Ahmed Hulûsi´den ÖZlü sohbetler

Ahmed Hulûsi´den ÖZlü sohbetler DİN
4,5
01.02.2014 15:22:16
A+ A-

Kısa bir süre de olsa Radikal blogda yazılarını okuduğumuz Üstad Ahmed Hulusi'nin bu kez elime nefis bir makalesi geçti.

Yasadığımız boyutu tüm gerçekleriyle anlatan bu yazıda yasam felsefesi ile ilgili bir çok kesit var.
Şimdi boş boş konuşmayı adet haline getirmeden, sizleri onun bu çarpıcı açıklamalarını okumaya davet ediyorum.

 

***

 

Ahmed Hulûsi´den ÖZlü sohbetler


BEN KENDİMDEKİ SENLE BERABERİM, SENDE SENDEKİ BENLE BERABERSİN!


Aslında bir çok zaman siz farkında olmadan bedensiz yaşıyorsunuz.
Bedenin farkında olmaksızın. Düşünürken araba kullanırsın ama bambaşka alemlerdesindir.

Bütün gördüğünüz herşey, içinde yaşadığınız dünyanız, asla ve asla bir dış dünya değil, beyninizin içindeki bir hayal dünyası. Çünkü dışarısı dediğimiz bir ortamdan Işık dalgaları gözünüzden geçerek beyninizin içinde bir elektrik frekansı elektrik dalgası olarak yerini alıyor ve bu elektrik dalgasıda beynimizin içinde görüntü meydana getiriyor. Nasıl geceleyin uykuda rüya görüyorsanız, o gördüğünüz rüya anında dışarıyla hiç alakanız yok olay tamamen beyninizin içindeki bir görüntü olduğunu, yani çok boyutlu holografik bir görüntü ortamı ise, gündüz de aynı şekilde tamamen beyninizin içindeki bir hologram dünyada yaşıyorsunuz!

 Bu dışarıda görüyorum dediğiniz herşey, gerçekte beyninizin içindeki bir hologram görüntü. Herkez için bu böyle. Ben şimdi sizleri görüyorum . Ve sizleri görürken eski ilkel şartlanmama göre sizi dışarıda ayrı varlıklar olarak dünyanın üzerinde görüyorum zannediyorum. Ama ne zaman ki ilim sahibi oluyorum, ilim bana öğretiyor ki bütün bu görüyorum dediğim şeyler sadece beynime ulaşan Işık dalgalarının beynimin içinde oluşturduğu bir görüntüden ibaret!

 Nasıl ki Avatar filminde adam sembolik olarak anlatıyordu, cihazın içine yatıyor gözlerini kapatıyor bir başka boyutu yaşıyor ama o gördüğü boyutun tamamını o yattığı yerde ki beyninin içinde görüyor. Bunun Gibi, hepimiz tamamen dışarıdan gelen enstantanelerden oluşmuş bir hologram dünyada yaşıyoruz...

 Ben burdan kalkıyorum gidiyorum ama sen enstantanelerimden oluşan bir video albüm senin beyninin içinde hala beni görüyorsun düşünüyorsun ve beni hatırlıyorsun. Nerde seyrediyorsun beni? Kendi beyninin içindeki dünyanda. Doğdun andan itibaren olay hep böyle cereyan ettiği için beyninde, bunun beyninin içinde devamlı gördüğün bir dünyan olduğunu anlıyamayıp, gerçekten Böyle bi dışarıdaki dünyada yaşıyorum diyorsun ki, dışarıdaki dünyada neler olup bittiğinin asla ve asla hiçbirşekilde farkında değilsin...

İşte onun için tasavvufta senin dünyan yalan dünyadır gerçek dünya değil, hayal dünyasında yaşıyorsun gibi anlatımlar edilmiştir. Ve bu hologram dünyana giren enstantaneler hiçbir zaman gerçek varlığı sana tanıtmıyor. O giren enstantanelerin oluşturduğu bir dünyada yaşıyorsun. O kişinin gerçekte ne duygularına vakıfsın ne düşüncelerine Vakıfsın ne hissiyatına vakıfsın ne bildiklerine vakıfsın, hiçbirşey. Sadece o an için ondan aksedenlerden oluşan bir albüm seyrediyorsun, bir video film seyrediyorsun. Yani bunu şöyle anlatmaya çalışıyorum, sanki beynimin içinde büyük bir tiyatro salonu var, o salonun arka kısmında oturuyorsun, ön sahnede bu olay mevcut, sen ordan buradakileri seyrediyorsun, veya bazen koltuktan kalkıyorsun İŞTE ŞU ANDA BENİM YAPTIĞIM GİBİ olaya müdahil oluyorum olaya karışıyorum ve birşeyler anlatıyorum! Ama bütün bunlar hep benim dünyamda benim beynimin içinde olup bitiyor...

