Toplumsal ekonomi, yerel yönetimler ve özerklik - III

28.08.2014 00:04:42
A+ A-

 

KONFEDERAL EKONOMİK DEMOKRASİ

Meclis önüne gelen çeşitli önerileri ele alıp, tartışıp, ince bir ayardan [fine-tuned] geçirdikten ve yerel ekonomiye ilişkin genel bir taslak üzerinde anlaşmaya vardıktan sonra, topluluk üyeleri bu taslağı işyerlerinde, konutlarında ve başka yerlerde uygularken aynı zamanda da onu geliştirmeye ve gerçekleştirmeye devam eder. Eğer tek bir işletme, kurum veya hane düzeyinde çözülemeyecek engeller veya anlaşmazlıklar ortaya çıkarsa, bunlar tartışılmak ve çözüme kavuşturulmak üzere büyük meclise geri getirilebilirler. Üzerinde daha önce anlaşmaya varılmış bir politikanın bazı yönleri herhangi bir nedenle yerine getirilemezse, bu derhal topluluk üyelerince fark edilecektir; onlar da ardından politikayı buna göre değiştirebilecek ve uyarlayabilecektir. Ekonomik yaşamın büyük bir kısmı, iş arkadaşları [co-workers], ev arkadaşları, [birlik] üyeleri [asociates] ve komşularla doğrududan işbirliği içerisinde daha küçük kolektiflerde yerine getirilirken, kamusal ekonomik yönelimin kapsamlı meseleleri tüm topluluğun [dahil olduğu] meclis tarafından halledilecektir. Gerekli olduğunda, şehirle ilgili olan veya bölgesel meseleler, nihai kararlar her yerel meclisin elinde kalmak koşuluyla konfederal düzeyde ele alınacaktır.

Meclislerin egemenliğine yapılan bu vurgunun sebebi iki yönlüdür. Birincisi, yerel meclis, doğrudan katılımcı demokrasinin uygulanması, ve güç farklılıkları ile yeni hiyerarşi biçimlerinin yeniden ortaya çıkmasının engellenmesi için en erişilebilir olan forumdur. Meclis, topluluğun eşit haklara sahip tüm üyelerini kapsadığı ve temsiliyetle değil de doğrudan katılımla işlediği için, kolektif kendinden yönetimi toplumsal yaşamın tüm alanlarına yaymak için en iyi fırsatı sunar. İkincisi, yerel meclis, insanların, birlikte yaşadıkları, eğlendikleri ve çalıştıkları insanlarla yüz-yüze tartışma yoluyla, kapsamlı ve uyumlu bir şekilde ekonomik ve siyasi işlere ilişkin kararlar almasına imkan sağlar. Halk meclisi, kamusal meselelerde, ekonomik, toplumsal ve ekolojik kaygılar arasındaki sayısız karşılıklı bağlantıyı fark eden, bütünlükçü [holistic] bir yaklaşımı cesaretlendirir.

Bu vizyonun büyük bir kısmı ancak teknolojik altyapının radikal bir elden geçirilip düzeltilmesiyle beraber uygulanabilir olacaktır --toplumsal ekolojistlerin çevresel ve demokratik zeminlerde destekleri bir şey. Bizler, üretimin çoğunun, uzmanlaşmış işlevlerin toplumsallaştırılmasıyla, akıl ve kol emeğinin bütünleştirilmesiyle yerel olarak gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Hala, tamamen merkezsizleştirilemeyecek ve merkezsizleştirilmemesi gerekecek bazı önemli sosyal iyiler olacaktır; örneğin bir belediyenin ev sahipliği yapmasına rağmen geniş bir bölgeye hizmet verecek ileri araştırma enstitüleri. Bu nedenle, dar görüşlülüğü [parochialism, içine kapalı cemaat sistemi] ve tecrit olmayı dengeleyen konfederasyon toplumsal ekolojinin siyasi vizyonunda asli bir rol oynar.

