Su, dayanışma ve mücadele

14.06.2014 14:21:50
A+ A-

Selanik halkı üç yıldan beri kentlerinin su ve hıfzıssıhha hizmetlerini yürüten kamu şirketi EYATH'ın özelleştirilmesine karşı sıkı bir mücadele veriyor. Nitekim 18 Mayıs 2014'te Selanik, sadece Yunanistan'daki değil tüm dünyadaki su hakkı mücadelesi için önemli bir kazanıma imza attı. Aynı gün yerel seçimlerle birlikte tamamen halk girişimiyle EYATH'ın özelleştirilmesi konusunda bir referandum da düzenlendi. Hem de bu, hükümetin referandumu yasal olmamakla suçlamasına ve düzenleyenleri tutuklamamakla tehdit etmesine rağmen yapıldı. Sonuç olarak yerel seçimlere katılan halkın yarısından fazlası referandumda oy kullandı. Referanduma katılanların ise %98'i bir insan hakkı olan suyun ve hıfzıssıhhanın özelleştirmesine "hayır" dedi.

EYATH'ın özelleştirilmesi

Selanik Su Şirketi EYATH'ın özelleştirilmesine giden süreçte ilk adım bu kamu şirketinin 2001'de borsaya girmesiyle başladı. Günümüzde ise EYATH'ın önemli bir kısmı özelleştirilmiş durumda. Şirketin işçi sendikası başkanı Giorgos Archontopoulos, bu dev işletmenin 55 milyon avro sıcak paraya sahip olduğunu, hiç borcu olmadığını, devlet tarafından sübvanse edilmediğini ve yıllık 22 milyon avro net kâr ettiğini belirtiyor. Peki, böyle bir şirket hangi akla hizmetle kamunun elinden alınıp özel şirketlere satılacak? Şirketin başkanı Nikos Papadakis cevap veriyor: "Çünkü bu şirket bir fileto. Kasaba gittiğinizde iki kilo kemik istemezsiniz. Et istersiniz". Yani EYATH, bizim deyimimizle şirketlerin ve onların sözcülüğünü yapan devlerin iştahını kabartan "çöpsüz üzüm". Archontopoulos da belirttiği gibi şirketi satın alacak sermaye grubu sadece iki sene içinde verdiği parayı geri almış olacak. Dolayısıyla küresel su şirketlerinin gözü EYATH'ın üstünde.

Suez Türkiye'de de tanınıyor

Nitekim Yunanistan Hükümeti, IMF tarafından dayatılan "memorandum"un bir parçası olarak 2011'de EYATH'ı tamamen özelleştireceğini ilan eder etmez, küresel su piyasasının devlerinden biri olan çokuluslu Suez şirketi, talip olduğunu açıklamıştı. Dünya su devlerinden Suez 2000'li yılların başında Türkiye'de de bazı kentlerin su hizmetlerine talip olmuştu. Antalya Su ve Atıksu Genel Müdürlüğü'nün (ASAT) 1995 yılında Dünya Bankası ile imzaladığı ikraz anlaşması sonucu su hizmetleri Suez'e devredilmişti. Sadece üç senelik bir dönem (2001 – 2004) içersinde Antalya'da suyun fiyatı yaklaşık olarak %350 artmıştı.

Tek olumsuzluk suyun pahalanması değil

Suyun özelleştirilmesi ile fiyatının artması sadece Türkiye'ye has bir durum değil elbette. Arjantin, Avustralya, Bolivya, Cezayir, Güney Afrika, İngiltere, Kanada, Şili ve Yeni Zelanda gibi daha pek çok ülkede özelleştirmeyle birlikte su fiyatları yükseldi. Su satışından para kazanan şirketlerin insafına bırakılan suyun tasarrufu değil, tüketimi teşvik edildi. Bunun sonucunda daha çok kullanılan su varlıkları kirlendi ve temiz su azaldı. İnsana hizmet değil, kâr odaklı şirketler masraflardan kısarak kazançlarını büyüttükleri için su hizmetlerinin kalitesi düştü. Halka ait olan sudan gelen kârla halk değil, şirketler zenginleşti. Büyüyen şirketler bir yerdeki kaynağı tüketip, başka yerlere sıçradı. Tüm bunların sonucunda suya erişim evrensel bir hak olmaktan uzaklaşıp, ön ödemeli su sayaçları gibi uygulamalara nesne olan ekonomik bir mala dönüştü.