 Bu kayıtlar beyine girdiği içinde burdan kalkıyorum eve gidiyorum burayı düşünüyorum bu kişileri düşünüyorum. Orda bunları düşünüyorum dediğim zaman senin bunlardan haberin varmı? Hayır. Ben kendimdeki senle beraberim. Sende sendeki benle berabersin. Bununla bağlantılı olarak şu hadisi söyleyeyim. Soruyorlar Resulullah'a: Ben seninle beraber olacakmıyım ya Resulullah? Kişi sevdiğiyle beraberdir diyor!

 SORU: "Peki eski enstantaneler kilitlenmeye de sebeb oluyormu?"

 ÜSTAD: Zaten olmuş bile. Enstantaneler dediğin şey şartlanmalar diye anlattığımız şey zaten. Seni yetiştiğin çevrede şartlandırmışlar. Ama tarikat şartlarıyla şartlandırmışlar ama sosyal şartlarla şartlandırmışlar ama başka türlü şartlandırmışlar. Neticede sen belli şeylerle şartlandığın için onun dışındakilere karşı kilitlenmişsin. Onları algılayıp değerlendiremiyorsun. Ve o şartlandığın şeylerin mutlaka terside var yaşamda. Her neyi ele alırsan onun bi terside mutlaka var. O tersi dolayısı ile de, senin yanmaların başlayacaktır. Çünkü şartlanmana ters gelen bir gerçekle karşılaştın. Karşılaşacaksın, karşılaşmama şansın yok. Şartlanman varsa mutlaka bir gün onun tersiylede bir yerde bir zaman karşılaşacaksın. Karşılaştığın zaman da yanmaya başlayacaksın...

 SORU: "Peki o zaman asıl bakan neyi görüyor? Gördüklerimiz enstantaneler şekiller, asıl görülen ne? görmek diye birşey yok. Sırf şekilleri algılıyorum dünyamı yaratıyorum tamam bu belli, ama bunun altında görülmesi gereken birşey varmı?"

 ÜSTAD: Var! Onu ben anlatıcam. Anlatıcam ama sen onun ne olduğunu hiç bir şekilde anlıyamayacaksın. Sende anlıyamayacaksın kimsede anlıyamayacak. Ama ben anlatacam. Çünkü senin şu zamana kadar veri tabanına soktuğun şartlanmalar, doğru budur diye verdiğin hükümler, senin beyninde yoğun kilitlenmeler oluşturmuştur. Hepinizin şu anda kendine göre o şartlanmalardan kaynaklanan yetiştiği çevrenin ananın babanın arkadaşının bilmem neyinin getirdiği sana yüklediği şartlanmalardan dolayı, ve de kendini yoğun biçimde ben bu bedenim diye kabullenmenden dolayı, daha da hakikatıyla bu ikinci beynin esareti altında yetişip gerçek dünyayı farkedememesinden dolayı, tıpkı anne karnında büyümüş ve bir hücrenin içinde dünyaya gelmiş bi çocuğun 40 sene sonra dışarıda dünya var dediklerinde dışarıda dünya yok herşey bu hücreden ibaret demesi gibi, sende bu yetişmiş olduğun ortam ve sürecin şartları ve şartlandırmaları dolayısı ile bunun ötesini ben sana ne kadar anlatırsam anlatayım, ANLIYAMAZSIN! Bunu anlaman için çoook yoğun çalışmalar yapman lâzım.
 
* * * * *

İNSAN-I KÂMİL`İN TASARRUFU

İnsani Kâmil`in bir varlığa sirayeti dışarıdan bir nesnenin bir nesne üzerine tasarruf etmesi gibi değildir. İnsanı Kâmil Hulûsi'nin üzerine uzaktan elektro manyetik dalgalar yollayarak Hulûsi'yi istediği gibi yönetir manası yok burda.

"Zâti bir sirayet ile herşeyde hükmünü yürütür" diyen Muhiddiyn Arabi, burda İnsanı Kâmil'in varlığın özünde olması, yani varlığın İnsanı Kamil'in özünde olması ve varlığın İnsanı Kâmil'den meydana gelmesi noktasına işaret ediyor.
Aslında benim varlığım dediğin varlık, İnsanı Kâmil'in varlığından başka birşey değildir. Ve senin ismin altında İnsanı Kâmil dilediğini tasarruf etmektedir manasını anlatıyor burada...
 
* * * * *
 
AŞILMASI GEREKEN EN ZOR PERDE

Fenâ Fi Şeyh ve Fenâ Fi Resulde olanlar hiçbir zaman ne velidir, ne de fenâ fillaha girmişlerdir.  Şeyhinin başını kesmedikçe,  Fenâ Fi Resulden geçmedikçe, Fenâ fillaha girilmez. Fenâ fillaha girilmediği sürecede hakikata erişilmez. Fenâ Fi şeyh Fenâ Fi Resul, en kısa zamanda geçilmesi gereken yerlerdir. Çünkü bunlar tasavvufta gerçekte bir mertebe-makam değildir. Sadece belli aşamaların yapılması için araya konulmuş kolay basamaklardır.

