Ahlakın kökeninde din var mı?

Ahlakın kökeninde din var mı? DİN
4,0
08.07.2014 16:40:05
A+ A-

Siyasilerin, dindar nesil yetiştirince daha ahlaklı, iyi insan olunuyor, tezine karşılık itirazlar yükseliyor: Ahlakın kökeninde din olmak zorunda mı? Japonlar sizin anladığınız şekilde dindar değiller ama sizden daha çok ahlaklıdırlar, verdikleri sözü yerine getiriyorlar. Ölçü tartıda daha çok hassaslar. Demek ki ahlakın temeli din değildir, din olmak zorunda değildir.

Ahlakın temelinde, kökeninde gerçekten din olmak zorunda mı?

Bir ara ateist gruplar gazetelere şuna benzer ilan veriyorlardı: Tanrısız da iyi bir insan olunur.( You can be good without God )

Sen dindar olarak cezalandırılacağın için burada böyle davranıyorsun, ben ise iyi bir insan olmak için bu iyilikleri yapıyorum derler. Sana ne söylenirse söylensin ahlak, doğru şey yapmaktır. Fakat din bir şeyin doğru olup olmadığından bağımsız olarak sana ne söyleniyorsa onu yapmaktır. Hümanistler kendilerinin daha doğru yol üzere olduklarını ileri sürüyorlar. Ben, cehennem diye bir yere inanmadığım halde yine doğru olan bir şeyi tercih ediyorum. Bu benim iyi olmayı tercih etmem, senin iyi olmayı tercih etmenden daha evladır. Neden? Çünkü sen korkuyorsun da iyi oluyorsun, ben öyle bir şey olmadığı halde iyi oluyorum.

Bu serüvenleri dindarların da yaşaması gerekiyor. İnsanlar sorgulasınlar, düşünsünler. Batıda din denen şey şu; aklına yatsa da yatmasa da yapacaksın. Aklını kapatarak (kör iman) dinin getirmiş olduğu şeylere inanmak.

İyi insan olmak için dindar olmaya gerek yok. Çünkü insan iyi şeyler yapmak fıtratı üzerine yaratılmış. İnsanın fabrika ayarları iyilik üzerine kurulmuştur. Her insanın vicdanı, fakir hasta olan birisine yardım etmek istiyor. Aç olan sokak kedisine ekmek vermek ihtiyacını hissediyor. Sokak kedisine ekmek vermek için dindar olmaya ihtiyaç yok. Zaten böyle bir duygu insan içine konulmuş.

Mümin, kediye süt verirken, kedinin sahibi ile yardım eden kendisinin sahibini aynı görüyor. Süt verenin kendisi değil, kendisinin o kediye yardım edecek şekilde yaratan olduğunu görerek dikkatli, dinamik bir ahlaki temele sahip. O iyiliği yaparken canlı bir ahlak görüyoruz. Öbüründe ölü hatta biraz böbürlenerek sahiplenmek gibi bir şey var. Bu iyiliği ben yaptım, diyor. Burada bir incelik var, iyilik yapıyor ama ahlaken ters bir konumda yapıyor. Diğer planda kâinatın tümüne baktığımızda sonsuz yapılan iyi işler var, ikramlar var. Onları da göz ardı ediyor. Ama görünüşte çok iyi bir insan oluyor.

Kurana göre, sütü kediye ikram eden bir mümin, aslında kendisinin de zavallı biri olarak, kendisini etken görmeyerek şükrediyor. Tevazusunu gösteriyor. Gerçek manada ahlaki bir davranış göstermiş oluyor. Bu iki anlayış arasındaki farkı daha yakından tanıyalım.

Karşıda iki kişi görüyoruz. İkisi de kediye su veriyor. Niyetlerini bilmiyoruz. İkisinin de yaptığı iş doğrudur. Bir şeyin ayrıştırılması gerekiyor burada. Bu iki davranış da insanidir, hümanisttir, insaniyetin gereğidir, insan olan insan sokakta kediye su verir. Bizim fabrika çıkış değerlerimiz böyledir. Kediye su vermeyip tekme vuruyorsa, bunu herkes, ister dinli, ister dinsiz olsun ret eder. Zavallı bir kediye vurmak insanlık dışıdır.  Din bu işin neresinde?

