Talanın tarihi ve Antakya örneği

29.06.2015 23:07:31
A+ A-

İnsanın çevre ile olan ilişkisi, var olduğumuzdan beridir karşılıklı olan bir ilişkidir. Possibilist ve determinist yaklaşımlarla açıklanan bu ilişki sürekli bir evrim içinde olmuştur. Sanayi devriminden önce pek bahsedilen ve baskın olan görüş determinist görüştü. Yani insanın hareket sınırlarını belirleyenin doğa olduğu; tabiatın olanak verdiği kadar ilerlenebildiği görüşü. Determinizm, 18. Yüzyılda insan eli yerine daha az emek harcanarak daha çok verim sağlayan düzeneklerle geri planda kalmıştır.

Sanayi devrimi, insanın doğa ile olan imtihanına bir başlangıçtır aslında. Artık kişi doğaya “hüküm sürüyor” ve en önemlisi finans, ticaret ve manifaktör sanayide denetimi ele geçiriyor, yani  kapitalizm hegemonya çağını yaşıyordu. Bu “hakimiyet” zaferi, başlangıçta tıpkı bir mucize gibi geliyor ve  doğanın tanrısı olma hayali umarsızlığını aşıyordu. Kazandıkça daha fazlasını isteyen, gözü her zaman daha zirvede olan bencil bireyler sivriliyor ve üretim arttıkça artıyordu. Kapitalizmin aç gözlülüğü, yeni pazarlara açılma ve daha fazla üretim için gerekli olan daha fazla ham madde isteği, doğanın talan edilmesi ve katledilmesi kavramlarını oluşturdu. Kapitalizmin bu sınır  tanımazcılığı, ekolojik döngüyü sekteye uğratıp  insan yaşamını tehdit eder bir hal aldı.
 

Bu Durum Bizleri İlgilendirir Mİ?

Yaşanabilir bir dünya kavramı son zamanlarda çok sık duyduğumuz bir tabir. Peki neden yaşanabilir bir dünya istiyoruz? Yakılıp yıkılan, talan edilen bölgeler bizden çok uzakta değil mi? Zaten yaşanır bir dünyada değil miyiz?
Durumu 500 milyon km2’lik yüz ölçümüne sahip dünya genelinde değil de kent ölçeğinde inceleyelim, belki durumun ciddiyetini o zaman daha iyi anlayabiliriz.
 