Bu basamaklara basıp atlamak gerekir. Atlayasın'ki hakikate giresin. Yoksa ömrünü-hayatını basamakta geçirdiğin sürece, eşikten atlayıp içeri giremezssin. Kapıda yağmur kar fırtına altında hayatın çeşitli çilelerde geçer gider. Ve zai olursun...

Şeyhin başını kesmekten gaye: Şeyh diye birinin varolmadığını görmek. Resul diye birinin varolmadığını görmek. Varlığın salt hak'tan ibaret olduğunu müşehade edebilmek. Varlığını ortadan kaldırabilmektir...

Şeyh gördüğün sürece Resul gördüğün sürece Allah'ı görmekten mahrumsun perdelisin ve sürüler şeklinde geçip gidenlere katılırsın neticede. En zor perde budur...

İşte özel olarak ilgilendiğimiz arkadaşlara baştan bu perdeyi koymuyoruz'ki atlanmak gerektiğinde kolay atlansın diye. Eğer biz bu perdeyi koyarsak, bu perdeyi geçebilmeleri çok güçtür. Ve genellikle de şeyh sağ olduğu sürece, kişiler bu perdeyi kolay kolay aşamaz...

En büyük Kerâmet
 
"İnsan", bir bilinç varlığın adıdır ki; bugün et-kemik bedeni kullanır; yarın, ruh bedeni; cennete girebilenler ise "nur" olarak yaşarlar!.
 
Dünya`da yaşarken, kendini bedensiz soyut bilinç varlık olarak hissedemeyenler, daha sonraki boyutlarda bunu hissedip yaşama olanağını elde edemeyeceklerdir.
 
Dünyada bedenle yaşamanın hakkını vereyim diye yalnızca iş-eş-aş hakkıyla uğraşırken; bilinç varlık olmanın hakkını ihmal ederek bunu hissedemeyenler, ebeden kozmik evrensel bilinç boyutunda kendilerini tanıyamayacaklardır.
 
Dünyada mertebe vekerâmet peşinde koşan bedensellikle kayıtlanmış birimler, en büyük kerâmet in "evrensel kozmik bilinç boyutunda" yaşamak olduğunun farkında bile değiller!.
 
Parmak ucundaki kanda yaşarken oksijen, karşı parmaktakine bakar "kim bu" dermiş!.
Toplar damara geçip de el ayasına doğru gelirken onunla "BİR"leşince, "bizmişiz" dermiş!
 
Koldan yukarı doğru çıkarken, gerideki yaşamı, "ben"leri hatırlamaz; parmakların kendi uzantısından oluştuğunu seyredermiş!.
 
Beyne ulaştığında "ben"i de kaybolur, oksijene olarak kalır; beyin hücrelerinde dolaşırken, olmasını istermiş bazı şeylerin ve onların sonuçlarını algılarmış!
 
Oksijen dalgaya dönüşüp dışa yayıldığında, bir bilinç dalgası olarak ne eli kolu görürmüş, ne de beyni!

Her ne demekse işte..

Kaynak: Mesajlar kitabı

Bilincimdeki ben?!..
 
Bilincimdekiben, ASLA değilim bir başkasının bilincindeki ben!.

Bilincindeki sen, asla değilsin benim ya da bir başkasının bilincindeki sen!.
 
Ben, veri tabanına göre oluşmuş bir hayâlden başka bir şey değilim senin bilincinde!. Ve sen, veri tabanına göre oluşturduğun kendi tasavvur ve hayâline demedesin, Ahmed Hulûsi!.
 
Oysa, ebeden beni tanıman mümkün değil!
 
Sen de, benim için öyle!.
 
Eğer anlarsan bu anlatmak istediğimi, fark edersin ki, her an daima yanlızca hayâlindeki kişilerle berabersin; asla karşındakiyle değil! Bu dünya yaşamında da böyle, ötesinde de.
 
Herkes, veri tabanına göre kendi hayâl dünyasında yaşamada!. Başkalarını da, tanıdığını sanarak, onlar hakkında budalaca yorumlarla yorulup, ömür tüketmede!.

Oysa, o yorumlarının tümü, karşısındakine değil; kendi hayâlinde yarattığı ve karşısınındakinin adını taktığıkendi hayalindeki yarattığına; yani kendine dönük!. Asla karşısındakine ulaşmıyor!.
 
