Vejetaryen, vegan, etçillik ve etçiliğe dair notlar

23.11.2014 00:57:20
A+ A-

-Kapitalist endüstride ezilen sadece hayvanlar değildir, piyasa ürünü tüm bitkiler de hayvanlar kadar ezilmekte, işkencelere çok yönlü saldırılara maruz kalmaktadır. Endüstriyalizmde zulümsüz, sömürüsüz ürün yoktur.

-Kapitalist endüstri ortamında asıl olan et yemez olmak değil olabildiğince az tüketici olmak, az para kullanmak ve fırsat bulunduğunda doğamıza, yuvamıza kaçıp orada doğal, barışçı ve sade bir yaşam inşa etmektir. Bir bütün tüketim kültürü ve alternatif yaşam formları tartışılmalıdır. Ancak böyle hem sömürmemiş hem sömürülmemiş olabiliyoruz.

-Doğasında yaşamayan her canlı bir köledir , öte yandan kentlerde evi, arabası ve çalışmadan elde edebileceği yaklaşık 800$lık (orta verimlilikte olan bir doğa parçasının kendi kendine ürettiği değer) geliri olmayan her insan -hele kendinden başkalarının maddi sorumlulukları varsa- modern dünyanın yeni kalıplarını ve zorunluluklarını da hesaba katarsak Ortaçağ köleliğini mumla araması gereken bir köledir. Ve çok tanrılı yaşamın baskısı altındadır. Dolayısıyla köle olduğumuzu unutmayalım. Elit ve efendilerin, beyaz modernistlerin, sahte Batı vicdanının yapageldiği vejetaryenlik, veganlık, çevrecilik, hayvanseverlik tartışmalarına da, argümanlarına da bulaşmayalım.

-Laboratuvar bilimciliği ispatlasın ispatlamasın biz binlerce senedir yeryüzü laboratuvarından biliyoruzki doğa da bitkiler de hayvanlar gibi canlıdır, sevinir, üzülür, doğar, ölür ve yaşam mücadelesi verirler. Ki bilimciler için de bitkilerin canlı, bilinçli olduğu, hayvanlar kadar hisli olduğu, savunma mekanizması olduğu, tepki verdiği ispat edilmiştir. Dolayısıyla hayvan yemeyi cinayet olarak görüp bitkileri yemekte sorun görmemek de bir türcülüktür.

-Bitkiler dahil olmak üzere doğada başka bir canlıyı öldürmeden ya da “sömürmeden” yaşamını sürdürebilen bir canlı yoktur. Döngü dediğimiz şeyin bir boyutu da işte budur. Doğanın bir canlısı olarak insanın da doğada yaşarken öldürmeden yaşaması mümkün değildir. Nefes alıp verirken, otururken, yürürken, dalından kopmuş bir meyveyi yerken, gezerken bile onlarca canlıyı öldürür ya da “sömürürüz”. Bu olması gereken bir şey, döngünün ve doğanın bir parçası olmakla birlikte olabildiğince az öldürerek, tüketerek yaşamı sürdürmeye çalışmak da erdem/takva gereğidir.
Yine keyfiyetten değil, ihtiyaç ve gereklilik dahilinde ayıların bal, yılanların, kuşların yumurta yediği gibi başka türlerin hayvansal ürünlerini tüketen hayvanlar da vardır. Elbette arı ayı için bal yapmaz, yumurtlayan hayvan da yılan yesin diye yumurtlamaz ama ayı balı, yılan yumurtayı yer. Yemesi değil yememesi ekosistem için sorundur, doğal olan, yaban olan budur. Aynen türler arası avlanmanın ekosistemin önemli bir ayağı olması, avcı bir canlının avlanmasına engel olmak gibi.

-Vejeteryan, vegan, frutaryen veya freegan beslenebilen beslenilebilir, yaşayabilen yaşayabilir, ahlaken, vicdanen, dinen uygundur. Ancak unutulmamalıdır ki kentlerde günümüzde bu, kapitalizmle, modernizmle ve bilimcilikle tam anlamıyla mümkün olmuştur, doğada ve doğal yaşamda insan için tam anlamıyla böyle bir seçme hakkı çoğunlukla çok zor ve bazen imkansızdır. Tercih ve yaşamsal form olarak çok eskiye dayanan kökleri olsa bile bu yeni kavramsal çıkışların doğanın içinden değil doğaya yabancılaşmış ‘modern vicdanlardan’, kentlerden ve zihinlerden çıktığı unutulmamalıdır.
Tamamen doğal yaşam formları olan etçilliği ve otçulluğu eleştirmek, itham etmek, döngüyü, doğayı eleştirmek demektir. Bir tercih ya da seçenek olarak değil gereklilik ve zorunluluğa dayanan etçillik, otçulluk kadar doğal olmakla birlikte ETÇİLİK ciddi bir sorundur, yapaydır, sapmadır. Etçillikle değil ama etçilikle mücadele önemlidir.

-Gerektiğinden binlerce kat fazla tüketen, tükettiği kadar da çöp üreten (ki çöpü olan tek canlı insandır, çöp en büyük israftır ve asıl sapma buradadır) cebi paralı bir kısım vejetaryen ve veganın tavuk dürüm ya da domates peynir yiyen köleye katil ve sömürücü demesi etik değildir.
Doğada yaşamı pratik etmeden, endüstri çağının nimetlerinden faydalanarak, modern kentlerin içinden, apartmanlardan, teknolojik aletlerden yapılan sahte vicdanlı ve romantik vejetaryen ve vegan söylemin çoğu öncelikle doğayı itham etmektedir, büyük çelişkiler, ayrımcılıklar içindedir ve doğada karşılığı yoktur.

