“Ticari sır” deşifre oldu

22.02.2014 01:31:37
A+ A-

Bu ülkede hep kapalı kapılar ardında dönüyor işler. Şeffaf yönetim vaadi ve üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü savunur görünerek iktidara gelenlerin bugün bir bir foyaları ortaya çıkıyor. Hatırlayalım, AKP iktidara gelirken "3 Y" ile mücadele edeceğini vaat etmişti: Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklar.

Ama bugün öyle bir hengâmenin içerisinde bulunuyor ki iktidar, yoksullukla, yolsuzlukla, yasaklarla değil mücadele edilmesi, bizzat bu sorunların kaynağı haline gelmiş durumda. Hangisinden bahsedelim ki?.. Yoksulluktan mı? Son aylara damgasını vuran yolsuzluk olaylarının ortaya çıkmasından mı? Veya son günlerde çokça tartışılan 4 saat yasasından mı? HSYK kanunundan mı?

Her birine yeri geldikçe değiniyoruz. Değinmeye de devam edeceğiz. Ama bu kez başka bir konuya, yine zaman zaman gündeme gelen ama son zamanlarda pek de konuşulmayan doğa konusuna bir göz atalım. Çünkü diğer konulardan daha az önemli değil: doğa!

Bakın birazdan bahsedeceğim olayda yine gemisini yürüten kaptan türünden bir durumla karşı karşıyayız. Yine doğanın tahribatı hat safhada. Yine canlı yaşamı tehlikede. Yine hukuk hiçe sayılıyor. Yine birileri kayırılıyor. Yine tarih bir çırpıda yok sayılıyor.

"Yaşam alanımızı savunuyoruz"

Anlatacağım hikâye Karabiga'dan. Çanakkale'nin bu güzel beldesinde yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının ikinci dalga operasyonunda gözaltına alınan Mehmet Cengiz'in sahibi olduğu Cengiz İnşaat ile Alarko Grubu ortaklığında bir termik santral kuruluyor. Alcen Enerji Santrali'nin ilk çalışmaları belediyenin imar planlarını onaylamasıyla 2013 Nisan'ında başlamıştı. Halk santralin yapılmasına karşıydı. Bunun nedenlerini yazacağız tabii ama önce onaylanan imar planları onay sürecinden bahsedelim. Onaylanmıştı imar planları ama nasıl?

Nazım imar planları görüşmesinde usulsüzlük yapıldığı gerekçesiyle belediye Demokrat Parti üyesi Kadir Balkan, savcılığa suç duyurusunda bulunacaktı. İmar planları görüşmesinin usulsüz yapıldığını söyleyen Balkan, bu kez ikinci toplantıya katılacak ve projeye desteklerini belirtmekten geri kalmayacaktı. Yöre halkı "Ne oldu da Balkan toplantıya katıldı?" diye soracaktı. Yanıt... Balkan'ın kendine göre bir gerekçesi vardı ama pek de inandırıcı değildi.

Öte yandan Belediye Başkanı Muzaffer Karataş santrali ''Çevreye duyarlı örnek termik santral olacak'' diyerek savunsa da kuşkular giderilemeyecekti.

Öyle ki yöneticilerle halkın arası iyi değildi. Halk istemiyordu santral filan. Örgütlenerek bir çevre platformu kuran yöre halkı mücadele başlatacaktı: "Yaşam alanımızı savunuyoruz."

Santral neden istenmiyor?

Santralin kül depolama alanının köyün çok yakınına yapılacak olması insan sağlının ne denli tehlikeye atıldığını ortaya koymaya yetmişti. Santral tarım alanlarına, yerleşim yerlerine büyük zararlar verecekti. Ama yalnızca bu değildi santrale karşı olunmasının nedeni.   Santralin kurulacağı alan 2 bin yıllık bir tarihe sahip Priapos Antik Kenti ile komşuydu. Antik kentin birinci derece sit alanı içinde olduğunu, koruma bandının ikinci derece doğal sit alanı içinde kalacağını belirtecekti Karabiga Çevre Platformu sözcüsü Aslı Badem.

ÇED olumlu raporunun yürütmesi durdurulmuştu

Pek çok yönden olumsuz etkiler içeren santrale karşı halk mücadelesinde yalnız değildi. Madra Dağı ve Kaz Dağı Belediyeler Birliği Başkanı Cahit İnceoğlu, Ziraat Mühendisleri Odası Çanakkele Şube Başkanlığı ile Biga Çevre Derneği santrala verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu kararının durdurulması istemiyle dava açacaktı. Örgütlü toplumun gücü öylesine önemliydi ki...