Her birim, karşısındaki sûrete göre veri tabanının oluşturduğu hayâl dünyasındaki kişileri yorumlayıp; veri tabanına GÖRE onları değerlendirerek, cehennem ya da cennetinde yaşamada!.
 
Akıllı insan, şimdiden cenneti yaşar "ALLAH"a teslim olarak.
 
Ahmak da, her şeyin ille de kendi arzuladığı gibi olmasını istemede devam ederek cehennem eder yaşamını!.
 
Kaynak: Mesajlar  kitabından.

"Mirâc"
 
"Mü'minin mirâcıdır, namaz" diyor..

"Mirâc" konusunu iyi anlamak lâzım!. Mirâc diye bahsedilen olayın ilk bölümü "isra" hadisesi, bir tayyi mekân olayıdır. Rasulullah'ın, Mekke'den, Kudüs'e gitmesi hadisesidir. Bu bir tayyi mekân olayı ve madde bedenle yapılan bir şey... Mirâc, burada yok!. Bu olay değil, Mirâc!.

Kudüsteki ziyaret ve Kudüsteki Rasullerin ruhaniyetleriyle toplu olarak buluşma. Bu birinci bölümü...
 
Bu olayın tamamı, üç bölümde incelenir..
 
İkinci bölümü, semâları gezişi ki, bu cennet ve cehennem boyutlarını seyir olayı BOYUTSAL bir gezi olayı; madde beden olayı değil!.. Bu da Mirâc değil!. Kudüs'teki namazdan sonra Hz. Rasulullah'ın semâları gezişi. Cebrâil'in eşliği ile yedi kat semâdaki o semâ varlıklarını; o semâların yaşamlarını, bu arada cennettekilerin yaşamlarını, cehennemdekilerin yaşamlarını seyretmesi, ikinci bölüm. Bu da mirâc değil!.

Üçüncü bölüm ise, Sidret-ül Münteha denilen; ef'al âleminin, çokluk âleminin son bulup; Cebrâil'in; "ben buradan sonra yokum" dediği noktadan başlayıp, Hz. Rasulullah'ın kendi hakikatine yönelmesi suretiyle Rabbini, bâtınında müşahede etmesi; "MİRÂC" denen olaydır.

Bu üçüncü bölüm bâtınî - enfüsî bir seyirdir; âfâki bir seyir değil!.

Birinci bölüm, Tay-yi Mekân olayıdır. İsra olayıdır, Mekke'den Kudüs'e!.
 
İkinci bölüm, Semâları, Cennet ve Cehennemi gezmesidir, Cebrâil'in eşliğinde. Bu da Mirâc değildir.
 
Esas Mirâc denen üçüncü bölüm ki, bu enfüsîdir. İkinci bölüm de afâki idi. Semâlrı gezişi cennet ve Cehennemi görüşü afâki idi. Afâki seyir idi. Üçüncüsü, enfüsî seyirdir, Rabbini bâtınında görmesidir.
 
"Kâb-ı gavseynev ednâ", yani "yayın iki ucunun yakınlığı hatta daha da yakın" nisbetinde kendi hakikatinde, özünde Rabbini müşahede etmesi etmesi!. İşte bu Mirâc'dır...
Niye bu mirâcı anlattım şimdi ben size?.. Ne gereği var? Püf noktası neydi?
"Namaz, mü'minin mirâcıdır"; diyor Hz. Rasulullah...
 
Biz, genelde "Mirâc" diye bu üç bölümün tamamını düşündüğümüz için, "namazda bu üç bölümün tamamı olur" diye hayâl ediyoruz, tasavvur ediyoruz.
Hayır!.
 
Bu üç bölüm namazda tezâhür etmez!. Namaz'da tezahür eden, üçüncü bölüm diye anlattığım kısmıdır!. Hakiki "Mirâc" da budur işte.
Kişi namazı hakkıyla eda ederse, bu Mirâc onda hasıl olur.

Namazın hedefi, amacı "Mirâc"dır.
 
Bazıları için de, yaşamın amacı "Mirâc"dır!.

Düşünen beyin, bu cümleden şunu çıkaracaktır. Namazın amacı ve hedefi Mirâc ise, anlaşılır ki bundan, "Mirâc" edenin namazı eda olmuştur!. Elbette buna kişinin kendi vicdanı karar verecektir.
 