 Bir şehrin düzenlenmesi ve de tasarlanması sürecinde şehir bölge planlamacılar ve peyzaj mimarlarının belirlemiş olduğu bazı standartlar vardır. Bu standartlar bireyin estetik olarak görsel zevkine hitap edip, fonksiyonel kullanım, karbon izdüşümünün azaltılması ve hava nem oranının optimum bir seviyeye getirilmesi gibi ekolojik döngüye katkıda bulunacak standartlardır. Belediyelerin artık belediyecilikten çok kara para aklama, parselleri rüşvetle imara açma gibi işleri yapmaları yukarda bahsettiğim standartları hiçe sayıyor. Artık toplum için değil de tamamen sermaye için yaratılan şehirler yükseliyor. Karl Marx’ın “kapitalizm gölgesini satamadığı ağaçı keser” sözü bizlere her şeyi açıklıyor aslında. Antakya’da kişi başına düşen açık-yeşil alan miktarının 7 m2 olması gerekirken 1,5 m2 kadar bile olamaması bahsettiğim durumun basit bir örneğidir. Biraz geçmişe gidersek Amik Ovası örneği; siyasi iktidarın ve en önemlisi kapitalizmin sınır tanımazlığıdır Amik.
 Hatay’ın 1. Emperyalist savaş sonrası Fransızlara bırakılmasıyla başlıyor her şey. Fransa’nın o dönem en büyük endüstri üretimini ipek ve pamuk dokuma sanayisi oluşturuyordu. Daha çok üretim için daha çok hammadde mantığı, pamuk ihtiyacını karşılamak için Fransa’nın gözünü flora fauna çeşitliliğinin çok yüksek olduğu Amik’e çevirdi ve ardından Amik  ilk “ıslah Projesi”nden nasibini aldı. Daha sonra Fransız mantığıyla ilerleyen Türkiye, Süleyman Demirel’in önderliğinde Amik Ovasını tamamen kurutup Amik gölü yatağını tarıma açtı. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi Amik, siyasi iktidarın da emellerine alet edildi. AKP iktidarı, ülkenin en önemli bölge ve sınır şehri olan Hatay’a bir “gelişim”  sembolü kazandırmak ve daha önemlisi uluslararası bir hava sınır kapısı elde edip sermayeye büyük lojistik destek oluşturmak için havalimanı projesini başlattı. Havalimanı için bir arazi lazımdı ve bu yer tabi ki de Amik olacaktı. Yapıldığı dönem birçok ekolojist birey ve kurum tarafından itiraz edilse de Akp diktalığı söz dinlemeyip 2007 yılında göl çanağına havalimanı inşaatına başladı.
İşte sermaye ve siyasi kazançların kurbanı Amik’in de öyküsü böyle. Fakat tarih boyunca sürekli sömürüye uğrayan Amik, her şeye rağmen inatla direniyor ve var olmaya devam ediyor; şubat ayı içerisinde yağışlardan ötürü sular yükselip gölü tekrardan oluşturdu. Buna rağmen maalesef koruma çalışmalarının başlaması yerine drenaj kanalları daha da derinleştirilip biriken su bölgeden uzaklaştırıldı.
Yukarda anlattıklarım, içinde yaşadığımız şehir Antakya’nın sadece iki ihlal örneğiydi. Yani sermayenin doğayı talanı öyle sandığımız gibi bizden uzak ve sadece birkaç bölge ile sınırlı değil. Çıkıp bir baktığımız zaman insan çıkarları uğruna el değmemiş şehir, bölge, dağ, ova, su kalmamış durumda.

Peki Ne Yapmalı?

Ekolojik dengenin bozulması, kaynaklarımızın azaldığı, ozon tabakasının büyük tehdidi, doğanın talanı haberleri sıklıkla duyduğumuz haberler. Doğanın böyle katledilmeye devam etmesi durumunda 2050 yılında kullanılacak su kaynağının kalmayacağı istatistiği bir çok kurumu başka dünya arayışı yoluna sokuyor. Milyarlarca yıldır var olan dünyamız son 300 yılda bir çöplük haline geldi ve bu durumu düzeltmeye yönelik çalışmalar sermayenin işine gelmediği için terk edip başka gezegenlere göçme ve göçülecek gezegeni de bir an önce sömürme planları daha cazip geliyor. Fakat çok geç kalmış değiliz; doğa ne kadar yağmalanıp yıkılsa da kendini tekrar var edebiliyor. Bu mucize bizlere sürdürülebilirlik kapısını açıyor.
Sürdürülebilirlik, kendi kendini yenileme bir sonraki nesillere ihtiyaçlarını aktarabilmek diye açıklanabilir. Çevrenin sürdürülebilirliği nüfus,kent, teknoloji ve tarım gibi unsurlarla orantılı şekilde çalışır.Bu unsurlara nüfus artışı ile daha çok hammadde ihtiyacı, kentlerdeki karbon ayak izi, teknolojik aletlerin yakıt türü ve tarımda kullanılan kimyasal gübre ve ilaçlar gibi örnekler verilebilir.

Yaşam riskinin kıyısında olduğumuz şu günlerde başka dünyalar aramak yerine içinde bulunduğumuz dünyayı yeniden var etmek yukarıdaki unsurlar için alınan önlemlere bakar. Tükenebilir enerji kaynakları yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması, tarımın kâr odaklı değil de dönüşüm odaklı ve çevre dostu sistemler ile yapılması, teknolojinin bilinçli olarak kullanılması, kentlerde yeşil alanların arttırılması ve geri dönüşüm çalışmalarına ağırlık verilmesi alınabilecek önlemlerden bazılarıdır. Unutmayan dünya sadece bizim dünyamız değil ve dünyayı değiştirmek bizim elimizde…

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.