Bu senaryo, birincil olarak, kendi toplumsal ve ekolojik koşullarına uyan ekonomik politikalar üretecek yerel topluluklar üzerine odaklanırken, toplumsal ekolojistler yerel kendi kendine yeterlilik ve ekonomik bağımsızlık [autarchy] nosyonlarını --kendi içlerinde değerli olan şeyler olarak-- reddederler; bizler, bunları toplumsal katılıma ve ekolojik nüanslı demokratik karar alımına katkıları olabilecekse ve katkıları varsa arzulanabilir şeyler olarak görüyoruz. Bizler, her bir bileşen meclisden [seçilmiş] geri çağrılabilir ve görevleri belli delegelerinden meydana gelen konfederal organlar yoluyla birbirleriyle sürekli diyalog içerisinde olan bir meclisler konfederasyonunu öngörüyoruz. Bu yapılar, doğrudan demokratik olan yerel toplulukları ikame etmek üzere değil, onların doğal birer sonucu olarak kurulurlar. Özellik de ekonomik ilişkiler sıklıkla uzak toplulukların işbirliğini gerektireceği için, konfederasyon kaynakların, yeteneklerin ve bilginin paylaşılmasına yönelik karşılıklı olarak uygun olacak bir çerçeve sunar.

Halk meclislerinin konfederal ağı, tüm insanlara, bilinçli bir şekilde yaşamlarını birlikte yönlendirmenin ve toplumsal özgürlük projesinin bir parçası olarak ortak hedefler takip etmenin pratik bir yolunu sunar. Dayanışma ve otonomiyi biraraya getirerek, doğrudan eylemin en yüksek biçimi olarak, siyaseti, komünal kendinden yönetim sanatını yeniden yaratabiliriz. Böyle bir dünyada, bugün bildiğimiz anlamda bir ekonomi olmayacaktır. Çalışma yaratıcı bir faaliyet haline geldiği zaman; üretim insani ve ekolojik potansiyellerin uyumlandırılması olduğu zaman; ekonomi, kolektif özbelirlenim ve henüz hayal edilmemiş toplumsal, doğal, ve etik imkanların bilinçli bir şekilde ortaya çıkarılması olduğu zaman; işte o zaman, kurtulmuş bir topluma ulaşmış olacağız, ve burada kabataslak bahsedilen fikirler yaşanan gerçeklikler ve doğrudan [yaşanılan] deneyimler olarak somut biçimler alacaklar.

Ernest Haeckel, Foster, Roy Bhaskhar, Luis Althusser, murray Bookhin gibi Avrupalı entelektüeller ekoloji, toplumsal ekoloji, derin ekoloji, çevresel ekoloji, özerklik ve konfederalizm gibi kavramları felsefi boyutta tartışmışlardır.

 Ancak Kürtler tarafından insanlığın ve Ortadoğu halklarının kurtuluş ve halkların savunulmasında stratejik olarak örgütsel boyutta ele alınmıştır. Kürt halkı tüm toplumsal birleşenleriyle, toplumun tüm katmanlarıyla ekolojik yerel yönetim anlayışı, özerklik ve konfederal sistemi 2007 yılında Diyarbakır’da yapılan ve DTP belediye başkanlarının da katıldığı Demokratik Toplum Kongresi’nde (DTK) karara bağlamıştır. Aynı yıl yapılan DTP kurultayında DTP’nin tüzüğüne alınmıştır. Mezopotamya sosyal formu,ekoloji forumu yapıldı.        

 

İnsan dahil bütün canlı-cansız varlıkları ve bunlar arasındaki yaşamsal ilişkileri tehdit eden iktidar odaklı neoliberal sisteme karşı örgütlenen kişi, topluluk ve kurumlar olarak 29-30 Ocak 2011’de Ekoloji Forumu için Diyarbakır’da bir araya geldik.

17 oturum, 3 atölye, 4 film gösteriminden oluşan forum sonunda toplanan ‘Ekolojik Hareketler Asamblesi’nde bütüncül, aynı zamanda hayata ve dünyaya dokunan ilişki ağlarının örülmesi gerektiği sonucuna ulaştık. Forum sonucunda bütün Ortadoğu ve Dünya Halklarına çağrımız şu oldu.

 

 Ortadoğu ve Dünya halklarına,

§  Ekosistem üzerinde büyük tahribatlara neden olan kimyasal silahlar ile mayınların yasaklanması için toplumsal direnişin örgütlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye sınırlarındaki mayınlı arazilerin temizlenerek orada yaşayan köylülere devredilmesi ve doğal tarımsal alanlara dönüştürülmesi için direnilmelidir.