Kaynak: "Cuma Sohbetleri" kitabı.
 

https://twitter.com/sufafy


https://twitter.com/AhmedHulusi


http://www.ahmedhulusi.org/



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUMLAR

Miracın boyutsal olması önemli bir bilgidir! -

Bu önemli sohbeti tekrar okuyunca bir konuya değinmek istedim. Miraç olayının boyutsal olduğunu ilk kez Sayın Hulusi’den okuduğumda çok etkilenmiştim. Özellikle aklın ve mantığın ötesindeki bu olayı, elbette, imanım gereği kabul edenlerdendim. Çünkü, maalesef hala günümüzde profesör olmalarına rağmen; miraç olayını reddedenler var…Oysa bu en önemli olayı dinden ya da Resulallah’ın getirdiklerinden çıkarmak ne büyük bir gaflettir! Hatta delalet ve hatta ihanettir! En başta size bu yetkiyi kim veriyor?! Mümine hedef olarak verilen MİRAÇ ve getirilerinden sizin inananları mahrum etmeniz had bilmezliğin, edepsizliğin ta kendisi değil midir? Aslında aklıma çok kıymetli Alim İmam Gazali’nin bir sözü geldi. Şu mealde: ‘’Bu dine zarar verenlerin çoğu, korumak amaçlı olanlardandır. Öyle ki bunların zararları, inançsız- kafir kişilerin zararlarından daha fazla olmuştur..!’’ Ah Ah ne demeli..! En iyisi, uyanık olmalı(akli anlamda), araştırmalı, kişilerin etiketlerine değil ilmine önem vermeli. Umarım; namazımız, hatta salatımız MİRAÇ olur…havva

1 0
Kuantum, Hologram ve görmek.. -

GÖRMEK! En enteresan kelimelerden birisi. Hem duyu olarak çook önemli, hem de mecazen de kullanılabilir. Tıpkı şu sözde geçtiği gibi: ‘’ İmkanın sınırlarını görmek için; imkansızı denemek gerekir.’’ Gözle görmenin bir sürü getirisi olduğu gibi, bir dolu da handikapı vardır. Nedense, düşüncelerimizi gördüklerimizle sınırlarız. Gördüklerimize göre yargılamak en sevdiğimiz şeylerdendir. Oysa gördüklerimiz küçük bir kesittir…Hatta şimdilerde hologram ve kuantum konularının da eklenmesiyle bu konu en can alıcı konulardan birisi oldu. Benim en ilgimi çeken ise şu olmuştur; BEYİN HÜCRELERİMİZİN HOLOGRAM olarak çalıştığı! Bu kafamızı karıştırsa da Üstad’ın yazılarını okuduğunuzda bu kısmen azalacaktır. Özellikle manevi şeylerle ilgili birisiyseniz, son zamanlardaki bilimsel gelişmeleri dinsel kavramlarla da oturtmak istiyorsanız; Ahmed Hulusi kitaplarını (Tekin seyri özellikle ve YENİLEN) okuyun. Kuantum ve hologram adı geçen videolarına bir göz atın. Umut ettiğinizden de fazlasını bulacaksınız…Hakan

1 0
Avatar ve tasavvuf -

Avatar filmini sinemada izlemiştim. Gerçekten de beğenerek izledim. Fakat hem alt yazı olması, hem de filmin bir hayli uzun olması hasebiyle fazla derinlere dalamadım sanırım. Yine de içinde geçen mistik hava beni cezbetmişti. Anka kuşu- kuşlar(kuşların yardımı- fil suresi), ve meşhur ağaç(ağaç kelimesi oldukça dini bir anlatıma sahiptir, malumunuz)… En kısa zamanda tekrar izlemeyi düşünüyorum. Zaten bu konuları merak edenler, film enstitüsünü de yakından takip etmeliler. Özellikle benim favorim: MATRİX’dir.. Özellikle de ilki.. Fakat tasavvuftan özellikle de Üstad’ın bilim eşliğindeki din anlatımlarından haberi olmayanlar, ya da klasik eğitimden hazzedenler belki de bu filmlere soğuk bakabilirler. Ama biraz alt yapısı ve farkındalığı olanlar için ise; tabiri yerindeyse tadından yenmez… Üstelik insan zihninde somut canlandırma yapmaya da katkısı cabası…birol

1 0
Yorumumu yanlışlıkla buraya yazmışım:)) -

Bu güzel ve faydalı makalenin altına bendeniz yanlışlıkla bir yorum yazmış görünüyorum. İÇKİ VE SİGARA başlığı ile. Okuyanların şaşırmaması için bu açıklamayı yaptım. Asıl yorumumu yazmak istediğim yazıyı da mutlaka tavsiye ederim. Sayın Mustafa Hakkı Söyleri'n bloğuna ait şu yazıdır: http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/ahmet-hulusi-sigara-konusu-50314 Zeynep kayacan

0 0
İÇKİ VE SİGARA -

İçki ve sigaranın zararlarını herhalde bilmeyen yoktur.Özellikle bu yüzyılda!Buna rağmen hala içenler için, bence kaleme aldığınız bu yazı çok önem teşkil ediyor.!..Şu açıdan hiç değilse inanç sistemi devreye girebilir.Ve maneviyata bu kadar zarar veren sigarayı bırakmak için motivasyonsağlanabilir diye düşünüyorum.Zeynep Karacan

