Nükleer yalanlara kanma! “Nükleer istemiyoruz”

16.04.2015 19:03:15
A+ A-

Birlikte hep daha ileriye gitmenin yolu haftalardır ekranlarda dönüp duran Akkuyu Nükleer İnşaatı'nın reklamlarında sıkça dile getirildiği gibi nükleer enerjiden geçmez. Hepimiz mutlaka yolda yürürken binaların üzerlerinde, billboardlarda, televizyonlarda Akkuyu reklamlarını görmüşüzdür. Bilinçli bir şekilde yeşil renk yoğunluğuyla nasıl "çevreci" bir enerji biçimi olduğunu ve yine reklamlarında özellikle çocukları kullanarak da "masum" bir enerji biçimi olduğunu bize yutturmaya çalışıyorlar. Ama o iş o kadar kolay değil işte.

Bir dönüp bakalım geçmişe bakalım nükleer enerji santralleri insanlığın başına ne işler açmış. Nükleer felaket denildiğinde akla ilk gelen felaket Çernobil faciası oluyor. Bundan tam 29 yıl önce takvimler 26 Nisan 1986'yı gösterdiğinde Ukrayna'nın başkenti Kiev'in 140 kilometre kuzeyindeki Çernobil nükleer santralinde büyük bir kaza meydana geldi. Çok sonraları  kazanın ana nedenini,  santralin dördüncü ünitesi bakıma alınmadan önce olası bir elektrik kesintisi durumunda güvenlik işlemlerinin nasıl ilerleyeceği üzerine yapılan bir deneyin sebep olduğu ortaya çıktı. Kaza sonrasındaki yangın ve patlamalar sonucu atmosfere önemli miktarda radyoaktif madde yayıldı. Kaç kişinin öldüğü, sakat kaldığı ya da ciddi hastalıklarla boğuşmak zorunda kaldığı bugün bile halen bilinemiyor. Araya giren çeyrek asra rağmen, Çernobil nükleer santralinin bulunduğu binlerce kilometrekarelik bölge halen insanlar açısından yaşanabilir değil. Bu durum en azından birkaç asır daha devam edecek. Kazadan kaynaklı radyoaktif kirliliğin tümüyle ortadan kalkması için 48 bin yıl, bölgede insanların tekrar normal bir yaşam sürebilmesi için ise en az 600 yıl geçmesi gerekiyor. Kaza sonucu açığa çıkan radyoaktif kirlilik nedeniyle ölen insan sayısını Rus yetkililer ve Dünya Sağlık Örgütü 4 bin olarak açıklarken, bağımsız bilim insanlarının araştırmaları bu sayının 900 bine yaklaştığını gösteriyor.

Gelelim en büyük ikinci nükleer felakete. Çok uzakta değil 11 Mart 2011'de Japonya'nın Töhoku bölgesinde 9.0 büyüklüğünde yaşanan deprem ve tsunami sonrasında Fukuşima Nükleer Santrali kazaları meydana geldi ve bugün bile hala nükleer santralden sızıntılar devam etmekte. Gerek deprem ve tsunaminin etkisi gerekse de nükleer sızıntı sebebiyle Japonya'da da belki de on binlerce insan yaşamını yitirdi. Havaya yayılan radyoaktif tehlike Avrupa'ya kadar yayıldı. Etki alanı oldukça geniş bir felaket yaşandı ve yine Çernobil faciasında olduğu gibi uzunca yıllar boyunca yarattığı etkiden kurtulmak imkânsız.

Lafın özü nükleer enerji santrali öyle reklamlarla, yalanlarla hoş gösterebileceğiniz bir şey değil. İnsan sağlığı için son derece tehlikeli bir enerji biçimi olan nükleer enerjiye dünya yavaş yavaş sırtını dönerken Türkiye egemenlerinin hala bu sistemi allayıp pullaması yaptıkları karlı anlaşmalar içindir. Nükleer fisyon teknolojisi ikna turlarında söylendiği gibi temiz bir enerji kaynağı sunmuyor. Radyoaktif ve kimyasal kirlilik daha onun ilk adımında, uranyum madenlerinde ve hemen ardından zenginleştirme merkezleri ile yakıt üretim merkezlerinde başlıyor. Bu tesisler çevreye radyasyon yaydığı gibi, radyoaktif ve kimyasal atıklar üretiyorlar. Ardından santral aşamasına geliniyor, orada da temiz bir enerjiden bahsetmek mümkün değil. Bu hem normal operasyon sırasında temiz olmadığı için hem de ürettiği devasa atık sorunu açısından böyledir. Yani ucuz enerji, temiz enerji, "güvenli" enerji diyerek bizlere yutturmaya çalıştığınız nükleer yalanlarınıza inanmıyoruz. Kaza olacak diye uçağa otomobile binmeyelim mi, tüpgaz kullanmayalım mı diyerek halkı aptal yerine koymaktan daha ötesini denemelisiniz. Türkiye'nin başka bölgelerinde de nükleer santral kurma çabası umarım ki gerekli tepkilerin ortaya konulmasıyla son bulacaktır. Çünkü atılan her adım sadece bugünü değil geleceğimizi de karartacaktır. 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.