Aleviliğin Özü ve Alevilikte Gelişen Gericilik

DİN
0,0
02.10.2015 15:51:50
A+ A-

Türkiye devlet sistemi, toplumu yönetirken genellikle kendi öz kültüründen ve bilimsellikten uzak, daha çok Arap İslam ütopya ve hikayelerine dayanması neticesinde, Alevilerde aynı şekilde islam gericiliğinin kurbanı olmaktan kendilerini kurtaramamışlatrdır. Buna rağmen yine de Alevilerin yüzde doksan beşi, kendilerini ilerici ve çağdaş görerek, Türkiye'nin en demokrat kesimi olduklarına inanmaktadırlar.

Alevilerin bu düşüncelerinin ne kadar doğru veya yanlış olduğunu anlayabilmek için, her şeyden önce Aleviliğin gerçek oluşum tarihini bağımsız bir şekilde incelemekle mümkündür. Bu yapılmadığı sürece Alevilerin demokratlığı ve çağdaşlıkları her zaman tartışılır olacaktır.

Ne hazindir ki, istisnaların dışında bugüne kadar Alevilik hakkında bilimsel, bağımsız ve geniş çaplı bir araştırma mevcut olmaması yüzünden, Alevilik hala tarihteki gerçek yerini alamamıştır. Yapılan inceleme ve çalışmaların çoğunluğu, ya devlete dayanarak veya devletten korkarak yapılmıştır. Bu da Aleviliğin oluşum, düşünce ve inanç yapısını açıklamada hiçbir zaman yeterli olmamaktadır. Tüm olanasızlık ve zorluklara rağmen, kısıtlı kaynaklara dayanarak yapmış olduğum inceleme ve çalışmalarımdan, Aleviliğin negatif bir değişime uğradığını şu şekilde ifade edebilirim.

Nasıl ki, her madde ve düşünsel yapılar, temel bir olguya dayanarak şekilleniyorsa, Aleviliğinde en temel belirleyici iki yapı taşı bulunmaktadır. Bunlar Meyopotamya'nın Anaerkil kültürden gelen Zerdüştlük ve Manicilik ile, Orta Asya'dan Türklerin getirmiş olduğu Anaerkil kültür olan Şamanist inanç yapısısdır. Aleviliğin oluşumunu merak edenler, bağımsız bir araştırma yaptıklarında çok rahatlıkla bu iki temel inanç ve düşünce olgusunu göreceklerdir.

Bugün adına Kızılbaşlık ve Alevilik denilen inanç ve ibadet yapısı, tarih öncesi çağlarda özellikle Kürt ve Farslar tarafından Zerdüştlük ve Manicilik adlarıyla yaşatılırken, Türkler ise Şamanizm adıyla yaşatmışlardır. Her iki din ve inançsal yapıda, bazı önemsiz bir kaç noktanın dışında, diğer tüm yönleriyle döneminin en ileri, çağdaş ve hümanist bir felsefi ilkeleri bulunmaktadır. Alevilikteki bu yapı, İran Şahı ve aynı zamanda Şii olan Şah İsmail den yardım istedikleri 1500 yıllarına kadar, aynı özü korumayı başarmış olda da, yeterince destek ve yardım alamayan Kızılbaş Aleviliğin, bu tarihten itibaren istemeyerekte olsa gericileşmesi şu şekilde gelişmiştir.

M.S. 610 yılından itibaren var olan islamiyet, Mezopotamya başta olmak üzere Orta Asya'ya doğru emperyalist saldırıya geçmesiyle birlikte, birçok toplululklar yerinden ve yurdundan kaçmaya başlamışlardır. Özellikle en uzak göçü yaşayan Türkmen boyları, gitmiş oldukları bölgelerde, mecburen kendilerine yeni müttefik ve dostluklar bulmak zorunda kalmışlardır.

Türklerin tarihinden de bilindiği gibi, yaklaşık 14 Türk boyundan en az 10 tanesi islamiyeti kabul ederek, Arap İslam kültürüne göre yaşamaya başlamışlardır. Diğer taraftan hem Kürtlerin hem de Farsların büyük bir çoğunluğu aynı şekilde İslamiyeti kabul etmeleri neticesinde, Manici Kürt ve Faslar azınlık durumuna düşmşlerdir. Farslardan küçük bir azınlıkla birlikte, Kürklerin belirli bir kesimi ve yine Türklerin yaklaşık 6 ya da 7 Türkmen Aşireti, İslamiyetin tüm saldırı ve katliamlarına rağmen İslamiyeti kabul etmeyip, Babailik' adıyla yeni bir çatı altında toplanmışlardır.

