Sapanca'yı dinliyorum gözlerim kapalı, kulaklarım tıkalı

22.10.2014 16:08:20
A+ A-

 
Bu yazıyı Nailiye'deki bir tepeden Sapanca'ya bakarak yazıyorum. Gecenin güne elini uzattığı dakikalarda, gün uyuyan güzeli uyandıran bir prens öpücüğü gibi doğuyor Sapanca'nın üstüne.
Gözlerim mevsimin kışa döndüğünü anımsatan bir sabah ayazını arıyor.
Tatlı bir huzur almaya gelm gibi yağmaya hazırlanan yağmurun ayak sesleri, lodosla beraber çarpıyor yüzüme sessizliğin arasında.
Ve incelikli bir huzura teslim ediyorum kendimi.
İnişe geçen bir paraşütün içine dolan hava gibi ciğerlerim dolup taşıncaya kadar çekiyorum Sapanca havasını içime.
Sessizliğin de bir lisanı olduğunu anlıyorum gölün üstendeki buğuya kendimi kaptırınca.
Göl ona yukarıdan bakıyorum diye kusuruma bakmıyor. Hatta nime nime kuruduğunu ele veren kıyılarını tam olarak göremediğim için seviniyor buna.
Ona yüksekten bakışıma yırtık çorabından utanan misafirin, konuklukta terliğe sarıldığı gibi sarılıyor.
Örtmeye çalıştığı ayıbı, ayıbımızı yüzümüze çarpıyor bir taraftan aslında da, pek oralı olmuyoruz.
Gecenin titreyen ışıkları birer birer el ayak çekmeye başlıyorken Sapanca'nın üzerinden, çiseleyen bir yağmur gibi süzülmek istiyorum Sapanca'ya.Kuruyan derelerine akmak, yok olan gölüne dökülmek geçiyor içimden.
Nereye gidersem gideyim, dönüp gelecek olduğum bir yerimin olduğunu hatırlatıyor lodosun sallayarak uyandırdığı kızıl çamlar. 
Bunun için bir kez daha şükrediyorum Allah'a. 
Rüzgarla eğilip bükülen bi kestane ağacına tünemiş bir Kerkenez çarpıyor gözüme.
Dik dik bakıyor etrafa. Baktığı yerde sinirini bozan birşey görmüş gibi sertçe çeviriyor yüzünü diğer tarafa.
Kızdığı birşeyden değil de görmek istemediği birşeyden gözlerini kaçırıp kendini avutmak istiyor sanki.Bundan sertçe çeviriyor başını galiba öte yana kimbilir.
Birden bire uzun zamandır benim de aynını yaptığımı hatırlatıyor Kerkenez kuşu, kestane ağıcına tünemiş haliyle.
Yüzümü çevirdiğim her yerinde ayrı bi güzellik bulduğum çocukluğumun Sapanca'sını görmek için, gün ışımadan benim de buraya tünemiş olduğumu farketmemi sağlıyor.
Bir dik bakış daha attıktan sonra Kerkenez Kuşu, alıp başını gidiyor. Değiştiremeyecek olduğu şeylere, başını alıp giderek karşılık verenlerin tavrını bırakarak ardında, yol alıyor İlmiye'ye doğru.
Gün ağırmaya başladıkça gecenin gizlediği sarı iş makinalarının teker teker ortaya çıkmaya başladıklarını görüyorum uykulu gözlerimle.
Laciverdin yanına geldiğinde en sevdiğim renk olan sarı, hiç bu kadar ürpertici gözükmüyor.
İnşaat kalıplarına çakılan çividen çıkan çekiç sesiyle açılıveriyor uykum.
Birden bire az önceki uykulu halimin yerini, nefes nefese uyanılan bir kabus sonrası dipdiri uyanılan bir hal alıveriyor.
Hepsi birer taş duvar olmak için bekleyen sıra sıra istiflenmiş taş bloklar, güzelliklerin bölüşüldükçe arttığı fikriyle çelişmesine yol açıyor insanın.
Çünkü ne bu taşların güzel bir şeyi bölüşmekle ilgisi var gibi gözüküyor; ne de yakında gotik tarz duvarlara dönüşecek istifli hallerinin herhangi bir güzelliği paylaşmakla.
Ordaki varlık nedenlerinin güzel birşeyi sınırlandırmaktan başka birşey olmadığını olduğum yerden bakınca net bir şekilde görebiliyorum.
Parayı verenle düdüğü çalanın aynı kişi olmadığı Sapanca, puslu bir hayalmişcesine geride kalıyor olsa da o istiflenmiş taş duvarların çocukluğumdan kalan izleri sınırlandıramayacağını düşünerek sitemkar bir küfür savurup boşluğa alıp başımı gidiyorum.
Az önceki Kerkenez kuşu gibi.
 
 
 
 
 
 


YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.