Alevilikte, 12 İmam ile Aşurenin inançsal ve kültürel yeri

DİN
0,0
22.11.2013 02:29:07
A+ A-

Alevilik konusu, Türkiye’nin en büyük ve en karmaşık sorunlarının başında gelmektedir. 

Bunun birinci nedeni, Türkler İslamiyet’i kabul etmeleriyle birlikte, başta kendi öz kültürleri olan Şamanizm den ve öz Türkçe kelimeleri kullanmaktan gönüllü olarak uzaklaşmalarıdır. Aynı mantık, birlikte yaşadığı ve egemenliğine aldığı diğer halkların, dil ve kültürlerini de benzer akıbete uğratmışlardır. İşte bu yüzdendir ki, Aleviler bin yıllardan beri ne tam Müslümanız dediler, ne de biz Müslüman değiliz diyebildiler.

Alevilik hakkında ciddi ve bilimsel bir araştırma yapmak istendiğinde, ne hazindir ki doğru düzgün yeterli kaynağa ulaşılamamaktadır. Bunun başta gelen sebeplerinden bir tanesi, Anadolu`da egemenlik kuran Şelçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet’in, İslam’ın dışında var olan tüm belge ve kayıtları yok etmesi veya eklemeler yaparak belisizleştirmelerindendir.

Diğer bir sebep ise, Aleviler kendi ibadetleri olan Dört Kapı Kırklar Makamıyla ilgili, doğru düzgün bir belge bulundurmadıkları gibi sistemli bir düzenlemede yapmammış olmalarıdır.

Bu yüzden Aleviler Dini kültürlerini her zaman yalnızca sözlü olarak dile getirip yaşatmaya çalışmaları, “söz uçar yazı kalır” öz deyişinden de anlaşılacağı gibi, her geçen gün Aleviliğın zayıflamasına ve karmaşıklaşmasına neden olmuştur.

Dil ve din kültürlerinin tarihlerini incelediğimizde, hepsi doğal olarak birbirlerinin içinden çıkmalarına rağmen, zamanla farklılaşarak, adeta birbirleriyle ilişkileri yokmuş gibi bir duruma evrilmişlerdir. Alevilikte bu din kültürlerinden bir tanesidir.

Aleviliğin ibadet, yaşam ve düşünce yapısına baktığımızda, başta İslamiyet olmak üzere diğer tek tanrılı dinlerin hepsinden tamamen farklı bir yapıya sahip olduğunu görüyoruz. 

Örneğin Aleviler her baskı ve zulme uğradıklarında, egemen olan güçlerin bir takım dinsel noktalarını, istemeyerek de olsa benimsemiş görünseler de, bunu sadece canlarını kurtarma amacıyla yapmışlardır. Sahip çıktıkları Hz. Ali ve 12 İmamları yalnızca söylem biçiminde sahiplenip, onların yaptığı ibadeti hiçbir zaman yerine getirmemişlerdir.

Bunun yerine tüm baskı ve zorluklar altında, bazen gizli bazen yarı açık şekilde, kendi öz inanç ve ibadetleri olan Dört Kapı Kırklar Makamıyla, Cem evlerinde Cem tutup semah dönmeyi sürdürmüşlerdir. Böyle bir ibadet şeklinin, İslam’ın Şiilik veya diğer Sünni mezhepleriyle geçmişte veya yakın tarihte benzeşen en ufak bir noktası bulunmamaktadır.

Bilindiği üzere genelde Türklerin Alevi olarak adlandırdıkları Fars, Azeri ve Araplar Şiiler, kendilerine biz Aleviyiz dememişlerdir. Her zaman Şii olduklarını ifade etmektedirler. 

Çünkü Şiiler, Hz. Muhammed`i peygamber ve Hz. Ali`yi de Halife olarak görüp, İslam ibadetinde olan Oruç, Namaz, Hac, Zekat ve Kelimeyi şahadet getirip, kendilerini bir numaralı Müslüman saymışlardır.

Bu tanımlama İran, Azeri ve Arap Şiiler için doğru ve geçerli bir tanımlamadır. Türkiye’de yaşayan Türk ve Kürt Aleviler için bunu söylemek mümkün değildir.

Türkiye`de kendilerini Alevi gören kesim, Hz. Ali ile On iki İmamları, sadece söylem düzeyinde kabul edip, kendi Cemlerini bırakmamışlardır.

Bunu da Cem Evinde toplanarak, kadın ve erkekler birlikte Dede`nin 

( Pir ) önderliğinde Bağlama eşliğinde Semah dönerek yerine getirirler. Bu ibadetin temel yapısı ise, Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat olmak üzere Dört Kapı ve Kırklar Makamı şeklindedir. Yani; Dört kapı Kırklar Makamı, İslam’ın her hangi bir mezhep, tarikat ve de Kuranı Kerimde yer almamasıdır.

