Açlık, cennetin anahtarı olabilir mi?

Açlık, cennetin anahtarı olabilir mi? DİN
5,0
01.07.2014 05:36:20
A+ A-

Selam,

Klasik eserlerin ünlü yazarlarının ya da bazı sanatçıların hayatları anlatılırken delilik boyutlarında algılayacağımız ruhi problemlerden, sanrılardan ve kişilik bozukluklarından söz edilir. Önemli eserlerin pek çoğu belki de hepsi yoğun sancılar ya da travmalar sonucunda oluşmuştur. Dün bu satırlarda ramazan orucunda aç kalmanın neye yarayacağı ile ilgili satırlar yazmış ve “Başka bir şey olmalı” demiştik.

Size bu satırları yazmaya çalışırken sahur vaktiydi. Başkasının değil de kendi aç kalma ihtimalimin kaygısı ile yine biraz fazla kaçırmış olmalıyım. Ondan biraz, şundan azıcık derken şeker yüklemesinin etkisi ile şu anda başım dönüyor, belki de hayal görüyorum. Ya da bu yalan dünyada tüm yaşadıklarım hayal iken gerçeğe biraz olsun yaklaşıyorum.

Sanırım birşeylerden rahatsız olan, değiştirmek isteyen, başka bir dünyanın mümkün olduğunu düşünen, bir şeyler karalayan, yazan, çizen, çaba sarfeden herkes aslında bir hayalin pelinde koşuyor. Hatta bu hayal bireysel olmaktan çok toplumsal olduğu için ve örneği olmadığı için hayalin ötesinde bir ütopya.

Ve bu tür insanlar yaşadıkları dönemde hep yalnız kalır, çevresi tarafından gerçekliği, geçerli olanı görememekle itham edilirler. Sonraki dönemlerde anlaşıldıkları ve değer buldukları da aslında bir yalandır. Onun gibi ve güçsüz bir topluluğun gördüğü yeni bir hayaldir sadece anlattıkları. Belki bıraktıklarının ya da söylediklerinin klasik olup değer(!) görmesi de “profesyonel-gerçekçi-geçerli” bakış açısına sahip bazılarının pazarı keşfetmesi sayesindedir. Daha basit söyleyeyim. Bırakılan eserler bir sonraki dönemde anlaşıldığı ve toplum tarafından kabul edildiği için önemli hale gelmez. Böyle bir eserin her zaman küçük yada büyük alıcı kitlesi vardır. Profesyonel (para kazanmayı bilen) birileri çıkar bu eserleri doğru alıcı ile buluşturur ve para kazanır. Ancak bu hayaller-ütopya hiçbir zaman yaygınlaşıp gerçek halini almaz.

Açlık duygusu da sanrıya yol açar. Ne dersiniz belki de bu hayali hepimizin görmesini sağlaması içindir. Ancak dün de bahsettik, biz aç kalmıyoruz, aşırı tokluktan dengemiz bozuluyor sadece. Belki de mesele denge noktasındadır. Ne olmayacak bir hayalin peşinde koşacaksınız ne de domuz gibi yararlı yararsız, ihtiyacınızdan fazlasını tüketeceksiniz.

Bugün dünyada bir milyar insan açlıktan ölme tehlikesi içerisinde yaşarken, bunun misli kadarını doyuracak gıda ve malzemenin israf edildiğini hepimiz biliyoruz. Yine belki ondan da fazla miktarda gıda ve ihtiyaç malzemesinin de aşırı tüketim nedeni ile başka sağlık sorunlarına (örneğin obezite) neden olduğu biliniyor. Yani dünyanın toplam üretimi bütün insanları doyuracak seviyenin zaten üzerinde. Açlık, yetersiz beslenme gibi olguların tek sebebi var dengesizlik.

Nasıl ki bir vücutta tüketimi ayarlayamayıp güne yaymadığımız zaman ya da ihtiyacımızın üstünde tükettiğimiz zaman sağlık sorunlarına ve denge problemelerine neden oluyorsa, dünya içinde aynı durum söz konusu değil mi? Dünya üzerinde geçerli, gerçek ve var olan bu durumu fark eden birkaç aç-sanatçı-rahatsız insanın bu basit gerçeği gördükten sonra “başka bir dünya mümkün” demesi neden ütopik geliyor ki?

