Toplumu dönüştürmek

29.06.2015 14:04:51
A+ A-

Kavramların içini boşaltmaya ya da etkinliklerini sınırlandırmaya yönelik gayretlerin ivme kazanmasının çok önemli sebepleri vardır. Sosyal çözülme, depresyon, kriz, kaos zamanları aynı zamanda toplumsal tutkal niteliğindeki kavramların da hırpalandığı zamanlardır. Şunun altını çizmekte fayda var; ortaya konulan her kuşku bireyi ortak paydadan ve genel çıkardan biraz daha uzaklaştırır.

Ortak normların yıkılması, benzer duyguların farklılaştırılması ve nihayet müştereklerin yok edilmesi, bireylerde anomi, yalnızlık ve yabancılaşmaya neden olur. Bu sadece farklı etnisitelere özgü bir davranış-tavır değil, kişiye özgü de olabilir. Birey, kavramlarına yabancılaşmadan ailesine, kendisine ve içinde yaşadığı topluma yabancılaşamaz. Günümüzde kuram ve kurumlar yabancılaşmaya yönelik bir araç olarak kullanılmaktadır. Mills’in şu satırlarından alıntı yaparak işin toplumsal boyutlarını da görmemizde yarar var; ”Politika, ekonomi, aile ve dinsel yaşamda yaşamamızın tüm alan ve bölümlerde 18. ve 19. yüzyılın sarsılmaz gerçekleri ya yıkılmış ya da çözülmüş bulunmakta, buna karşılık çağdaş yaşamı çevreleyen, görenekleri belirginleştiren yeni toplumsal değerler görülmemektedir. Böylece ne kabul etme ne de reddetme imkanına sahibiz: ne isyan, ne de ümit etmek için bir şevk ve heyecanımız kaldı. Yaşamımız yön gösterici bir çizgiden yoksun bulunuyor.”

Diğer yandan yerleşmiş düşünce kalıplarından kurtulmayı hedefleyen, her türlü bilimsel araştırma ve bilgi birikimini eleştiren ve yerleşik düzene başkaldırmayı anlatan ve tüm değerleri izafi gören postmodern bakış da bu sürece ivme kazandırmaktadır.Kavramlar suçlu ilan edilirse, işlevsiz bırakılır ve daha insani bir düzene ulaşmak için yöntem kapıları kapatılmış olur. Bireyi topluma, hayata, çevreye, dünyaya bağlayan değerlerden kopardığınız ölçüde insanlıktan da uzaklaşmış olursunuz.

Milliyetçilik ile ilgili olarak ortaya konan yaklaşımlar bu süreçle ilgilidir. Bunun için emperyalist güçler, özde bireyleri, genelde ise bireylerden meydana gelen toplumları evcilleştirmeye milliyetçilikten başlamaktadır. Tıpkı bugünkü halimiz gibi.. Belki evcilleşmedik, lakin evcilleşmeye yüz tuttuk. Rusların ‘ayırıp buyurabilmeleri’, İngilizlerin ‘bölüp, parçalayıp yönetebilmeleri’ büyük ölçüde milliyetçilerin yenilmesine bağlıdır. Milliyetçilik üzerine bu kadar saldırının temelinde hep aynı amaçlar vardır çünkü; milli kavramların bozunması, milliyetçilerin yenilmesi ve bireylerin emperyalist düşünceye mahkum olup evcilleşmesi. Yani, günah keçisinin milliyetçilik olarak topluma, bireye empoze edilmesi ve savunma mekanizmamızın kırılması.. Unutmamak gerekir ki, milliyetçilik aynı zamanda ekonomik, siyasi ve sosyal zaferin de yakıtıdır.

Milliyetçilik karşıtı olarak evrensellik, insaniyetçilik, ilerlemecilik, ümmetçilik vb. kavramları çıkarmanın da esasta gerçek amacının saklanmaya yönelik bir saptırma olduğunun altını çizmek gerekir. Herhangi bir milliyetçiliğin bu kavramlarla çatışması yahut reddetmesi gerekmez. Birey evrensel değerlere sahiptir, öyle de olması gerekir, fakat bir de genleri vardır. Birey hem kendi insanını hem de diğer insanları sevebilir. Bu gayet doğaldır.

Nihayete erdireyim; ister din, ister hümanistlik adına yapılsın, milliyetçiliğe yöneltilen eleştirilerin gerçek amacı milli devlet yapısıdır. Zamana bağlı olarak milli devlete karşı doğrudan açılamayan savaş, milli devleti meydana getiren kavramları tahrip etmek için dolaylı yollardan yapılmaktadır. Üniter devlete karşı çıkamayanlar, üniter devleti var eden kavramlara saldırırlar. Günümüz Türkiye’sinde milliyetçilik ile uğraşılmasının temelinde biraz da bu sebep yatar ve bunu görmemek için kör olmak gerekir.

Esen olsun..

Eren Taştan

''Kün tuğ bolgıl, kök kurıkan.''