Zihinsel kuraklık daha şiddetli

27.02.2014 15:43:34
A+ A-

Türkiye, son yüzyılın en kurak dönemlerinden birini yaşıyor. İç Anadolu ve Akdeniz bölgesi derken, Marmara bölgesi bile kuraklıkla boğuşmaya başladı. Konuyla ilgili haberlerin yayınlanma sıklığı kadar, içeriklerinin çeşitliliği de arttı. Önceleri barajların su seviyelerindeki düşüklükler ve susuzluk tehlikesinden bahsedilirken, artık doğal göllerin kuruması, yağmur duasına çıkılması ve hatta Kayseri’ye yeterince kar yağmadığı için Balkan Kayak Şampiyonası’nın ertelenmesi gibi haberler gündeme gelmeye başladı.

Tek sorun su kesintisi değil

Kuraklık devam ederken yetkili ağızlardan çıkan açıklamalar hep su kesintileri ile ilgili. “Melen Barajı’dan İstanbul’a giden irsaliye hattına ikincisini ekleyeceğiz”, “İstanbul’a iki tane daha baraj kuracağız” ve “İstanbul’un 2100′e kadar yetecek suyu var” diye devam eden bu beyanatlarda ne kuraklığa yönelik bir çözüm, ne de akılcı bir tutum var. Yahu bu kuraklık sadece İstanbul’un belası mıdır, yoksa koca ülkenin mi? Yağış olmadıkça o barajlar neyle dolacak? Su olmayınca ikinci bir irsaliye hattından ne akacak? Mantık sınırlarını zorlayan bu açıklamaların arka metni şudur: musluktan su nasıl akarsa aksın da, sürekli kuraklık sorusu soran gazetecilerin ağzı bir kapansın…

Kuraklık sadece su kesintisi demek değil

Kuraklığın su kesintisinden çok öte anlamları var. Bu iklim durumunun tarım, enerji ve halk sağlığı başta olmak üzere çok önemli olumsuz yansımaları olacak. Türkiye genelinde, 1 Ekim 2013 ve 31 Ocak 2014 tarihi arasındaki 4 aylık dönemde birikmiş yağışlar normalin %27,4′ü oranında seyrederken, önceki yılın aynı dönemine göre %40,4 azalma göstermiş. Bu, pek çok tarımsal ürünün rekoltesinde önemli bir düşüşe işarettir. Bu durumda gıda fiyatlarının yükselmesi ve ithalat-ihracat dengesinin olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır. Tarımda yaşanan bu sıkıntılar, kırsal kesimi doğrudan etkileyerek, çiftçinin gelir kaybına bağlı olarak borçlanmasından göç etmesine kadar pek çok sorunu ortaya çıkarır.

İşlerliği yağışlara bağlı olan HES’lerde de durum karanlık. Geçen sene Türkiye’nin elektrik enerjisi kurulu gücünün %29′unu oluşturan HES’lerin bazılarında bu sene üretim yapılamaz hale gelirken, baraj tipi santrallerde de sular kritik seviyelere indi. Yani hidroelektriğin üretimdeki payı düşecek ve dolayısıyla elektrik fiyatları da yükselecek.

Ayrıca kuraklığa bağlı su kesintileri de hastalık risklerini artırıp, toplum sağlığını tehlikeye atacak.

“Yağmur duası daha maliyetsiz”

Kuraklıkla ilgili ne gibi önlemlerin alındığına ilişkin aylardır doğru düzgün bir cevap alamayan gazeteciler, Bakan Eroğlu’nu gördükleri yerde soru yağmuruna tutuyor. Bakan da işi inada bindirip, “meslek sırrı” diyerek birbiri ardına şakalar sıralıyor. Kuraklıktan tarlasını sulamaya ve hayvanına vermeye su bulamayacak hale gelen köylüler yoksullaşıp göçe zorlanırken, bakan daha gırgır yapma peşinde. Enerjiden gıdaya zamlar halkın belini iyice bükecekken, bakan “meslek sırrı” deyip cevap vermekten sıyrılmakla meşgul. Yakında su kesintileri ve pahalanan su faturası bedelleri halkı canından bezdirecek ama bakan gülerek “yağmur duasına çıkarız” diyor.

Bakanlık koltuğu, dalga geçme yeri değildir

Bakan Eroğlu bir an önce oturduğu koltuğun hakkını verecek adımları atmaya başlayıp, bunları vatandaşla paylaşmalı. Yağmur duasına çıkmak için Eroğlu’nun aracılığına ihtiyacımız yok. Millet çaresizlikten bunu zaten yapıyor. Kuraklığı ve vazgeçilmez bir vatandaşlık hakkı olan bilgi alma hakkını yok sayarak, sorunlar ortadan kalkmaz. Yeni baraj ve irsaliye hattı kurmak gibi günü kurtarmaktan bile aciz önerilerde ısrar etmekle de kuraklık sorunu çözülmez. Daha çok su tüketimin önünü açan her çözüm önerisi, kuraklığı daha da şiddetlendirir.

Kuraklık bir şey değil de, zihinsel kuraklığa ne yapmalı?

Durumun ciddiyetinin ivedilikle kavranıp, su tasarrufunun ve verimliliğinin hayata geçirilmesi gerekiyor. Aynı tasarruf ve verimlilik merkezli yaklaşımın, enerji alanında da gerçekleşmesi gerekiyor. İçinde bulunduğumuz fiziksel kuraklık, zihinsel kuraklığın bir sonucu aslında. Zihinsel kuraklık ortadan kalkmadığı sürece, kuraklık artan bir sıklık ve şiddetle hayatımızın parçası olmaya devam edecek.

Akgün İlhan

* Bu yazı ilk kez 27 Şubat 2014 tarihinde Marksist.org'da yayınlamıştır.

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.