Yaklaşık olarak M. S. 800 yıllarından itibaren İran'ın Horasan Şehrinde yaşayan Manici Kürt ve Farsların Piri olan Ebul Baka Baba İlyas Horasani liderliğinde, Babailik adıyla Kızılbaşlığın ilk oluşum temelleri atılmış oldu. Bu oluşuma Şamanist Türklerrin de katılmasıyla, Mezopotamya ve Anadolu'da Kızılbaşlık adıyla yeni bir inanç ve düşünce topluluğu meydana gelmiştir.

Bu oluşumu gören İslamiyet adeta zıvanadan çıkarcasına tüm müslüman güçlerini kullanarak, Babailiğin üzerinde katliam ve baskılarını sürdürmüştür. İslamiyetin arsız ve kural tanımayan saldırıları karşısında, İran Topraklarında barınamayacağını gören Babailerin (Kızılbaşlar) büyük bir kısmı Anadolu'ya geçmişlerdir. Babailiğin ilk oluşumundan itibaren Anadolu'da Tekkesini kurmuş olan Baba İshak (Baba İlyas) Horasan'dan gelen Hünkar Bektaşı Veli ile buluşarak, Anadolu'da etkinliklerini sürdürmeye devam etmişlerdir.

Baba İshak ve Hünkar Bektaşı Veli'nin gerek inançsal olarak gerekse siyasi çalışmaları, müslüman olan Selçuklu Devşirme devletini iyice korkutmuştu. Telaşa düşen Devşirme Selçuklu, 1239 ve 1240 yıllarında Fransızlardan paralı asker desteği alarak, Baba İshak ve Hünkar Bektaşi'yi Veli'yi yenilgiye uğratmıştır.

İslamiyetin baskı ve katliamlarından kurtulmak için çareler arayan Alevi Pir ve Önderleri, tek seçenek olarak islamiyet içerisinde önemli bir muhalif gücü oluşturan İran Şiileriyle yakınlaşmaya çalışmışlardır. İran Şii Şahlığı, gerek Sünni İslamı gerekse Osmanlı devletini yok etmek ya da zayıf düşürmek amacıyla, Anadolu Kızılbaşlarına kısmi şekilde destek vermeyi kabul etmiştir.

Kızılbaşlar; İran Şii Şahlığının desteğini tam olarak almak için, Şiilerin sahiplenmiş oldukları Hz. Ali ve On İki İmamları sahiplenerek, çeşitli hikayeler başta olmak üzere Deyiş ve Methiyelerle, İran Şii Şahlığının kendilerini sahiplenmesine çalışmışlardır.

Kızılbaşlar böyle bir politika ve siyasi yol izlerken, İran'ın tarihten gelen esnek ve güvenilmez siyasi politik yapısını öngörememeleri sonucunda, Osmanlı'ya karşı yürütmüş oldukları savaş ve direnişlerde, ortada yapa yanlız kalmışlardır.

Çünkü İran Şahlığı ve Şiiler, Anadolu'da var olan Kızılbaşların gerek Ana Tanrıça kültüüne bağlı olmalarını, gerekse ibadetlerindeki Cem ve Semah inançsal yapılarından dolayı, hiçbir zaman müslüman olmayacaklarını çok önceden tahmin etmiştir. Ve bu yüzden o günden bu zamana kadar, İranlılar başta olmak üzere diğer Şii Arap ve farklı müslüman toplumlar, Kızılbaş Alevilere hiçbir zaman gerçek bir Dost (Yoldaş) ve müttefik olmamışlardır.

Diğer taraftan Anadolu'daki Devşirme Müslüman Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye devleti, Kızılbaşların müttefik bulamamalarını fırsat bilerek, var gücüyle Kızılbaş Aleviler üzerinde katliam ve baskı uygulamayı sürdürmüşlerdir. Aleviler her katliam ve baskılar sonucunda, Şii müslümanlığın simgesi ve kurucuları olan Hz. Ali ve On İki İmamlara daha çok duygusal şekilde sahiplenerek, hem müslüman olduklarını hem de Müslüman toplumdan merhamet beklemişlerdir.

Tüm bunlara rağmen Kızılbaşlar, herhangi bir merhamet elde edemedikleri gibi, giderek kendileri Şii İslam Arap gericiliğinin içerisine düşmüşlerdir. Oluşan bu Alevi gericiliğinin en belirgin noktaları ise şöyledir.

İslamiyetin tüm soyut anlayışında olduğu gibi, Hz. Ali ve On İki İmamlarla birlikte, Alevi Dedelerine de aynı soyut Kutsallığı atfetmeleri.