§  GDO’lu ürünlere hayır demeye evimizden başlamalıyız. GDO’lu ürünlere karşı durup, cips, çocuk maması, ucuz tekstil almayarak başlayabiliriz. GDO’lu ürünlerin tüketiminin devamı demek çok yakın zamanda biyoçeşitliliğin tekleşmesi anlamına gelmektedir. Doğadaki biyoçeşitliliği korumak, GDO’lu ürünlerin kullanımını azaltmak ve kapitalizme olan bağımlılığı yok etmek için tohum (gen)  bankalarının oluşturulması gerekmektedir.

§  Gıda fiyatlarının artması, ürün kalitesinin düşmesi ve genel olarak yaşam şartlarının zorlaşması sonucu, özellikle kırsaldan şehre göç etmiş düşük gelir gruplarına dâhil, insanların gerek evlerinde gerekse mahallelerinde ihtiyaç duydukları besinlerin büyük bir kısmını üretmelerine yönelik teknikler geliştirilmelidir. Bu çerçevede, İnsanların kolektif olarak kendi mahallelerinde kullanılmayan yerleri sebze bahçelerine dönüştürmesi ve hep birlikte üretim çalışmaları yapmaları önerilmektedir.

§  Günümüz teknolojisi tamamen kapitalist bir mantıkla ‘ ya büyü ya da öl ‘ demektedir. İnsanların doğa ile barışık yaşayabilmesi için doğa ile barışık teknoloji projelerinin hayata geçirilmesi gerekmektedir.

§  Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaşabilmesi için toplumda farkındalık yaratacak çalışmaların arttırılması, sürdürülebilir kentlerin yaratılması için topografik yapının doğru değerlendirilmesi ve iklim verileri dikkate alınarak yapıların tasarlanması, böylelikle enerji tüketiminin azaltılması gerekmektedir. Enerji ve doğal kaynakların tüketiminin sürekli arttığı günümüzde bilişim teknolojilerinin daha verimli kullanımının sağlanması için toplumda duyarlılık yaratılması gerekmektedir. Diyarbakır’da bulunan Güneşevi örneğinden yola çıkarak toplumun her kesimine, özellikle çocuklara yönelik yürütülen enerji ekoloji eğitimine, ekolojinin farklı alanlarındaki konuları da eklenerek yapılan çalışmalar desteklenmeli, geliştirmeli ve yaygınlaştırılmalıdır.

§  Ortadoğu’da bulunan yer altı ve yerüstü kaynaklarının sömürülmesi durdurulmalıdır. Bu kaynakları metalaştırmak adına yürütülen bütün anlaşma çatışma ve savaşlara karşı durulmalıdır.

§  Militarizm ve şiddet ekosistemdeki bütün ilişkilenme tarzları göz önüne alınarak reddedilmelidir. Aile içi şiddet, ekonomik şiddet, doğaya karşı şiddet v.s. topyekûn aşılmalıdır.

§  Dil, iletişim aracı olması itibariyle organik bir fenomendir. İnsanda olduğu gibi bütün canlıların iletişim dilleri vardır, dil doğayla bir bütündür ve buna karşı kurulan bütün engellemelere karşı mücadele edilmelidir.

§  Mezopotamya’da, Ege’de, Karadeniz’de yapılan HES ve barajlarla halkların farklılıkları su ile eritilerek halklar asimile edilmekte, suyun ticarileştirilmesi ve uluslararası alanda suyun politik araç olarak kullanılması amaçlanmaktadır. Yapılan barajlar, bölgenin sosyo- ekonomik düzeyine hiçbir katkıda bulunmamıştır. Bölgede yapılan ve yapılması planlanan yüzlerce baraj yarattığı göç dalgaları ile kentsel ve kırsal alanda sosyal sıkıntılar yaratmakta, doğayı ve ekosistemi tahrip etmekte, doğal, tarihi ve kültürel mirası yok etmektedir. Barajlardan sağlanan enerjinin büyük bir kısmı bölge dışına taşınmakta ve sömürge mantığı sürekli olarak üretilmektedir.

§  Su berekettir, bolluktur, insanlar ve tüm canlılar için yaşam kaynağıdır. Doğası gereği geçtiği her yerde ortak kullanımları zorunlu kılar ve adaletli, eşitlikçi bir kullanımı gerektirir. Nüfus artışı, su kaynaklarının iyi yönetilmemesi, suyun kirlenmesi, iklim değişikliği, tüm canlılar için gerekli yaşamsal kaynağı olan suyu, daha değerli hale getirirken buna sahip olanların elinde her geçen gün siyasi, ekonomik ve kültürel olarak hegemonya kurmanın aracı haline dönüşmektedir.