Dava sonucunda Çanakkale İdare Mahkemesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen ÇED raporunun yürütmesini durduracaktı. Mahkeme kararında şöyle diyecekti: "Dava konusu işlem kapsamında, termik santralin yapımına başlanılması ve işletmenin çalışmaya geçmesi durumunda, çevreye olacak etki ve yapılan yatırımlar açısından telafisi güç ve imkânsız zararlar doğacağı açıktır." Kararda inşaat ve işletme aşamasında deniz suyuna ve deniz canlılığına, yerleşim yerlerine, tarım arazilerine, insan yaşamına telafisi güç zararlar vereceği de belirtilmişti.

Mahkemenin bu kararından sonra inşaatın durması gerekiyordu. Ne var ki inşaat belki bir süre duracaktı ama sonra yine devam edecekti. Yargı kararına rağmen devam eden çalışmalar şikâyet edildiğinde hafriyat çalışmalarının devam ettiği alan için Savcılık, "Şirket, iş makinelerinin paslanmasınlar diye gezdirildiğini söylüyor" diyecekti.

Belediye Başkanı mı? O da "Çevreye duyarlı örnek termik santral olacak, eksiklikler giderildikten sonra inşaat devam edecek" sözleriyle bir şirket yetkilisi gibi santrali savunmaya devam edecekti.

Yeni ÇED raporlarıyla proje denetim dışı bırakılıyor

Sonra mı? Sonra şirket ÇED raporu için tekrar başvuracaktı. Bu kez proje üçe bölünmüştü. Üç ayrı ÇED raporu istenecek ve yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen raporlar için mahkemeye gidilecekti. Öte yandan projenin bölünmesi 2008 tarihli ÇED yönetmeliğine aykırıydı. Ama bu arada şirket deniz dolgusunu yapmaya başlamıştı bile. Proje ÇED oyunlarıyla denetimden kaçırılmıştı.

"Ticari sır" deşifre oldu

Santral projesiyle ilgili dönen dolaplar bir tane değil ki!.. Son olarak da Balıkesir Orman Bölge Müdürlüğü'nün santralin ormanlık alana kurulmasına izin verdiği çıktı ortaya. Oysa Orman Genel Müdürlüğü (OGM) 11 Haziran 2013'de şöyle bir karar almışken:

"Kaynağı orman alanı içinde bulunmayan ithal kömüre dayalı termik santrallerin orman sayılan alan içinde yapılmasında kamu yararı ve zaruret olmadığından olumlu görüş bildirilmemesi, izin taleplerinin değerlendirmeye alınmadan talebin geri çevrilmesi ve izin raporu düzenlenmemesi..."

Bu karar yürürlükteyken Balıkesir Orman Bölge İşletme Müdürlüğü bir skandala imza atarak Cenal Enerji Santrali'nin atık depolama tesisinin orman alanına inşasına onay veriyor. Ve bununla birlikte orman arazisi 135 bin liraya santrali inşa eden Cenal A.Ş.'ye tahsis ediliyor. Müdürlük bu işlemi ise "ticari sır" olarak nitelendiriyor.

Sonra işler tam bir yılan hikâyesine dönüyor yine.  

OGM 23 Eylül 2013'te gönderdiği yazıyla biraz önce değindiğimiz santralin orman arazine inşa taleplerinin değerlendirmeye dahi alınmadan geri çevrilmesi kararını iptal ediyor. Daha sonra orman alanına kurulacak termik ve nükleer santraller için kamu yararı ve zaruret olup olmadığının tespiti yetkisi ise Orman ve Su İşleri Bakanlığına geçiyor.

İşte böyle

İşte bir hukuksuzluk örneği daha. Minare kılıfına uydurularak ormanlar böyle talan ediliyor. İnsan yaşamı böyle hiçe sayılıyor. Doğa böyle katlediliyor. Tarih böyle yok sayılıyor. Kamu yararı böyle darbe alıyor. Hukuk böyle çiğneniyor. Gemisini yürütenin kaptan olduğu bir düzen işte böyle hüküm sürüyor.

Ana muhalefet ise bırakın engel olmayı, halka kulak vermeyi belediye başkanlığına termik santral konusunda bir şirket yetkilisi gibi hareket eden aynı kişiyi, Karabiga Belediye Başkanı Muzaffer Karataş'ı aday gösteriyor. Sosyal demokrasiden eser yok yine.

Yunus Emre gitti, Mehmet Cengiz geldi

17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ikinci dalgasında gözaltına alınan bahsi geçen Alcen Enerji Santrali'nin ortaklarından Mehmet Cengiz ortaya çıkan ses kayıtlarında "Bu milletin a.... koyacağız" diyerek hakaretten ötesini gerçekleştiriyordu. Santral yapımında ne yaptıklarını gördük.

Bakınız Mehmet Cengiz'in adı binanın yenilenme çalışmalarına destek verdiği gerekçesiyle Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'ne bağlı Yunus Emre Binası'na verilmiş.

İşte böyle... Yunus Emre gider, onun yerini halkın bilmem neyine koyacağız diyenler alır. Bir toplum böyle değersizleştirilir.     



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.