Bu insanlar yaşadıkları dönemde “Başka bir dünya mümkün” dediklerinde değer bulamazken, öldükten sonra bunların eserleri bir başkasının eline geçtiğinden bir meta haline geliyor. Süslenip, boyanıp alıcı kitlesine ulaştırılıyor. Ancak yıkıcı-yapıcı etkisi köreltiliyor. “Başka bir dünya” oluyor size “Öbür dünya”. Yeni ve ütopik eserin adı “Öbür dünya mümkün!”. Daha bilinir ancak anlaşılamamış bir dille ifade edeyim. “Ahirete iman!”

Cennet semavi olan olmayan neredeyse bütün dinlerin ütopyasıdır. Sadece bu ütopya üzerinden bile bütün dinlerin doğdukları dönemler de dahil hiç bir zaman amacına ulaşamadığı çok net anlaşılabilir. Amaca-hedefe yönelinmiştir, bu uğurda adımlar da atılmıştır ancak ulaşılamamıştır.

Bütün dinler diyemeyeceğim ama en azından semavi dinlerin tümü cennet ütopyasını önümüze değil aslında başlangıca koyarlar. Cennetten kovulma sahnesi-hikayesi aslında var olanın insan tarafından bozulduğunun hikayesidir. İhtiyacının üstünde tüketerek – kendisini ihtiyacının üstünde görerek bozduğu dengeyi anlatır.

Oruç, birey olarak bizim dengemizi bozar ve bize dengenin önemini anlatır. Gördüğümüz hayaller ise cennetin yeniden mümkün olabileceğini. Aslında cennetin formülü-anahtarı dengededir. Çoğumuz için oruç gününde kurulan hayal, iftar saatindeki mükellef sofradır. Dikkatli okursanız bu da cennet tasvirlerinden birisidir. Bu konuya pek girilmez ancak gün boyu yasak olan cinsellik te cennet tasvirlerinde yerini bulur. Ancak iftar ikisinin de açılışı serbest hale gelmesi iken her ikisinde de ihtiyacımızı-kapasitemizin üzerinde bir kullanım söz konusu olamaz. O zaman bunları biriktirerek birilerini bundan yoksun bırakmanın ya da kendi terbiyemiz için bunlardan yoksun olmanın ne anlamı olabilir ki?

Belki de orucun bir anlamı yoktur. Daha doğrusu gerçek sandığımız geçerli olan dünya hayatının anlamsızlığının ifadesidir sadece. Ütopyanın-cennetin zor ve imkansız olduğunu değil de bireysel çabamız hatta dinginliğimiz ile sadece kendimizi tutarak elde edilebileceğinin en güzel kanıtıdır.

Bizde “oruç tutmak” şeklinde ifade edilen ibadetin arapça adı “savm” dir ve anlamı “tutmak”tır. Ritüel olarak ise insanın gün boyu kendi kendisini tutarak yemeden, içmeden ve cinsellikten sakınmasıdır. Sakınmak ise dini literatürde “takva” olarak adlandırılır. Orucun amacı takvadır derken de aslında birey olarak kendimizi korunup sakındığımız zaman cennetin gerçekleşeceğinin ifadesidir.

İnanır mısınızı, tam şu satırları yazarken beynim zonkluyor. Bu saate kadar çalışıp yorulduğum için, düşündüğüm için falan değil, çok iyi biliyorum! Sahur yemeğinden sonra bir de şerbetli tatlı yediğim için. Ne yapayım, tutamadım kendimi! Şimdi akşama kadar boşuna aç kalacağım, şekil şartlarını yerine getireceğim ve akşam ezanından sonra sevap kazanmak umudu ile Allah’a, orucumu kabul etsin diye dua edeceğim. İyi de ben kendimi tutamadım ki, orucum nasıl kabul olsun? 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.