Ormanlar yağmalanırken...

21.04.2014 03:42:33
A+ A-

"Bütün ağaçlar kesildiğinde, bütün hayvanlar avlandığında, bütün sular kirlendiğinde, hava solunamaz hale geldiğinde..."

Sizin bir ağacın dalı kesildiğinde veya meyveleri ağır geldiğinden kırıldığında içiniz cız eder; onlar koca bir ormanı, ülkenin ormanlarını talan...

Siz yüzyıllık ağaçların kesilmemesi için onların karşısına dikilirken, onlar kaba şiddeti fütursuzca uygulamaktan geri durmazlar.

Siz tıpkı insanlar gibi ağaçların da yaşam hakkını olduğunu savunursunuz, onlar bir gece yarısı binlerce ağacı keser.

Siz yetişmiş ağaçların hangi nedenle olursa olsun kesilmesinin bir katliam olduğunu söylersiniz, onlar ağaçları taşıdık diyerek işi kılıfına uydurup bizi avutmaya çalışırlar.

Siz kamu yararı gözetirsiniz, onlar rant hırsıyla ormanlık alanları imara açmanın planlarını yapar.

Siz bir ağaç topluluğunun on yıllar içinde ormana dönüştüğünü söylersiniz, onlar sözde yenilerini diktiklerini söyleyerek doğa savunucusu olurlar.

Siz ağaçları kesmekle yalnız ağacı öldürmüyorsunuz, o ağaçlarda yaşayan binlerce canlıyı da öldürüyorsunuz dersiniz, onlar mahkeme kararlarını bile tanımaksızın yok etmekten geri durmazlar.

Siz yaşamın sesini yükseltmeye çalışırsınız, onlar ölümün.

Siz yaşatmaya çalışırsınız, onlar öldürmeye.

Siz yetmişinize geldiğinizde bile zeytin dikmenin planını yaparsınız, onlar o gencecik zeytin fidanını nasıl keserimin.

Ama nedense aynı şeyi söylersiniz onlarla ya da onlar sizinle aynı şeyi söyler.

Bu arada parantez açıp belirtelim: Siz doğa sevdalıları, savunucuları. Onlar da iktidar sahipleri, rant peşinde koşan milyon dolarlarına yenilerini katmanın derdinde olanlar.

Evet, aynı şeyi söylersiniz aslında. Şu Kızılderili atasözünü Başbakan Erdoğan iki defa söylemişti. Bir kez 2011'de katıldığı Dördüncü BM En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı'nda, ikinci defa da 2013'te Birleşmiş Milletler Ormancılık Forumu toplantısında. Demişti ki Erdoğan:

"Bütün ağaçlar kesildiğinde, bütün hayvanlar avlandığında, bütün sular kirlendiğinde, hava solunamaz hale geldiğinde işte o zaman paranın yenilebilir bir şey olmadığını anlayacaksınız."

Bu noktada siz, biz, onlar ayrımının ne kadar anlamsız olduğunu düşünmüştünüz. Aynı şeyi söylüyorduk: Ormanlar yok olmamalı, ağaçlar kesilmemeli ve daha da önemlisi paraya kurban edilmemeli.

Ama nedense sizin doğayı sahiplenmenizle onların yaptıkları çok ama çok farklı şeylerdi.

İki farklı dünya, öyle değil mi?

Düşünün şimdiye dek kaç bin ağaç kesildi? Üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, Başbakanlık Sarayı, ODTÜ'den geçecek yol için.

Orman vasfını yitirdiği gerekçesiyle ormanların nasıl imara açıldığını düşünün.

Orman Kanunu'nda değişiklik

Dahası var!

Zaten böyle bir yazıyı en çok tetikleyen de o oldu.

Orman Kanunu'yla ilgili yeni bir yönetmelik değişikliği yapıldı.

Resmi Gazete'de yayınlanan değişikliklere göre ormanlar büyük bir tehdit altına girdi.

Örneğin ormanlarda defineciliğin ve madenciliğin tamamen önü açıldı. Eski yönetmeliğe göre bu tür faaliyetler mahkemeler tarafından iptal ediliyordu. Ama artık yasal!

Ormanlar artık hafriyat alanına dönecek. Çünkü yine yeni yönetmeliğe göre her türlü inşaat artığı ormana dökülebilecek.

Ormanlar enerji santralleri gibi işletmelere, petrol ve doğalgaz aramalarına açıldı.

Bunlar gibi daha pek çok değişiklik yapıldı. Ayrıntısı haber sitelerinde var, dileyen bakabilir.

Milli Parklar da tehdit altında

Sadece bu da değil, Milli Parklar da tehdit altında.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından Milli Parklar yönetmeliğinde yapılan değişikliğe göre, artık uzun devreli gelişme planı olmadan bir milli park, yapılaşmaya açılabilecek.

Diğer bir değişiklik ise sulak alanların statüsünün düşürülmesi. Bununla birlikte sulak alanların uluslararası koruma alanı daraltılmış oldu.

Dahası sulak alanların çevresine yapılacak yapılar için 2 bin 500 metre sınırı kaldırıldı. 

Böylece ülkede bulunan 40 milli park da risk altına girmiş oldu.

Sorun kimde? 

Şimdi yeniden düşünelim: Sorun sizde mi onlarda mı?

Lafa gelince mangalda kül bırakmıyorlar, uluslararası toplantılarda caka satıyorlar.

Uygulamaya gelince de, işte böyle.

Okullarda mutlaka öğretilirdi hâlbuki: Yuvadır kuşlara, örtüdür toprağa, can verir doğaya, ormanlar yurdumda.

Biz ne zaman kirlendik bu kadar? O masum çocukluk yitirilince mi?

Gözümüzü para hırsı bürüyünce yapmayacağımız şey yok!

Bir yanda gerçek doğaseverler, sizler; diğer yanda onu yok edenler, onlar.

Onların sıkça yaptıkları gibi sizler-onlar diye ayırmak pek de doğru değil ama bu açgözlülüğe, yaşam tanımazlığa dur demeyeceksek yarın öbür gün nasıl bakacağız çocuklarımızın yüzüne?

En iyisi mi o hikâye ile bitirelim yazıyı. Belki içimizde küçük de olsa bir masumiyet kalmıştır:

"Beyaz adam annesi toprağa ve kardeşi olan gökyüzüne, alıp satılacak, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar.

Onun bu ihtirasıdır ki, toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip bitirecektir.

Beyaz adamın kurduğu kentlerde huzur ve barış yoktur.

Bu kentlerde bir çiçeğin taç yapraklarını açarken çıkardığı tatlı sesler ve bir kelebeğin kanat çırpınışları duyulamaz.

Beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu, son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde anlayacak..."



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.