1 0
Görmek ve sınırlamamak.. -

Bazen düşünüyor insan, gerçekten de görmek ne?! İşte benim en merak edip, zahir ve batın olarak oturtamadığım kavramlardan birisi! Hatta kavramdan ziyade, 5 duyumuzun en mühimi. Küçükken aynada gözlerimin taa içine kadar gider, o karanlığın arkasında ne var diye görmek isterdim! Şimdi gülümsüyorum o hallerime. ''Gördüğün hayaldir'' diyen Evliya- Bilge kişilerden, şu anda aynı sözü söyleyen bilim adamlarına ulaştı dünya! Özellikle günümüz Sufi yazarlardan en değer vererek okuduğum A. Hulusi'den bu konuda çook şey öğrendim. Hem eski, hemde yeni halleriyle- teknik- bilimsel terimleriyle: GÖRMEK! Özellikle Görmenin algılama diyebileceğimiz, içsel yanı. Sanırım asıl mühim olanın bu olduğunu idrak etmek lazım. Bu konuda Üstad'ın rüya örneğinden tutun da, beynimizin içine kadar girerek izah ettiği çok güzel anlatımlar var. Burada da güzel, farklı bir açıklamayla karşılaştığım için, gene bir çırpıda okudum. Umarım her şeyi hala, gördüklerimizden ibaret sanmayız..! gülay

1 0
Şimdi namazımızı MİRAÇ yapmayı umud ediyoruz -

3 ayrı başlık altında toplanmış, ama içeriği başlıkların da fevkinde bilgiler okuduk. İşte Ahmed Hulusi'nin en önemli farkından birisi de benim için bu olmuştur. Hangi konuyu irdelerse, muhakkak konuyla ilgili, hem bilmediğiniz eski bilgileri öğrenirsiniz, hem bugünkü adaptasyonunu, hem de O'na ait muhteşem yeni bilgiler. Karşınızda kocaman sentezler vardır artık...Miraç ve namaz (daha doğrusu, salat), çok önemli konular. Üstelik MİRAÇ olayını ben de eskiden yok diye bilirdim. Hatta hala bazı profesörler vs de bunu söylüyorlar çıktıkları programlarda. Oysa A. Hulusi'den okyunca, aman Allah'ım dedim, ben ne yapıyor-muşum!!! Bu muhteşem şuursal olayı, üstelik bizlerin de yaşayabileceğini müjdeleyen Rasulallah anlatımıyla, neredeyse reddederek geçecekmiş şu ahir ömrüm!!! Şimdiyse; namazımızı MİRAÇ yapalım diye umud ediyoruz, ve kendimizdeki benden kurtularak, evrensel öze ulaşmayı diliyoruz.. saygı ve sevgilerimle Zeynep//

2 0
Arınmak; ateşle dağlanmaktır! -

Açıkcası benim en çok ilgimi çeken bölüm soru- cevap olan kısım oldu! Şu bakımdan, sorulara verilen cevaplar, sanki bana verilmiş oldu ve kafamın içinde bazı noktalar koptu ister istemez! 'BEN KENDİMDEKİ SENLE BERABERİM! SEN DE SENDEKİ BENLE!'.. Çok vurucu! Bu durumda hiç kimse birbirisini orijinal haliyle bilemiyor demek ki! Hatta kişinin kendisinin bile kendisini tam bilememesi hali var ki 'KENDİNİ TANI' sloganı vardır, hakikate yolculukta... Enstantaneler kilitlenmeye sebep oluyor mu? sorusuna, 'olmuş bile' denmesini de çok iyi etüd etmek gerekiyor!.. Ve bakan neyi görüyor flaş sorusuna, flaş bir giriş var Üstad'dan: ''Ben anlatıcam, ama, SEN ANLAMAYACAKSIN! HİÇ KİMSE DE ANLAMAYACAK!''... Bunun sebebini, anlatıcının ukalalığı vs. diye anlarsak çok sığ düşünmüş oluruz! Çünkü burada anlatılmak istenen, zaten cevabın sonunda var: 'bunun anlaşılması için çok yoğun çalışmalar yapmak lazım'... Yani ARINMAK! Ki arınmak da ateşle dağlanmak gibidir, der eskiler...kortan