Alevilerin Cem Evin de yaptıkları ibadete, namaz ve oruç adıyla, farz ve sünnet şeklinde, dini her hangi bir zorunluluk yoktur. İsteyen üç günlük Hızır Orucu ve 12 imamlar adına yas orucunu din ve inançlarının dışında yerine getirirler.

Şiililer ile Türkiye’de yaşayan Türk ve Kürt Alevilerin gerçek ibadet ve inanç yapıları, bir birinden bu kadar farklı ve ayrı şeyler olduğunu, yine şu noktalardan anlamaktayız.

 Aleviler hiçbir zaman İslam’ın beş şartını kabul etmedikleri gibi, her fırsat bulduklarında da, bazen legal bazen de illegal şekilde İslamiyet’e karşı direndiklerini biliyoruz.

Diğer bir önemli nokta, Anadolu Alevilerinin sadece sözlü şekilde ifade ettikleri ve yere göğe sığdıramadıkları On iki İmamlar dan, 11 tanesinin yaşamlarını incelediğimizde, Sünni İslam’ın uygulamış olduğu tüm kuralların aynısını görmekteyiz. Sadece günlük olarak kılınan beş vakit namazda küçük bir farklılık vardır. Oda şöyledir. 

Hanefi, Hambeli Şafi ve Maliki mezheplere inanan insanlar, günlük beş vakit namaz kılarken, On iki İmamlar ve Şii Müslümanlar, günlük namazı üç vakit ya da hiç kılmayıp Cuma günleri, cuma namazını kılma mecburiyetleri vardır. Bu da bize İslam’ın tüm mezhep, inanç ve ibadet yaşam biçimleri arasında, önemsenecek bir farklılığın bulunmadığını göstermektedir.

12 İmamların sayısı da 12 değildir. Sebebine gelince, en son ve 12. İmam olarak bilinen İmam Mehti ile ilgili kaynakları incelediğimizde, 6 veya 7 aylık bebek iken öldüğü rivayet edilmektedir. Bu yüzden Şiiler ve Aleviler, İmam Mehti’nin yeniden dünyaya geleceğine inandıkları için, İmam olarak görmektedirler.

Ve 11 İmam`ın hepsi Arap kökenli olup Arap kültürüyle yaşadıkları gibi, bugün tüm İslam toplumlarının genel kabul ettikleri İslam’ın beş şartını yerine getiren yaşam kültürüne sahiptiler. Hatta daha ileri bir İslamcılık yaptıklarını ve Şiilerin en büyük alimi olarak gördükleri İmam Caferi Sadık`ın; Maliki, Hanifi, Şafi ve Hambeli mezheplerin imamlarını okutup yetiştiren kişi olarak tarihe geçmiştir.

Şii mezhebi, her türlü kaynağını Kuranı Kerim den alıp, bu kurala göre ibadet yapıp yaşadıkları bilindiği halde, bu ibadeti hiçbir zaman yerine getirmeyen Alevileri nereye koymak gerekir. Bu yüzden Aleviler her zaman tartışılır durumdadırlar. 

Çünkü bu güne kadar ne Kuranı Kerimi doğru düzgün kaynak olarak kabul edeler, ne de Kuran ve Arapça duaları öğrenmek isterler. 

Bu kadar açık kültürel ve yaşamsal farklılık varken, Alevilerin, Şiilikle ve Oniki imamlarla Kültürel ve dinsel bağları olduğunu kim söyleyebilir? 

Daha da önemlisi, Şiiler etkin ve güçlü oldukları her dönemde, Anadolu Alevilerinin geleceğiyle ilgili en ufak bir yardım ya da destekte bulunmamışlardır. Üstelik Aleviler için diğer Sünni mezheplerde görülen karalama ve lekelemeleri Şiiler de sürdürmüşlerdir. 

Alevileri Ateşe tapan (Mecusiler) ve Akılsızlar (Zındıklar) olarak görüp aşağılamışlardır. 

Aleviler üzerinde bu tür baskı ve asimilasyonu, ilk zamanlar Arap Emevi ve Abbasi devletleri yaparken, daha sonra Anadolu`da ve bir zamanlar Arap toplumlarına da hükmeden Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti’nde de sürdürdüğünü görmekteyiz.

Aleviler gerek baskılar yüzünden gerekse farklı dinsel inançları gereği, Hz. Ali ve 12 İmamların din, dil ve yaşam biçimlerini, sentezleme ihtiyacı duymadıkları gibi, pratik dinsel yaşamlarındaki ibadet ve inançlarını da hiçbir zaman benimseyip yerine getirmemişlerdir. 

On iki imamların Alevilikteki inançsal ve kültürel yerini bu şekilde açıkladıktan sonra, ikinci önemli nokta olan Aşure konusunu incelemeye çalışalım.

Aşure yemeğini, Mezopotamya, Anadolu ve Ortadoğu toplumlarından müslüman olsun ya da olmasın, hemen hemen tüm halklar bu yemeği yapmaktadırlar. Bu nedenle Aşure ile ilgili her toplum kendisine göre bir takım söylence ve efsaneler düzerek yaşatmayı sürdürmektedirler.