Su aktivistleri örgütleniyor

EYATH'ın özelleştirilme süreci devam ederken, Yunanistanlı aktivistler de boş durmadı. Selanikliler, su hizmetlerinin özelleştirilmesinin suyun pahalanmasına, kalitesinin düşmesine ve nüfusun büyük çoğunluğunun yaşamsal hizmetlere erişiminin kısıtlanmasına ve hatta engellediğine neden olduğuna dair somut kanıtları kamuoyuna sundu. EYATH'ın özelleştirilmesine karşı bir imza kampanyası başlatıldı. Kampanyayla birlikte mevcut hükümet yetkililerine seslenen Yunanistan halkı şöyle diyordu: "Halk eğitimi ve halk sağlığına yönelik harcamaların fuzuli kabul edilip kısıtlandığı günümüzde, hükümete bir uyarımız var. Eğer temel sosyal mütekabiliyet yok edilirse, hiçbir vatandaşın doğrudan ya da dolaylı vergi ödemesi söz konusu olamaz. Bizi yok sayıp özelleştirmeye devam ederseniz, biz Yunanistan vatandaşları faaliyetlerinizi engelleyeceğiz".

Suyun özelleştirilmesine karşı olanlar Avrupa'daki diğer su hakkı hareketlerinden ve Avrupa Vatandaş Girişimi'nden (ECI) destek alarak özelleştirme modelinin dünyanın başka şehirlerdeki başarısızlıklarını Yunanistan halkıyla paylaştı. ECI suyun ve hıfzıssıhhanın bir insan hakkı olarak tanınmasına ilişkin bir imza kampanyası başlatmış ve kampanya sonunda 28 Avrupa ülkesinden yaklaşık 2 milyon kişi suyun özelleştirilmesine karşı imza vermişti. İmzalar 17 Şubat 2014'de Avrupa Parlamentosu'na sunulduğunda, Avrupa Komisyonu'nu suyun özelleştirilmesini imtiyazlar direktifinden çıkarmak zorunda kalmıştı. Tüm bu gelişmeler yaşanırken EYATH'ın özelleştirilmesiyle ilgili bir referandumun yapılması ve bunun yerel seçimlerle birlikte 18 Mayısta 2014 tarihinde gerçekleştirilmesi kararı alındı.

Hükümet referandumcuları tehdit etti

17 Mayısta ise hükümet referandumun yasal olmadığını ilan ederek, düzenleyicileri tutuklamakla tehdit etti. Ancak Selanik'in 11 ilçe belediyesi ve STK'lar bu tehdidi dinlemedi. Referandum planladığı gibi 1500 gönüllü, 7 Avrupa ülkesinden gelen 30 gözlemci ve Selanik Avukatlar Derneği'nin eşliğinde gerçekleştirildi. Selanik'te 428 binden fazla insanın katıldığı yerel seçimlerde halkın %51'e yakını EYATH referandumu için de oy kullandı. Oy kullananların %98'i yani 213 binden fazla insan su şirketlerinin özelleştirilmesine "hayır" dedi.

EYDAP'ın özelleştirilmesine yasal engel

Çok değil referandumdan bir hafta sonra (25 Mayıs 2014) ise Yunanistan Yüksek Mahkemesi, 4,3 milyona yakın insana hizmet veren Atina'nın su ve hıfzıssıhha şirketi EYDAP'ın özelleştirilmesi planlarını, halk sağlığını tehlikeye atabileceğini neden göstererek engelledi. Zira Hükümet, IMF ve Avrupa Birliliği ile yaptığı anlaşma sonrası tıpkı EYATH da olduğu gibi EYDAP'ın hisselerini özel yatırımcılara satmayı planlıyordu. Ancak Danıştay, özel şirketlerin kontrolüne bırakılan suyun kalitesinin düşeceği endişesini dile getirerek halk sağlığını tehlikeye atacağı için satışın anayasaya aykırı olacağına karar verdi. Yunanistan'ın iki büyük şehrinin su hizmetlerinde planlanan özelleştirme çabalarına vurulan ikinci darbenin sonucunun ne olacağını gelecek günler gösterecek.