0 0
Miraç hala en biyük sınav! -

Bir yukarıdaki MİRAÇ- NAMAZ'ı okumak var! Bir de hala ekranlarda MİRAÇ olayını inkar eden şahsına münhasır tipler. Bakıyor, dinliyorsunuz, ''tam işte güzel şeylere değinen modern bir bilim adamı, ne güzel dini de araştırmış, anlatıyor'' diyorsunuz, ya da ''ne güzel açıklamalar yaptı bu hocamız'' diyorsunuz, devamında en büyük gafleti yapıp; Hz. Rasulallah'ı ve hadisleri hemen 2. plana atıyorlar. İşte bu konuda da en fazla MİRAÇ olayı darbe alıyor. Yok efendim, Kuran'da yokmuş, yok efendim, eskilerden bazıları da bu hadiseyi reddetmiş vs. vs. İşte o zaman bu ahmaklık karşısında ne diyeceğimi bilemiyor, hemen Üstad'ın öğrettiği üzere; ESMA TERKİPLERİ böyleymiş, hoş gör Kenan, demeye çalışıyorum kendime.. Ahhh Ahhh, söyleyin bakalım 5 vakit namaz MİRAÇ dönüşü farz olmadı mı? Ve KURAN'da 5 vakit geçiyor mu?vs.vs...Sözün kısası: MİRAÇ, OGÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE HALA İMAN SINAVI OLARAK KARŞIMIZDA DURUYOR, VE ELENENLERİ ELİYOR..!!! kenanER/

2 0
Bedensiz yaşamak! -

Oldukça ilginç bir cümleyle karşılaştım. Bunu ilk kez okudum sanırım. Üstad daha önce de bahsetmiş ya da yazmışsa gözümden kaçmış olabilir. Cümle şu: 'Aslında bir çok zaman siz farkında olmadan BEDENSİZ YAŞIYORSUNUZ. BEDENİN FARKINDA OLMAKSIZIN!'... Şöyle bir durakladım. Sürekli, işin başından beri, hep beden- beden- beden; en büyük dert, sıkıntı ve adeta şeytanımız. Ve nasıl yapsak da bedensiz yaşasak.? Yani bu bilgiyi yaşarken tatsak da, kabire canlı- şuurlu girerken, amigdalamız işlevini yürütürken yani, işin içinden rahatlıkla çıkabilsek. Kabrimiz gül bahçesi olsa bize adeta...Oysa şimdi okuduğum bu cümle ve akabindeki açıklamalar bu bedensizliği nasıl yakalayacağımıza dair ufak da olsa bir İPUCU gibi, ve bu çok değerli. Çünkü insan ne de olsa bilmediği bir şeyi zor yakalayabiliyor. Oysa az da olsa bir emare varsa, hiç değilse umut var oluyor.. Ne dersiniz..? simayy/

0 0
Kolay aşılmayan Perdeyi, baştan koymamak! -

Ben de son kısım hakkında bir kaç söz söylemek isterim. Diyor ki Üstad, eğer sen hakikate ermek istersen, Şeyh'inin başını uçurmalısın! Elbette mecazen:)) Aman bu da yanlış anlaşılmasın sonra... Bildiğim kadarıyla Seyr-i Sülük de denilen, dervişin geçtiği yol; çook uzun ve aşama aşamadır. Önce bir Şeyh'e tabi olunur, ve o ne derse yapılır. Örnekleri ve detaylı anlatımları zaten; Yunus Emre'mizin ve Mevlana'mızın vb. güzide velilerimizin hayatlarında mevcuttur! Buraya kadar tamam. Fakat burdan sonrası için çok ÖNEMLİ BİR İPUCU VERİYOR Üstad! Ve diyor ki: ''... baştan bu perdeyi koymuyoruz ki atlanmak gerektiğinde kolay atlansın diye. Eğer biz bu perdeyi koyarsak, bu perdeyi geçebilmeleri çok güçtür. Ve genellikle de şeyh sağ olduğu sürece, kişiler bu perdeyi kolay kolay aşamaz...'' Bu tam da günümüz şartlarına göre olan bir ikaz, uygulama, keşif; artık nasıl düşünürsek. Böylelikle, Salik için işin en zor yanı, daha başlamadan bitirilmiş oluyor!!! Bu çok enteresan...Şimdi, kendisine ŞEYH'lik isnat edenler hala anlamıyorlar mı, neden şeyhlik- tarikat dönemi bitmiştir söylemlerini... Çünkü çok daha önemli bir sır, püf noktası var işin ucunda. Elbette samimi olanlar için, yeniliğe ve yenilenmeye açık olanlar için...snye//

