Uranyum devi AREVA’ya diz çöktüren Aborjin!

19.09.2015 19:32:46
A+ A-

"Para, halkımın toprakları, kültürü ve inançlarından daha önemli değildir" Avustralyalı Aborjin Jeffrey Lee

Yakında Avustralya'ya gidecek olan  bir arkadaşla bu ülke üzerine internette araştırma yaparken,  gözümüz 17 Şubat 2013 tarihli bir habere  takıldı birden. Haberde,  uranyum devlerinden AREVA'nın, Avustralya'da Aborjin yerlilerinin yasadığı Koongarra topraklarında, 14 bin tonluk uranyum yatakları bulduğunu, iki milyar dolar değerinde olan bu uranyum yataklarını, Aborjinler ve özelikle Kakadu Mili Parkı'nda çalışan Jeffrey Lee yüzünden çıkaramadıklarını yazıyordu.

1971'de doğan ve Kakadu Mili Parkı'nda çalışan Jeffrey Lee, Gundjeihmi kabilesine bağlı Djok klanının  büyüğü ve geleneksel olarak da yaşadıkları toprakların sahibi sayılıyor. Avustralya medyasına göre, iki milyar dolarlık uranyum bulunan ve  AREVA ile anlaşması durumunda Avustralya'nın en zengin adamı olabilecek Jeffrey Lee, kendisine teklif edilen bütün rüşvetleri (beş milyon dolar)  reddederek şöyle demiş: "Beyazların bana şunu veya bunu teklif etmesi beni ilgilendirmiyor; parayla da ilgilenmiyorum. Bir işim var. Yiyecek satın alabilir, balık tutmaya ve avlanmaya gidebilirim (.) Koongarra'da uranyum çıkarılmasına hayır dedim, çünkü halkımın toprağı, kültürü ve inançları uranyum ve paradan daha önemlidir."

1979'da, iki milyarlık uranyum yataklarının bulunduğu Koongarra topraklarında,  on iki km'lik bir alan Kakadu Mili Parkı kapsamından çıkarılmıştı. Aborjinlerin, özelikle de toprakların geleneksel sahibi durumundaki Jeffrey Lee'nin verdikleri mücadele sonucu, üstelik atom ve nükleer lobilerinin bütün çalışmalarına ve baskılarına rağmen, Aborjin yerlilerinin verdiği hukuk mücadelesi sonucu 7 Şubat 2013'de, Koongara tekrar Kakadu Mili Parkı'na dahil edilerek UNESCO tarafından (2013) Dünya Kültür Mirası kapsamına alındı.

Jeffrey Lee'nin bu mücadelesi bize Toprakları çok uluslu kapitalist şirketler ve bunların kuklaları durumundaki devletler tarafından işgal edilen Zapataları, Mapuçeleri, HES'ler ve yapılan barajlara karşı mücadele eden Türkiye'deki halkların mücadelesini hatırlatıyor. Önümüzde iki yol var: ya doğayı tahrip eden, yaşamı zehirleyen, sadece insanları değil, bütün doğal kaynakları tüketen kapitalizme karşı mücadele etmeden bekleyecek, bir Kızılderili atasözünün dediği gibi, "Son ağaç kesildiğinde, son nehir kuruduğunda, son balık avlandığında, paranın yenmediğini anlayacak, ya da bütün bunların yaşanmasını beklemeden mücadelemize devam edeceğiz.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.