§   İsrail işgali altında yaşayan Filistinliler Ortadoğu’da su sorununu en fazla yaşayan halktırlar. Bu halkın suya erişimi kısıtlanarak tüm yaşam imkânları ortadan kaldırılmaktadır. Filistin topraklarındaki yasadışı yerleşimlerden dolayı Filistin halkı temel su ihtiyacını karşılamak için bile mücadele etmektedir. İsrail, tarihi Filistin topraklarındaki yeni sömürgecilik pratiklerini su ve suyun kullanımı üzerinden sergilemektedir.İsrail, Filistin topraklarındaki işgale, ekolojik tahribata son vererek Filistin su kaynakları üzerindeki hegemonyasından vazgeçmeli, Filistin halkının suya erişimi önündeki tüm fiili ve yasal engelleri kaldırmalı, su kaynakları üzerindeki kontrolünü Filistin halkına karşı bir tehdit ve cezalandırma aracı olarak görme politikasına ve su kuyularının bombalanması gibi şiddet eylemlerine derhal son vermelidir.

§  Ortadoğu’nun bir bütün olarak sömürgeleştirildiği göz önüne alınarak, doğrudan demokrasinin ilkeleri ile toplumların kendi yaşamlarını kolektif bir şekilde yaratabileceği vurgulanmış ve bunun için karar alıcı güçlerin uzmanlara, temsilcilere ve bürokratlara ihtiyacı olmadığı belirtilmiştir. Bu sayede Ortadoğu toplumlarının özgürleşmesinin yolu açılabilecektir.

§  Kapitalist- modernitenin kadını doğadan koparması ve devletçi – iktidarcı düşünceyi empoze etmesi deşifre edilmeli, kadının ve doğanın haklarının olduğu ve bunun da anayasada güvenceye kavuşturulması gerekmektedir.

§  Türkiye’de emek sömürüsünü en yoğun biçimde yaşayan kesimlerden biri olan mevsimlik tarım işçilerinin çalışma ve yaşam koşulları, 1990’larda neoliberal globalleşme politikaları ve zorunlu Kürt göçünün yarattığı mülksüzleşme (işsizleşme ve yoksullaşma biçiminde dışa vurmuştur) neticesinde daha da ağırlaşmıştır.  Türk,Kürt,Gürcü vs.. her milliyetten tarım işçileri için adil bir ücret politikasının uygulanması temelinde sağlıklı bir tarım , iş/çalışma ve yaşam politikasının izlenmesi gerekmektedir. Kapitalizmin temel bir yansıması olan aracılık sistemi ortadan kaldırılmalı ve onun yarattığı bölünmüşlük ve örgütsüzlüğü önlemek için mevsimlik işçi dernekleri veya kooperatifleri kurulmalıdır.

§   

§  Ortak sesimiz bizi çoğaltır, biz çoğalırız hayat çoğalır.

§  Özgür insan, özgür toplum, özgür doğa!

 

                                      

KAYNAK: İngilizce Orijinali: "Economics in a Social-Ecological Society", Peter Staudenmaier, Harbinger (a journal of social ecology), Cilt 3, No. 1, Bahar 2003, s. 12-15. Abay, Tezcan ve Ethem, Torunoğlu 2000, Küresel Çevre Sorunları ve Türkiye, Küreselleşmenin Ekolojik Sonuçları, Maki Basın Yayın, Ankara.

Fukuyama, Francis 1999, Tarihin Sonu Ve Son İnsan, Çev:Zülfü Direkli, 2.Basım, Gün Yayıncılık, İstanbul.

Giddens, Anthony 1998, Modernliğin Sonuçları, Çev:Ersin Kuşdil, 2.Basım, Ayrıntı, İstanbul.

İnan, Nurdan 2001, Ekolojiden Paleoekolojiye, Bilim Ve Ütopya, Sayı:90, s:65-68.

Habermas, Jürgen 1993, İdeoloji Olarak Teknik Ve Bilim, Çev: Mustafa Tüzel, 2.Basım, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

Köker, Levent 1995, Modernleşme, Kemalizm Ve Demokrasi, 3. Basım, İletişim Yayınları, İstanbul.

Taylor, Charles 1995, Modernliğin Sıkıntıları, Çev: Uğur Canbilen, Ayrıntı, İstanbul.                

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.