2 0
Üstad'la eski eserleri günümüz bilgileriyle anlamak -

''"Zâti bir sirayet ile herşeyde hükmünü yürütür" diyen Muhiddiyn Arabi, burda İnsanı Kâmil'in varlığın özünde olması, yani varlığın İnsanı Kamil'in özünde olması ve varlığın İnsanı Kâmil'den meydana gelmesi noktasına işaret ediyor.'' Yazıda geçen önemli bölümlerden birisi oldupunu düşünüyorum. M.Arabi deyince akan sula durur, araştıranlarca elbette. İlgisi İslam- Din- Allah olanlarca. Fakat gene bilinir ki, İ. Arabi Hazretlerini anlamak da her babayiğidin harcı değildir! Sanırım bu konuda sizin de birkaç makaleniz blogda vardı ve zevkle okuduk. Sonuçta Ahmed Hulusi okumaktan zevk- keyf- feyz aldığım bir nokta da bu yazdıklarımla ilgili. Eskiden yaşayan ve o günün şartlarına göre açıklamalar yapan Allah dostları'nın anlattıklarını biz bugünün lisanıyla birleştirip, algıyı oturtamıyoruz. Zaten o yazılanlar da öyle basit şeyler değil takdir edersiniz, derilikli konular. İşte Üstad sayesinde, okuduğumuz güncel bilimin ışığında yazdığı kitap ve bizlere hitap şekliyle, eski eserleri yeniden ele alıp, anlayabiliyoruz. Oysa eskiden okuduğumda belki belli bir zevk alıyordum, ama, kesinlikle anlayamıyordum. Zat ne, esma ne, sıfat ne?... Tüm bu ve benzeri kavramlar içinde kayboluyorduk. İ- Kamil'i dahi şu anda eleştirdiklerim gibi anlıyordum.Bu önemli bir konu, es geçilsin istemedim...frzan/

1 0
İNSAN-ı KAMİL'e dikkat! -

Bu aralar, daha doğrusu son yıllarda, sanki manevi- soyut- mistik- içsel konulara ilgi arttı. Bu benim çok da beklediğim, özlediğim ve onayladığım bir olgu..Henüz yaşım genç sayılmasına rağmen ben de sufizme ( Ahmed HULUSİ eserleri paralelinde özellikle), çok düşkünüm. İşte bu ilgi artması sebebiyle dün akşam da, CNNTürk'de çok güzel bir program vardı. Bilirsiniz; Serdar Tuncer sunumuyla gerçekleşen. Orada da tam yeterli olmasa da çook güzel konulara değinildi. Ve İNSAN-I KAMİL konusunda güzel açıklamalara şöyle bir değinildi. Yani aslında İnsan-ı Kamil çok derin bir konu. Öylesine yüzeysel algımızla: iyi insan( dürüst, çalışkan, terbiyeli, zararsız vs.) özellikleriyle hiiiç alakası yok. Bu hatırlatmayı yapmak istedim. Hele de yukarıdaki anlatımı ve bilgiyi başka kaynaklarda zor bulursunuz! O yüzden dönün bir daha okuyun; lütfen.. havva/.

1 0
Enteresan başlıklar! -

Enteresan başlıklarla farklı bilgiler..!Sayın Yüksel, özellikle Üstad Ahmed Hulusi’den paylaşımlarınızla bloğunuzun takipçisi olduk adeta! O yüzden bu yazıyı dört gözle bekliyormuşcasına hemen tıkladım. Ve beklediğimin de çok ötesinde enfes açıklayıcı bir makale ile karşılaştım. Makale diyorum ama, sıcacık bir sohbet havasında yazı; hakkını yememeliyim. Özellikle AVATAR olayına kadar okuduğum halde, hemen yorum yazmak istedim?)) (elbette, okumamı bitirdiğimde yazdım gene de:)…İnsan heyecanlanıp mutlu olduğunda, hemen paylaşmak istiyor nedense… Gerçekten de okumayanlara ısrarla tavsiye ediyorum! Nasıl oluyor da her şeyi şu beynimizde kabullenemiyoruz!!! Bu yüzden ısrarla anlatılması özellikle, Üstad gibi farklı yöntem ve usullerle iyice kafamıza kazıtılması gerekiyor… ovacık.G

1 0
Biz kendimizdeki o kişiyleyiz! -

Girişte okuduğum ilk kısım o denli önemli bir konuyu dile getirmiş ki! Benim kanaatim eğer bunu başarabilirsek, cehennem yanmalarımızın yarısı, hatta daha fazla oranı bitecek gibi! Ne mi o? Şu kafamızda taşıdığımız enstantaneler!!! Aynen bahsedildiği gibi oluyor: Bir ortamda -herhangi bir ortam, her yer olabilir- oturuyorsun bazı şeyler oluyor, bazı kimselerle konuşuyor, tartışıyor, gülüyorsun vs. Ama gelin görün ki o ortam bitiyor, biz bedenimizle ayrılsak da beynimizin içinde oradaki olaylarlayız... Oysa o kişinin haberi bile yok! BİZ KENDİMİZDEKİ O KİŞİYLEYİZ; aynen... Şimdi bu konuya dikkat ede ede, bu bilgiyi yaşama geçirmek istiyorum... Her şeyden önce buna özellikle benim gibi hassas birisinin çok ihtiyacı var. Yazıdaki tüm paylaşımlar ise tek kelime yeterli: Muhteşem..! Teşekkürler o.özcan//

1 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.