İmanlı olan bir insanın görevi, bu yardım etme fiilinin faili, kendisinin olmadığını bilmektir. Aradaki tek fark budur. Yoksa dindarlar yardım eder, dinsizler etmez değil. Böyle bir gerçeğimiz yok. Böyle bir dünyada yaşamıyoruz. Allaha inanmadan da sokaktaki kediye ekmek veriyorlar. Bu doğrudur. Aradaki fark nedir?

Dini, hümanistliğe (iyi insan olmağa) eşitlememeliyiz. Çünkü karşıdan bakıldığında yapılan iş aynıdır. İmanın getirmiş olduğu fark, sadece bir anlayış, bir tutum farkıdır. O tavır nedir? Ben bir iyilik yapacağım ya, o fiili yaparken, nasıl bir tavrın içersinde olacağım? Kendimi nereye koyacağım? Bu konumumu tespitten ibarettir iman. Yoksa imanlı olmak demek, insanlara çokça yardım etmek değildir. Yardım etmek eşittir, iman etmek değildir.

Bu yanlışın cezasını çekiyoruz. Dindar insanlar, iyiliği din ile eşleştirmemeli idiler. Bu hatayı yaptılar. Yardım etmek eşittir, din demek değildir;  ama din yardım etmeyi ister, o farklı bir konu. İşte böyle bir hataya düşüldüğünden dolayı, mesela kurbanda yardım etmek için illa hayvanları kesmek mi lazım, başka türlü yardım edilemez mi diye itiraz sesleri geliyor. Çünkü biz kurban bayramını eşittir insanlara yardım etmek olarak algıladık, tanımladık. Bu itirazları haklıdır. Çünkü dini, bu şekilde ''yardım etmek'' olarak algıladık, lanse ettik. Ateistler, sorduğu soru ve itirazlarında haklıdırlar. Din, yardım etmek değildir. Yardımı zaten yapacaksın. Birisine yardım etmek hümanistliktir. İman bunun neresinde? Bu hümanistçe yapılan işin arkasında benim olmadığımı bilmektir, iman. Doğrudan doğruya yaratıcıya vermektir.  Din eşittir amel şeklinde algıladığımız için, dini amelciliğe indirgedik.

Masonlar, felaketzedelere bizden daha çok yardım ediyorlar. O zaman bizden daha mı dindarlar?

 ''Ey iman edenler ve amel-i salih işleyenler'' şeklinde başlar ayetler. İman etmeden amel-i salih işlenmez. Dolayısıyla imanı çıkardığımızda, istediğimiz kadar amel işleyelim; fark etmez, hümanistiz. Arkasındaki imanı unutmuşuz. Amel amel diye yoğunlaşıp amelin arkasında böyle bir imani boyut olduğunu göz ardı etmişiz.  Ancak imandan sonra benim yapmış olduğum iyilikler, Kuranın tanımına göre amel-i salih olur diye bu farkı, biz unutmuşuz veya unutturulduk. Unutturulmuş olan Müslümanlar da böyle bir din tanımı ile gelmediğinden dolayı bahsi geçen itirazlarla karşılaşıyoruz. İtirazlarında haklıdırlar, bunlarla yüzleşmemiz lazım.

Resmin bir noktasına odaklanırken resmin bütününü görmemek gibi bir hata da var. Bütünlük nedir? Müslümanların esas problemi budur. Biz zekât, kurban, sadaka gibi amellere odaklanıyoruz ama bunlarla birlikte bizi her an var eden, her an bize ikram eden, her an bizi yaşatan bir yaratıcı, dinamik olarak hayatın içerisinde olması gerekirken, (resmin bütünlüğünden bunu kastediyorum) bunu kaçırıyoruz. Dolayısıyla bizim inandığımız din, hayatımıza tesir eden bir din olmuyor, ölü bir din oluyor. Davranışlarımızı değiştirmiyor, kalıcı olmuyor, bir bilgi olarak zihnimizin bir köşesinde duruyor, zaman zaman namaz vakitlerinde veya ramazandan ramazana belli günlerde hatırlıyor, ritüelleri yerine getiriyoruz. Tekrar o eski köşeye, bilinçaltına atıyoruz. Orada duruyor, tekrar bir daha birisi hatırlatıncaya kadar. Kuranın sürekli her an siz yaratılıyorsunuz diye hatırlatıp her an size varlık veriliyor, bunun farkında olun diye din, peygamber geldi.