Exarcheia'da çeşmeli bir park

Geçtiğimiz Nisanda yaptığım Atina ziyareti geliyor aklıma. Arkadaşım Effrosyni ile Atina'nın Exarcheia bölgesi'nde gezerken küçük bir parka gidiyoruz. Bu belediyenin değil, mahalle sakinlerinin birlikte kurduğu bir park. Çocuk oyun alanında maaşlı belediye çalışanlarının değil, çevrede yaşayanların kurduğu kaydırak, tahterevalli ve salıncaklar var. Parkın içinden boylu boyunca geçen yarım metre yükseklikteki yığma taş duvarın üstü oturması rahat olsun diye düzleştirilerek renkli seramik parçalarıyla yapılmış mozaiklerle kaplanmış. Bizim parklarda olduğu gibi şehrin 50 km ötesindeki seralardan getirilmiş iki hafta yaşayıp sonra sökülecek gösterişli çiçekler değil, herkesin kendi evinden veya bahçesinden getirip ektiği birbirinden farklı renk ve özellikte çiçekler var. Bir de köşede taştan örülmüş küçük bir çeşme var. Musluğu oldukça yeni görünüyor. İşin ilginci bu musluktan su da akıyor. Yıllardır suyu akan bir sokak çeşmesi görmediğim için epey bir şaşırıyorum...

Hoş geldin, suyla geldim

Parka bakan bir kafeterya görüp, oturmaya karar veriyoruz. Elinde buz gibi su dolu bir sürahi ve iki bardakla gelen genç kadın bize "hoş geldiniz" diyor. "Yanlışlık olmalı, biz su istemedik" diye itiraz ediyorum. Genç kadın ve arkadaşım hemen açıklıyor durumu. Bu sıcakta herkesin suya ihtiyacı olduğunu, dolayısıyla masaya oturan ya da yoldan geçerken isteyen herkese su vermenin bir gelenek olduğunu söylüyorlar. "İyi ama bu suyun parası sizin cebinizden çıkmıyor mu?" diye sorduğumda ise arkadaşım Atina'da şebeke suyunun içilebildiğini, dolayısıyla ikram edilen suyun önemsenmeyecek kadar ucuz olduğunu belirtiyor. Aslında Atina'da da her markette bizdekine yakın fiyatlarda PET şişede su satılıyor. Ancak şebeke suyu da içilebilir olduğundan, sadece gezmeye çıkıldığında çantaya atmak için bu pahalı sulardan alınıyor.

İstanbul'da böyle bir kafeteryada oturmayalı yıllar oldu. Oysa bizim de bir zamanlar masalarındaki sürahilerde su bulunan restaurant ve barlarımız vardı. Bizde de yoldan geçen insana, kurda, kuşa gece gündüz su veren sokak çeşmeleri vardı. 1990'larda ülkenin pek çok kentinde su hizmetlerinde krizler yaşandı. Çözüm olarak ya kamu kaynaklarıyla su altyapıları ve hizmetleri iyileştirilecekti, ya da özelleştirilecekti. Türkiye ikinci yolu seçti. Böylece içilebilir su hem sokaklarımızdaki çeşmelerden, hem de evdeki musluklarımızdan akmaz oldu. Onu artık sadece damacana ve PET şişelere hapsedilmiş haliyle yüzlerce kat daha fazla para ödeyerek satın alır olduk. Musluktan akan içilebilir su artık hafızalarımızdan bile silindi.

Su devletlerin ve şirketlerin değil, bizim!

Bir insanı suyla karşılamaktan daha güzel bir "merhaba" olabilir mi? Birine suyla "hoş geldin" demekten daha sahici bir dayanışma olabilir mi? Karşılığını beklemeden ihtiyacı olana su vermek, lafın sözün ötesinde gerçek bir selamlama değil mi? Bolivya Cochabamba Su Savaşları'nın kadın aktivisti Marcela Olivera'nın sözlerini hatırlıyorum. "Özelleştirme kaderimiz değil. Hatta her şey özelleştirilmiş olsa bile yeniden kamulaştırma için asla geç kalınmış değil. Yeter ki kamunun devletçilik değil, halkın katılımcılığı olduğunu unutmayalım" diyor Olivera. Çünkü su ne devletlerin, ne de şirketlerin elinde güç için harcanmayacak kadar değerli bir varlık. O ait olduğu yere, yani halkın ellerine dönmeli.

 

Akgün İlhan 

Bu yazı ilk kez 14 Haziran 2014 tarihinde Marksist.org adresinde yayınlandı.  

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.