Şii Müslümanlar ve Türk devleti, Aleviliği hala kabul etmemelerine rağmen, Müslüman toplumundan ve Türk devletinden kendilerinin müslüman olduklarına inanıp kabul etmelerini beklemeleri.

Türkiye Devleti her zaman resmi olarak Alevileri yok hükmünde saydığı halde, Alevilerin devletten bağımsız herhangi bir politikaya sahip olmamaları.

Yasal hiçbir maddeye dayanmadan kurulmuş olan Cem Evleri ve Derneklerin kendilerini kurtaracağına inanmaları.

Tüm Alevi Dernek ve Cem Evi Yönetim ve de Temsilcileri, gerek inançsal anlamda gerekse siyasal ve politik açıdan, Aleviliği gerçek bir felsefi yapıya oturtmayı akıllarından bile geçirrmemeleri.

Eskiden olduğu gibi günümüzde de, bilerek veya bilmeden Şii İslam Arap On İki İmamlarının bağnaz ve gerici yaşam şekillerini sürekli referans almaları.

Cem Evleri ve bir çok Alevi Dernekleri, Alevi çocuklarını Kuran Öğrenmeye teşvik etmeleri. 

Gerek Hz. Ali ve On İki İmamların, gerekse Şii islamiyetin en ufak bir inanç, ibadet ve yaşam şeklinin, kendi gerçek ibadet yapıları olan Kızılbaş Alevilikle hiçbir konuda uyuşmadığı halde, bunu sorgulayacak bilinç ve cesaretten yoksun olmaları. Alevilikte giderek etkin olan bu tür Şii islam gerici noktaları daha da çoğaltmak mümkündür.

Ancak burada özetlenmesi gereken önemli nokta, Alevilerin her geçen gün biraz daha gericileştikleri gibi, kendi inançsal ve siyasal gelecekleriyle ilgil de herhangi bir bağımsız politikalarının olmamasıdır.

İslam tarihini okuyan her insanın anlayacağı gibi, Hz. Muhammed başta olmak üzere Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz Ali ve On İki imamların yaşam ve ibadet şekilleri, küçük bir iki noktanın dışında, birbirlerinden hiçbir farkları bulunmamaktadır. Buna rağmen Aleviler, kendi gerçek kültürel ve yaşam sorunlarını bıkarak, Arap Şii ve Sünni İslamın iktidar kavgalarını kutsallaştırak, kendilerini avutmaktan başka bir şey yapmamış olmaları.

Bu yüzden Aleviler islamiyetin gerçek özünü anlayıp kavrayamadıkları gibi, İran Şahlığının ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin var oluş ve tüm politikalarını da kavramış değillerdir. Eskiden olduğu gibi günümüzde de, Alevilerin büyük bir çoğunluğu başta sistemin Şoven Türk Milliyetçisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) gibi oluşumları ayakta tutmayı büyük bir siyaset olarak görmeye devam etmeleri. Diğer bir yanılgı ve eksiklikse, her dönem iktidar olan partilere yakın durarak, devletten bazı yardımları almakla Aleviliği kurtaracaklarına inanmaları. Çok az bir kesim ise, henüz daha yeni uyanarak Halkların Demokratik Partis'ne (HDP) yakın durmaları, Aleviler açısından sayılacak tek iyi gelişme denilebilir. Tüm bu gerçekler şunu göstermektedir.

Pir Sultan Abdal döneminden bugüne kadar, Alevilerin hiçbir zaman Ülke, Bölge Dünya ve Toplumsal tarihi yaşanmışlıklar hakkında, geniş ufuklu herhangi bir siyasal ve politik bilgiye sahip olmamalarıdır. Bu yüzden de Arap İslam Şii gericiliği, Alevileri her geçen gün biraz daha kendi ekseni içerisine almayı sürdürmesi, Aleviliğin yok olacağı anlamına da gelmektedir.

Kaynaklar :

Anadlun'nun Gizli kültür Alevilik. Nejat Birdoğan- Berfin Yayınları.

Dinler Tarihi. Ali şeriati- Seçkin Yayınları.

Babek . Said Nefisi-Berfin yayınları.

Alisiz Alevilik. Faik Bulut- Doruk yayınları.

Türk İslam Sentezi. Bozkurt Güvenç- Sarmal Yayınları

Aleviliğin Kökenindeki Mazda İnancı ve Zerdüşt Öğretisi. Ethem Xemgin- Berfin Yayınları.

Şamanizm. Mirsea Eliade- İmge yayınları.

Mezopotamya'da Dinlerin Doğuşu. Musa Şanak- Aram Yayınları

 

 

 

 

 

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.