Din, hümanist yani iyi insan olmak için gelmez ama dindar olanlar iyi insan olurlar, o ayrı. Kötü olacaklar diye bir şey demiyoruz. Ama semavi din ne demek? Bu dünyanın içersinde bizim bulamayacağımız (konuda) bir rehberlik olması gerekiyor tanım gereği. O din bize rehberlik yaptığında, bizim bu dünyada bulamayacağımız hakkında olmalıdır. Tanım gereği bizim bulamayacağımız bir rehberlik olmalıdır. Hümanist olmak için (insanlara yardımcı olmak için)  bu dünyanın dışından bir rehberliğe ihtiyacımız var mı? Hayır, yok. Semavi rehberlik almamış olanlar dahi insanlara yardım ediyorlar. Semavi dinin görevi nedir? Dinin getirdiği rehberlik, sen o içinden gelerek yapmağa çalıştığın iyiliğin kaynağı sen değilsin, senin yaratıcındır. Din bu mesajı getirir. Din insanlara yardım edin mesajı getirmez. Semavi din, insanlara yardım edeceksiniz ama yardım etme hissini, size şu zat tarafından verildiğini bilerek insanlara yardım edeceksiniz, diyor.

Bu farkın anlaşılmamasından problemler yaşıyoruz. Zekât kendi içinizdekini temizleme yani malı, parayı biriktirdin; bu paraların, malların ''benim'' olduğunu zannediyordun. Böylece kendini yani hakikatini kirletmiş olabilirim, bunlar benim değildi, benim bir yaratıcım var diyerek o malın bir kısmını temsilen vermektir. Yoksa zekât, para yardımı değildir. Zekât bu anlamda o malın ''benim olmadığını anladım'' anlamında temsilen verilir. Yoksa böyle anlaşılmazsa zengin bir kişinin elinden çıktı, fakir bir kimseye gitti. Sanki tanrı fakiri unutmuş da ben hatırladım?

Din davranışlarımızı değiştirebilir. Fakat bu davranış, değişiklik dinin esası değildir. Din sadece davranış değişikliği getirmez, insan o davranış değişikliğinin arkasındaki hakikati yani sana bu iyilik yapma hissini verenin rahmetli, merhametli olan ER RAHMAN, ER RAHİM, (her gün kaç defa namazda surenin içersinde, elhamdülillahi Rabbil alemin, er Rahman ür Rahim, diye okuyoruz) olduğunu nereden anladın?  Muhtaçlara yardım etmeyi, kaynak olarak Er Rahim olana vermediysek, namazda ağzımızla yalan söylüyoruz, demektir. Vermiş olduğumuz zekâtın onun adına verilmesinden sonra gerçekleşir böyle bir şey.

İman tutumdan ibarettir. Asıl mesele tutumu değiştirmektir. Ben, kendimi nerede tutuyorum, nereye oturtuyorum, ameller çok öne çıktığı için din amellerden ibaret olduğunu zannediyoruz. Burada önemli olan davranışımızın tutuma dönüşmesidir. Yaratıcıyı tanıyarak o davranışa sanki bir ruh, bir can, bir anlam girmiş oluyor.

Bu iyiliği yapan, bu iyilik duygusunu bana verendir, ben değilim. O'nun ile bağlantı kurduğumuz zaman daha kalıcı, etkili hale gelmiş olur. Her an seküler bir hümanist olma tehlikesi var.

Amelimize, iman ruhunu yüklediğimiz zaman; ister 1 lira ver, ister 1 milyon ver, fani olan hareketi ebede çekmiş oluyoruz. Sekülerist hümanistçe bir yardım; 1 milyon da versek, bu dünyada kalıp gidiyor. 