Aşureyi sahiplenen halkların ortak kültürel bilinçlerinde yatan gerçek neden ise, Mezopotamya, Ortadoğu ve Anadolu`da ilk icat edilen sıcak yemek olmasından kaynaklanmaktadır. Aşurenin kısa tarihçesine baktığımızda, neden başka bir yemek değilde Aşure olmasını daha iyi anlamaktayız.

İnsanlık tarihini incelediğimizde, Tarımcı toplum yaşamına geçişin mimarları olan Ana Tanrıçalar dan Aşaret ve Aşnan, ilk sıcak yemek olarak Aş veya Aşureyi icat eden tahıllar tanrıçalarıdırlar.

Bu yemekler icat edilmeden önce, insanlar yiyeceklerini çiğ olarak tüketmekte idiler.

Aşureye katılan yiyeceklerden buğday, arpa vb pişirilerek, sıcak yemeğe dönüştüren Tanrıçalardan Aşnan ve Aşaret`in adlarından gelmektedir. Mezopotamya Anadolu ve Ortadoğu toplumlarının dillerinde Aş, Aşure, Aşur, Aşaret ve Aşnan isimleriyle küçük değişikliklerle günmüze kadar getirilmiştir.

Daha sonraları her toplum kendi bölgesel özelliklerine göre, bu ilk sıcak yemeğin içine katılan malzemeleri çoğaltarak, daha lezzetli ve besleyici konuma getirmişlerdir. Buna da bir takım kutsallık atfedilerek, çeşitli efsane ve söylencelerle süsleyip unutulmamasını sağlamışlardır.

Örneğin Nuh’un gemisindeki insanların bu yemeği yiyerek hayatta kaldıkları. Aşureyi yapıp dağıtan insanların ölmüş olan atalarının yeniden dünyaya dönecekleri. Ya da bu yemeği yapıp dağıtan insanların direkt cennete gittikleriyle ilgili olan söylencelerin varlığını görmekteyiz.

Aşurenin tarihsel icadı ve günümüze gelişi bu şekilde geçekleşmiştir.

Aşurenin gerçekleşme şeklinin dünyada var olan hiçbir dinle doğrudan bağlantısı olmadığı gibi, Şiilerin ibadet ve 12 İmamlarla da en ufak bir ilişkisi söz konusu değildir. Şiiler Muharrem ayında Aşure yapmazlar. 

Muharrem kelimesi Arapça da ay adıdır. Ve bu ayda Hz. Hüseyin`le birlikte 71 kişinin katledilmeleri, Muharrem ayının 10. Gününde gerçekleştiği için, Şiiler vücutlarına zincir vb şeylerle vurarak, kendilerine ceza vermektedirler. Bu yapılanın, Aşure ile bir bağlantısı olmadığı gibi, Şiiler de, Kerbela olayı ile Aşurenin her hangi bir bağının olduğunu iddia etmemektedirler.

Muharrem ayında sadece Türk ve Kürt Aleviler oruç tutup ve Aşure yaparlar. Bunların dışında kimse Muharrem ayında 12 imamlar adına oruç ve Aşure töreni yapmamaktadır.

Bu da şunu göstermektedir. Alevilerin sürdürdükleri 12 gün oruç ve Aşurenin, kendi Dini inançları olan Alevilikle de bir bağlantısı bulunmamaktadır.

Aleviler Aşureyi Mezopotamya ve Anadolu`nun ilk sıcak ve kutsal yemeği olarak pişirip dağıtsalar, genel bölge kültürüyle derin bir bağı olduğuna herkes inanır ve Alevilere hak verilir.. Ancak geçmişte ve gelecekte, 12 İmamların yaşam ve kültürleriyle, en ufak bir bağlantısı bulunmadığı için, Alevilerin bu törenlerine ne Alevi genç kuşaklar sıcak bakmaktadır, ne de farklı toplumlar Alevilere destek sunmaktadırlar. Alevilerin böyle bir karmaşanın içerisine düşmelerindeki sebep, yine İslamiyet’in baskısı sonucunda, kendilerince sığınacak bir liman aramaları neticesinde gerçekleşmiştir. Bu da bilinçli şekilde düşünülerek ortaya çıkan bir durum değildir. 

Eğer Aleviler bunun aksini iddia edeceklerse, ciddi ve bilimsel bir araştırma yapmaları, hem kendileri açısından hem de diğer insanların bilgilenmeleri için en doğru yol olacaktır. Şayet bugüne kadar olduğu gibi devam ederlerse, unutmasınlar ki en çok kültürel karmaşayı yine kendileri yaşayacaktır. 

 

Kaynaklar: Ana Britanika Ansiklopedisi

Kadının Yazısız Tarihi. Yıldız Cıbıroğlu

Anadolu da Tarihsel Adlar. Bilge Umar

İmam Caferi Buyruğu Kitabı.

 

Cemal Zöngür

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.