Türkiye'nin İklim Zirvesi Fiyaskosu

02.10.2015 03:27:04
A+ A-

Yazımı okumaya başlamadan önce, Nilay Vardar'ın Bianet'teki yazısını okumanızı öneririm: http://bianet.org/bianet/toplum/167955-turkiye-2030-da-sera-gazi-salimini-yuzde-21-azaltacagini-acikladi-peki-bu-dogru-mu

Bu senenin iklim ve çevre hareketiyle ilgili en önemli gelişmesi olan Paris İklim Zirvesi, kasım sonunda gerçekleşecek ve bu zirveye hazırlık olarak, Birleşmiş Milletler her ülkeden iklim değişikliğine bulunabilecekleri katkıyı görerek bir çerçeve oluşturabilmek için INDC isimli raporu talep ediyor. Bu raporlar internette de yer alıyor: http://www4.unfccc.int/submissions/indc/Submission%20Pages/submissions.aspx

Türkiye'nin raporunu, Bianet'teki haber üzerine açıp okudum ve net bir şekilde söyleyebilirim ki, çevre ve iklim politikaları anlamında tam anlamıyla sınıfta kalmışız. Hiçbir şekilde değinilmemiş, geçiştirilmiş veya zayıf hedefler konmuş noktaların tamamının üzerinden geçeceğim:

  • CO2 emisyonlarındaki kesinti: Nilay Vardar'ın yazısında da belirtildiği üzere, Türkiye'nin gerçekte belirlediği emisyon kesintisi sadece %7. Ne var ki, %21 olarak yansıttıkları kesintinin bile hem bizim gibi gelişmekte olan, hem de gelişmiş ülkelerin hedeflerine kıyasla gülünç kaçtığı inkar edilemez. Türkiye'nin %21 kesinti vaadine karşı ise Brezilya (2025'e kadar, 2005'e oranla) %37, ABD (yine 2025'e kadar, 2005'e oranla) %26-28, Japonya (2030'a kadar, 2013'e göre) %26, Meksika ise (tahmin edilen 2030 emisyonuna oranla) %25 kesinti vadediyor.
  • Kömür tüketimi: Kömür en büyük CO2 salıcı madde olduğundan, CO2 salınımının azalabilmesi için Türkiye'nin enerji pazarından elenmesi gerekiyor. Fakat Türkiye'deki en önemli enerji kaynağı olarak pazardaki yerini her geçen gün güçlendiren kömürün tüketiminin kısıtlanması, termik santrallerin azaltılmasıyla ilgili hiçbir açıklama raporda yer almıyor.  Üstüne, Başbakanlık Yatırım, Destek ve Tanıtım Ajansı'na göre 14.5 GW'lık mevcut kömür temelli enerji kapasitesinin 2023'e kadar 30 GW'a çıkarılması hedefleniyor. Yani, önümüzdeki senelerde termik santrallerin sayısında artış görmeye devam edeceğiz. Türkiye'yle benzer bir kalkınma tablosu çizen Meksika'nın ise siyah karbondan kaynaklı emisyonları %50 oranında kesmeyi hedeflediği INDC raporunda görünüyor.
  • Hidroelektrik: Hidroelektrik, yenilenebilir enerji kaynağı olarak kabul edilse de Karadeniz'de şahit olduğumuz gibi doğaya verdiği zarar nedeniyle birçok ülkenin kullanmayı tercih etmediği bir enerji türü. Fakat Türkiye'nin raporunda, hidroelektrik potansiyelinin tamamının kullanımının hedeflendiği açıkça söyleniyor. Şu andaki 15 GW'lık hidroelektrik potansiyelinin halihazırda ülkenin enerji kapasitesinin %21'ine denk geldiği düşünülürse, bu hedef tek bir anlama geliyor: HES'lerin sayısı, toplumsal hareketlere ve protestolara rağmen, tıpkı termik santraller gibi, ilerleyen yıllarda artmaya devam edecek.
  • Biyoyakıt: Birçok açıdan tartışmalı olsa da, biyoyakıt birçok ülkenin hedefinde kömüre ve petrole olan bağımlılığın azaltılması amacıyla politikalara dahil edilmiş durumda. Avrupa'da zaten önemli bir konuma sahip olan ve arabalardan evlere birçok yerde kullanılan biyoyakıtın Türkiye'deki pazarda yer almaması hem şaşırtıcı hem de üzücü. Raporda da biyoyakıtın desteklenmesiyle ilgili bir hedef konulmaması, Türkiye'nin dünyadaki enerji trendlerini yakalamakta ne kadar başarısız olduğunun bir başka kanıtı.
  • Güneş ve Rüzgar Enerjisi: Avrupa'da İspanya'dan sonra en büyük güneş enerjisi potansiyeline sahip olmasına rağmen, 3 GW'lık yenilenebilir enerji kapasitesinin 70 GW'lık toplam enerji kapasitesindeki payı sadece %4. Türkiye, 2030'a kadar güneş enerjisi kapasitesini 10 GW'a, rüzgar enerjisi kapasitesini ise 16 GW'a çıkarmayı hedefliyor. Aynı zamanda, 2023'e kadar 120 GW'a çıkacağı tahmin edilen enerji kapasitesindeki yenilenebilir enerjinin payı %30 olarak hedeflenmiş. Bu hedefin problemli olan yönü şu: Hidroelektrik enerji de yenilenebilir olarak istatistiklere dahil ediliyor ve bu hesapla, yenilenebilir enerji Türkiye'de zaten %20'nin üzerinde bir paya sahip. Hükümetin temiz enerji konusundaki samimiyetsizliğini gösteren bir başka nokta da bu.

Tüm bunların yanında, diğer ülkelerin raporlarıyla karşılaştırıldığında, süper güç olmayı hedefleyen bir ülkenin kapsamlı ve net bir eylem planının olmaması, İklim Zirvesi bu kadar yakınken bize ülkesel çevre ve iklim politikalarımızın ne kadar zayıf olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Umuyorum ki, ülkenin başındakiler büyüme takıntılı politikaları bir kenara bırakıp kontrolsüz büyümeye çalışmanın ülkeye sağlık, çevre ve refah açısından gerçek maliyetini görmeye başlar.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.