Gerçekten hakikat olarak da o anımız ebede gitmiş oluyor. Cennetimize giden bir tercih, bir işaret oluyor. Ebedi huzurun, ebedi mutluluğun, ebedi güzelliğin içerisinde olacağımızın da bir göstergesi oluyor. Başka türlü ebede nasıl gideceğiz ki? Hep fani tercihler yapıp ondan sonra ölüm gelince, ''hadi beni cennetine al'' demek çelişkili oluyor. Yaptığımız her tercihleri, hareketleri iman ruhu ile yapınca kalıcı oluyor. Bu kalıcılık bizi ebedi saadete götürüyor.

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

YAZIYI OKUMADAN YORUM YAPMAK? -

Biz neden adam olmayız? Çünkü okumuyoruz. Kendi ezberimizde ne varsa onu döktürüyoruz. Yorumcuma şunu teklif ediyorum: Yazıda kendisinin iddia ettiği gibi, (Dinin soyle guzel tarafi var, boyle guzel tarafi var vs vs. Sekuler humanist olmayi kotuleyen) bir tek cümle bulup gösterirse bu yazıyı sileceğim. Hodri meydan!...

2 1
Ayni seyleri defalarca tek bir perspektiften tekrarlamak.... -

Bu seyleri her defasinda duymaktan yorulduk. Dinin soyle guzel tarafi var, boyle guzel tarafi var vs vs. Sekuler humanist olmayi kotuleyen yazarin atladigi birsey var: insanlarin ortaklasa olusturdugu anayasalar (ahlaki temeller-yapilabilirler ve yapilamayacak seyler) temelde dinlerdeki prensiplerden cok cok daha vicdanli ve insani. Ve dinlerin kitaplari yuzyillar oncesinin hayatina hitap edip bu zamandaki bircok seyi kapsamadigi icin; humanist anayasalar cok daha kapsamli ve uygulanabilir. Hatta insanilikten ote, daha iyi bir insanlik yaratmak temelli. Dinlerin ahlaki temellerine gelirsek; her dinin dogru ve yanlisi tamamen kutsal kitaplarinda yazili olan cumlelere bagli. Bir din sizin dininizden olmayanlardan nefret edin, onlari dost edinmeyin, ne kadar iyiliksever ve iyi niyetli olsalar bile onlardan nefret edin ve onlarla savasin diyorsa, bu kural "o din icin" ahlaki sayilir. Dogru-yanlis standardi o kitaba dayaniyorsa, ve o kitabi degistirmek yasaksa, ve o kitaba kosulsuz sorgulamadan uymak bir emir telakki ediyorsa, evrensel bir ahlaktan bahsetmek anlamsizdir. Esas konuya gelirsek; dindarlarin hep atladigi birsey var: hayvanlarda da sosyal bir mekanizma var. Onlarin da primitiv olsa bile ahlaki standardlari var (hayvandan hayvana degisse bile): mesela kendi turune saldirmamak; kendi turunu yememek; cocugunu yetistirmek ve korumak; yiyecek bulmak icin ortaklasa hareket etmek, kendine ait avlanma sinirlarini cizmek ve uymayanlari cezalandirmak vs. Bunlar primitiv ahlaki prensipler olabilir ama sonucta akillari bizimki kadar gelismemis daha. Bizlerden farklari kendilerine benzeyen bir tanriyi uydurmamalari. Hayvanlarda bile ahlaki prensipler varsa, ve onlarin dinlerle yakindan uzaktan alakalari yoksa, neden hala ahlakin dinlerden geliginde israr ediyorsunuz? 21. yuzyil ahlaki prensiplerinin (gecmisten gelenleri saymazsak) dinlerle ne alakasi var? Ahlaki prensipleri binlerce yildir yaratiyoruz ve yaratmaya devam edecegiz. isa kendi zamaninin ahlaki anlayisini yansitir, muhammed de kendi zamaninin. Bu caga hitap etmiyorlar, kabullenin artik!

1 1
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.