-Orta verimlilik değerlerine sahip bir yeryüzü parçasında tamamen doğal ve ilkel bir şekilde yaşayan insanların ayda bir kez avlanması en az hayvanların avlanması kadar doğaldır. Avlanan canlılara (İnsan dahil) katil, cani, sömürücü gibi ithamlarda bulunulması ekofobik yaklaşımlardır. Yukarıda belirttiğimiz gibi sorun endüstriyalizmdir, doğal olmayan yaşamın kendisidir.

-Modern ve seküler dünya doğum kadar doğal olan ölümle, su kadar doğal olan kanla ilgili algılarda ciddi tahrifata yol açmıştır. ‘Vahşet’ kanla ölçülür hale gelmiştir. Ölüm ve kan ciddi bir sansür altındadır. Bu da doğal olmayan sahte vicdani tepkilere neden olmaktadır. Kurşunla öldürmek ya da asmak ‘makbul’dur’ ama daha az acı çektiren boyun vurmak, kafa kesmek iki nedenle ‘vahşet’tir. Biri elinle değil bir aletle öldürülme işinin yapılması, diğeri kan fışkırması. Fimlerde de kahramanlar boyun kırarlar, izlemekte mahsur görülmez ama boyun kesilmesine bakılamaz. Olaylara akılla, mantıkla değil de çarpık ve doğal akılla ilişkisini koparmış duygularla yaklaşılır.

-Büyük hayvanlardan binlerce kat daha fazla ölen, öldürülen sinek, böcek gibi ufak hayvanlar gündeme alınmaya gerek görülmez. İki damla kanları vardır, bağırtılarını duymaz, debelenmelerini görmeyiz. Duyularımızı uyarmıyorsa duygularımızı da depreştirmez. Gülerek bir sineği, böceği ayağıyla ezebilenler bir hayvan kafası kesmeye kolay kolay yanaşmazlar. Herkes balık tutar, TV’lerde her gün ağlarla yakalanmış boğularak çırpınan, ölen yüzlerce balık izlenebilir. Ama boğarak öldürmeye herkes karşıdır aslında. Balık hem ufak olduğu için ötekileştirilir, hem su canlısı olduğu için ötekileştirilir (bir ineği suda boğmaktan farklı bir şey olmadığı düşünülmez) hem de kanı fışkırmadığı için ötekileştirilir. Onlarca örnek verilebilir, bunların hepsi akılsız, mantıksız ve duyguların da tepe taklak olduğu yapay yaklaşımlardır. Hayvanlar arası dahi bariz bir çelişki içinde olan bu zihniyetin bitkilere yaklaşımı daha sorunlu, daha ayrımcı, daha türcü, daha ötekileştiricidir.

-Yukarıdaki notlar, savunulması gerekenlerin doğru savunulmaması üzerine birkaç değiniydi. Doğal yaşam standartlarımızı koruyabiliyorsak, avlanmadan yani et tüketmeden ya da olabildiğince az tüketerek yaşamı sürdürülebilir kılmak en doğrusudur. Etçilik yapmadığımız sürece avlanmanın ekosisteme bir zararı olmasa bile, avlanınca suçlu olmasak bile kendimiz için ideal olmadığını da bilmemiz gerekir.

-Etle beslenmenin malum artılarının yanında ciddi ölçüde eksileri vardır. Bilinen ve bazen gerekli olan faydaları inkar edilemezdir ancak aynı zamanda sağlıklı besin kaynağı da sayılamaz. Zararları vardır, yorucudur, yoğundur, ağırdır, bedenimize bir yüktür. Yaşam kalitesini düşürür ve yaşam süresini yani ömrü kısaltır.

-Aşırı et tüketen insanlar ve toplumlar sert yapılı, kaba, duyguları sönümlenmiş olurlar. Otçul hayvanların etleri gibi yüzleri de mizaçları da karakterleri de yumuşaktır. Sevimli ve hoş görünürler. Etçil hayvanların da etleri gibi yüzleri de, mizaçları da, karakterleri de serttir. Pek sevimli, cana yakın görünmezler. İnsan da işte bu hayvanlar gibi bir doğa canlısı olduğuna göre aynı durum insanlar için de geçerlidir.

-Et tüketimi bedeni, ruhu ve duygu-düşünceleri doğrudan etkiler. Şiddete ve şehvete meyyali arttırır. Her yeryüzü varlığı gibi etkileşimde olduğumuz (olumlu etkileri daha çok olan) ay ve yıldızların üzerimizdeki olumsuz etkilerini çok daha fazla çeker. Et yemeyen ya da az yiyen insan daha barışçıl ilişkiler geliştirir ve daha barışçı düşünceler üretir.

-Barışı yaşamak ve yaşatmak arzusunda olanların dikkat etmesi gereken öncelikli alanlardan biri de beslenmedir. Ne yersek oyuz ve ne yersek doğaya onu veririz, doğa da bize onu geri verir. Canımıza, bedenimize hangi canı kattığımız önemlidir.

-Yapay insanlara dönüşmemizin bir sebebi de yapay besinler tüketmemizdir. Ne yersek o olduğumuza göre hemen hemen tüm besinlerin yapay olduğu kentlerden doğal duygulu, doğal akıllı, doğal vicdanlı insanın çıkması imkansızdır.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.