca koca binaları gösteriyordu. Ağaçlar kesilip bina yapılmış, patikalar asfalt olmuş, olmuş da olmuş.. En sonunda bir kedi ölmüş, direğin altında belediye çöpçüleri onu alsınlar diye atılmış, tabi kokup da yüce insanı rahatsız ederse..

Biz insanlar dışında sömürgeci ve emperyalist bir halk daha var mıdır; şahsen  görmedim, duymadım, bilmiyorum.

Anlatacağım her şey bu kadar Patron. Yağmur acayip yağıyordu, ben de  ne zaman öleceğini bilmeyen insanlardan biriyim işte, herkes herkese karşı tahammülsüz idi, sayısını kaçırdığım kadar araba yanımdaki çukura hızlıca vurup kaburgalarıma kadar beni sırılsıklam ettiler..

Kaburgalar demişken, kadın mı erkeğin kaburgasından gelmiştir, erkek mi kadının vajinasından çıkmıştır tartışması hiç ilgimi çekmiyor, aklım fikrim o kedide, oradan geçmeyi, geçersem de durup bakmayı düşünmüyorum, çünkü kedinin boğazıma yapışacağından korkuyorum, beni boğmak onun hakkıdır, beni boğmasa da hakkını beni bana boğdurarak alacak Patron, zira hiçbir şeyin ahı yok olmaz.

Biz insan halkı,  kendi türümüz içinde de zalımız, kimin gücü kime yeterse..

Almanya'da Yahudi'ye,

İsrail'de Arab'a..

Şengal'de Keldani'ye,

Karadeniz'de Pontus'a,

Bulgaristan'da Türk'e,

Suriye'de Kürd'e.........

Aklım durdu patron, başka da insan grubu sayıp kendi türümün ajitasyonunu çekmek istemiyorum, utanıyorum. Aklım fikrim o ölüde..

Seçkinler ve Halkın bana verdiği değer beni haysiyetsizleştiremez Patron, en fazla itibarını kaybetmiş bir ünsüz olurum. Peki ya haysiyetim?

Otun kuşun katili olarak kendi kendimi haysiyetsizleştirmişim zaten Patron.

Cins kedi veya köpek beslemek seviciliği.. Yüce insanın yüce duyguları!

Sokaklarda parçalanan hayvanlar, çok az sayıdaki hayvan barınakları ve sonra hayvan barınaklarındaki farklı cinse sahip değiller, güzel değiller, diye unutulan hayvanlar...

Oldukça yüksek vicdanlı ve de pek şatafatlı birinin ayak seslerini duyuyorum, kaldırımdan yankılanan potinlerin sesi havadar duvarlarda yankılanıyor, bu kişi bir pedshopa girip içeriye iştahla göz attıktan sonra dükkan sahibine dönüyor:

-''Pardon, kataloğunuz var mı?''

-''Tabii var efendim, buyrun...'' Kataloğa baktıktan sonra iki avucunu yumuklaştırıp göğsü ile çenesi arasında tomurcuklaştırdıktan sonra:

-'' Ayy çok güzel bunlarr.. Ben şundan istiyorum, ancak  bi gözü yeşil olsun,  ötekisi gözü mavi..'' Siparişi alan dükkan sahibi kedilerin olduğu kafeslere bakarken siparişi veren eklemede bulunuyor:

-''Ay pardooonn! Bol da kıllı olsun, öyle kolay kolay dökülmeyenlerinden, lütfeeen!..''

Arz talep ilişkisi efendim, alımın olduğu her yerde satım da olacaktır. Bu olayda bütün günahı dükkan sahibinin üstüne yıkmak, savaşlarda ölen insanları gördükçe suçlu olarak sadece mermiyi göstermek kadar aptallıktır. Bizler pedshoplara oyuncak almak için gitmez isek, Avurstralyalı kuş ormanından çalınıp ta buralara kadar getirilecek mi, ya da Afrikalı köpek, ya da dünyanın bilmem hangi denizi, gölü ya da nehrine ait olan balık cinsleri buralara kadar getirilir mi? Balıkların geleceği olsa, inanın yüzerek gelirler, bakın onlar da gelmediğine göre demek ki bu işte bir can tüccarlığı var.

Biz oyuncak almak için pedshoplara gitmez isek bizim açımızdan şunlar olacak:

1- İnsan, kurmuş olduğu kolonicilikten vazgeçecek.

2- İnsan, kendisi için başka dükkanlar açacak.

3- Şayet gerçek anlamda içinde bir hayvan sevgisi var ise, evet işte o zaman da sokaklarda hayvanlar parçalanmayacak.

Avusturalya'dan muhabbet kuşlarını tuzaklarla toplayıp yurtlarından çok ama çok uzak yerlerde satan; benim!

Bir hayvanın iradesini kırıp, parasal dönüt sağlasın diye metalaştıran; benim!

Kedicikleri, köpecikleri, tüylü tüylü kuşları daha anasından ayrılacak ömre gelmeden analarından koparan ve annesizliğin üstüne bir de kötü yaşam koşulları altında bekletilmeleriyle beraber de ölmelerine göz yuman; benim!

Anayurtlarından tutuklanıp çuvallarla başka yerlere ithal edilen kaplumbağaların, uyuşturularak gönderilen balıkların, onların  yağmalanan yuvalarının sebebi; benim! 

Kahrolsun kölelik, deyip kendim dışında köle görmeyen, bencil yaratığın teki; benim!

Ortaçağdaki karanlıktan bahsedip, bir sürü entelektüel şapşallığın seviciliğine bulaşıp,  hayvanlar için ise her geçen günü daha fazla ortaçağ yapan; benim!

Binlerce Japon balığını fanusta yaşar diye satan; benim!

Hayvan satan dükkanın sahibi de, o dükkan oraya kurulsun diye koloni kuran da,  Pedshoplardan satın aldığı hayvanlar bir süre sonra getirdiği evinde ölen de;  benim!

Hayvanat bahçeleri ve sirklerin hapishanelerden ne farkı var, diye düşünmeden, evet her gün yıkılsın ceza evleri, kahrolsun faşism, diye bas bas bağıran; benim!

Bir balığın yeri fanus mudur, yoksa öz suyu mudur, diye düşünmeden sürgünlerde yaşamak zorunda kalan insan halimin acılarıyla derbeder olan; benim!

Pedshopların önünden geçerken, o hayvanların zindanlarının bir köşesine çekilmiş, baygınlıkla dolu hallerini görmek... Annelerinden ayrılmış minicik bebelerin o öksüzlükleri...

Pehshoplardaki hayvanları gördüğümüz zaman heves içinde uçuşarak, bir oyuncak gibi satın alabilecek  kadar onlara yakın olduğumuzu bilmenin vermiş olduğu iktidar hazzımız BATSIN!

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.