Modern Müslümanların doğayla imtihanı

19.03.2014 06:12:13
A+ A-

Doğanın talan edilmesini önlemek sadece ahlakî açıdan değil, aynı zamanda insanlığın kendi elleriyle dünyayı -ve pek tabii kendi kendini- yok etmesine engel olmak açısından da kaçınılmaz bir zorunluluk. Bunu başarabilmek için meselenin köklerine inmek ve çevre konusunda toplumsal bilinç uyandırmaya yönelik insanî bir perspektif ortaya koymak gerekiyor.

“İnsan niçin doğayı talan ediyor?” sorusuna bugün çoğunlukla “Maddî başarı, para, güç veya çıkar için” şeklinde verilen cevaplar, meselenin temeline ilişkin bir bakış açısı vermiyor, çünkü bütün bu cevaplar, asıl sebebi değil sonuçları içeriyor sadece. Sınır tanımayan bu talanın temel nedeni ise, insanın, hayatın anlam ve amacını yitirmesi; bu yüzden o, araçları amaç haline getiriyor ve her geçen gün daha da yıkıcı oluyor. İnsan, anlam arayışını yitirdiği ve ‘insanî amaçsızlık’ problemini aşamadığı sürece “daha insanî” gerekçeler öne sürerek, “daha bilimsel”, daha hızlı ve daha korkunç şekillerde doğayı yağmalamaya devam edecek.

İnsanın, hayatın anlam ve amacını yitirmesinin ortaya çıkardığı sonuçları üç ana başlıkta ele almak mümkün: Birincisi, tüm aşkınlık reddedilmiştir; bugün herhangi bir dinî inanca sahip olanlar dahi gerçekte aşkın (müteal) olanla bağlarını koparmış durumdalar. İkincisi, bireysellik ön plana çıkartılmıştır; rekabet, insanı insanın kurdu haline getirmiştir. Üçüncüsü, araçsal akıl yüceltilmiştir; bütün amaç maddî başarı elde etmek, büyümek ve güç kazanmaktan ibarettir, bunlar ise ancak doğal yaşamın ve kaynakların yağmalanmasıyla mümkündür.

Yaşadığımız ülke söz konusu olduğunda, mevcut durum son derece çelişkili bir hal almaktadır, çünkü halkın büyük çoğunluğunun kendisini Müslüman olarak tanımladığı, artı İslamî köklere sahip bir partinin on bir yıldır iktidarda olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu noktada sorun, Protestanlaşma eğilimidir. Küresel modernliğin güçlü bir parçası olmak isteyen modern Müslümanlar, daha fazla maddî başarı elde etmek, dolayısıyla daha zengin olmak, bu amaçla daha büyük (çılgın) projeler üretmek, bu projeleri hayata geçirerek daha fazla kâr artırımı sağlamak ve sermaye birikimi yapmak istiyorlar. Fabrikalar, köprüler, duble yollar, havalimanları, barajlar, marinalar, hidroelektrik santralleri, nükleer santraller vs. burada bir bakıma Tanrı’nın “ikinci ben”leri olarak karşımıza çıkıyor.  

Modern Müslüman’ı ihtiyaç fazlası üretim ve tüketime, “çılgın” projeler üretmeye ve zenginlikten haz almaya teşvik eden şey, kabiliyetlerini Tanrı’yı hoşnut etmek amacıyla yapılacak yeni yatırımlar, kâr artırımı ve sermaye birikimi için kullanması gerektiği yönündeki inançtır. Tanrı’yı hoşnut etmek amacıyla; çünkü burada artı değer, Tanrı’ya sunulan bir tür kurbandır. Bu nedenle çalışmak, kazanmak ve yeni yatırımlar yapmak ibadet olarak algılanmış ve yüceltilmiştir. Tüm bu yapılanlar “Halka hizmet, Hakk’a hizmettir” şeklinde formüle edilmekte ve ulvî bir boyut kazanmaktadır.

Ne var ki asıl kurban, acımasızca yağmalanan, katledilen doğa olmaktadır; dağlar, ormanlar, denizler, göller, dereler, canlı türleri... Ayrıca yapılanların halkın gerçek ihtiyaçlarını ne kadar karşıladığı ve gerçekte kimin yararına -veya çıkarına- olduğu da başlı başına bir tartışma konusudur.

3. Havaalanı bu konuda çok çarpıcı -aynı zamanda da çok çarpık- bir örnek teşkil ediyor. Projenin yapılacağı alanda hafriyat çalışmaları neticesinde orman alanları, yetmiş adet canlı yaşamı barındıran büyük-küçük su birikintileri, akar ve kuru dereler, tarım alanları ve meralar ortadan kaldırılacak, böylece projenin yapılacağı alanda doğal yaşam ve bitki örtüsü yok edilmiş olacak.

Kim ne derse desin, burada açıkça yapılan şey, Allah’ın nimeti olarak doğadan ihtiyaç oranında ve ahlakî ölçüde yararlanmak değil, aksine O’nun şükre layık olan bu nimetini israf etmek, doğanın Allah’ın eseri, dolayısıyla iradesinin tecellisi olduğunu hiçe saymak, onun düzenliliğine, amaçlılığına, iyiliğine darbe vurmak ve ilahî gayeyle uyum içindeki bir yaklaşımın temelini teşkil eden doğaya karşı duyarlılık ilkesini çiğnemektir.

İşin ilginç tarafı, halka -dolayısıyla Hakk’a- hizmet etmek adına bunu yapmakta herhangi bir sakınca görmeyenlerin, “Bir Müslüman bir ağaç diker de bunun meyvesinden insan, evcil veya vahşi hayvan veya bir kuş yiyecek olsa, yenen şey, onu diken için bir sadaka hükmüne geçer”(1) diyen bir peygamberin ümmeti olduklarını söylemeleridir. Buna karşın görünen o ki onlar, tam ters istikamette hareket ederek yeşil yaşama beton dökmeye ve canlı türlerini yok etmeye azmetmiş bulunuyorlar.  

Doğayla imtihan olan modern Müslümanlara yapılacak en veciz uyarı ve hatırlatma, “Utanmıyorsan dilediğini yap!”(2) demekten başkası değil. Bunun ne derece etkili olup olmayacağı ise ayrı bir mesele; zira tekâmülün Batı tipi büyüme ideolojisiyle gerçekleşeceğine inanan Müslümanlarla karşı karşıyayız. 

(Bu yazı Yeşil Direniş gazetesinin Mart sayısında yayınlanmıştır) 

 

Dipnotlar:

1- Müslim, Musâkât, 10

2- Buharî, Enbiya, 54; Ebu Davud, Edeb, 6; İbn-i Mâce, Zühd, 17

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.