Allah ve insan

Allah ve insan DİN
4,1
29.08.2014 10:03:08
A+ A-

İnsanların başarıları, bir meslekte veya bir işte gösterdikleri performans, eriştikleri ustalık, tecrübe, birikim çoğumuzu etkiler. Öyle insanları yüceltiriz, gözümüzde büyütürüz. Onların sözleri, tavsiyeleri çok değerli olur. Sözgelimi bir daldaki ünlü bir tıp doktoru tanıdığımızsa onunla iftihar ederiz, onun geldiği yeri çok önemseriz, onunla beraberken kendimizi daha bir mutlu ve talihli görürüz. Hele hastamız varsa onun muayene ve tedavi edebileceği, ne kadar şanslı hissederiz kendimizi ! Yoksa öyle bir tanıdığımız veya yakınımız; yoksunluğumuzdur, yalnızlığımızdır bu defa hissettiğimiz.

Keşke böyle duygular içinde olmasak. İnsanların başarısına, zenginliğine, ünlü olmasına imrenmesek; böyle durumları erişilesi, kazanılası pozisyonlar olarak görmesek. "Önemli olan insan olmak, hayatın anlamını bilmek ve ona göre yaşamak," desek. "En önemlisi de Allah'ı tanımak yani irfan sahibi olmak" desek. Çünkü Allah'tan başka gözünde büyüttüğün her şeyin 'şirk olma' tehlikesi var. Allah'a şirk yani ortak koşmak çok büyük günah yani suç. Yüceltilmesi, gözde ve gönülde büyütülmesi, daha doğrusu yüceliğinin, büyüklüğünün; Rahmân, Rahîm, Kerîm, Gaffâr, Settâr ve diğer isimlerinin, sıfatlarının işaret ettiği  özelliklerinin düşünülmesi zorunlu yegâne varlık Allah'tır (cc).

Kur'ân cömertçe bize bu hakikati tekrar tekrar hatırlatıyor. "Allah ve Peygamberi bir şeye hükmettiği zaman, inanan erkek ve kadına artık işlerinde başka yolu seçmek yaraşmaz. Allah'a ve Peygambere baş kaldıran şüphesiz apaçık bir şekilde sapmış olur." (Ahzâb 33 / 36) Bu âyeti okuyan birine bu söz çarpıcı gelmiyorsa, hiç etkilemiyorsa onu, o kişinin inanç sorunu var demektir; inancında zaafiyet olduğu muhakkaktır. Bir kişi hem mü'min(inanan) olduğunu söyleyecek hem de bu ve benzeri âyetlerden etkilenmeyecek ! Mümkün mü? "Allah'ın göndermiş olduklarını tebliğ edenler, Allah'tan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Allah hesap gören olarak yeter." (Ahzâb 33/39) Allah'tan korkmak ve O'ndan başkasından korkmamak... Korkmak yerine sakınmak, çekinmek de denilse farketmez. Kim(ler)den korktuğumuz, çekindiğimiz önemli. Yaşarken Allah'tan mı korkuyoruz en fazla, yoksa başkalarından mı? Bu soruyu cevaplamamız kolay elbette. Allah'tan korkanlar ne kadar azdır ! Çoğumuzun korkuları, kaygıları bellidir ve bu dünya veya bu hayatla ilgilidir. 'Güvenliğimiz' dediğimizde aklımıza ne gelir? Yaşarken bir haksızlığa (zulme) uğramamak, kötü bir hastalığa yakalanmamak, parasız kalmamak vs. Çoluk çocuğumuzla mutlu, sağlıklı, kazasız-belasız yaşamak... Din kaygısı, Allah'a yaklaşmak-yakınlaşmak, Allah'a kul olmak-kulluk etmek kaygısı baskın oluyor mu insanın hayatında? Ölmeden önce, öleceğimizi ve sonra hesaba çekileceğimizi bilerek, gerektiği gibi yaşama kaygısı var mı içimizde? Hz. Ali'nin (kv) "Perde kalksa da benim yakînim artmıyor." dediği rivayet olunur ( Mevlânâ, Fîhi Mâfih, Çeviren: Meliha Ülker Anbarcıoğlu, Dördüncü Basılış, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1974). (Perde: Yaşarken hakikati olduğu gibi görmemize engel olan her şey. Yakîn: Tüm durumları, şeyleri hakîkî olarak, açık, net, kesin görme, bilme, anlama.)

Aslında Allah'ın dediği oluyor hep. Biz nasıl yaşarsak yaşayalım, Allah'ın takdiri gerçekleşiyor. Allah için bir mesele yok. Mesele bizim için söz konusu. O bize ne yapacağımızı, nasıl yaşayacağımızı söylüyor. İster O'na şu veya bu ölçüde tabi olarak yaşayalım, ister O'nu ve dediklerini inkâr ederek yaşayalım, bize ait bir mesele bu. Nasıl yaşarsak karşılığını göreceğiz ( 'ceza',  'karşılık' demektir; olumlu veya olumsuz)."

Hz. Mevlânâ'nın şöyle bir sözü vardır: "."Dünya gafletle kaimdir." ( Yukarıda değinilen -refere edilen- eser). Bu şu demektir: insanlar tümüyle veya ekseriyetiyle Allah'tan ve öbür dünyadan gafil olmasalar, dünya geçmişte ve günümüzde bilinen hallerinde olamazdı. Hani halk arasında "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış" anlamında bir söz vardır sıkça duyduğumuz.  Aslında bu sözün gereğini insanın gerçekleştirmesi çok zordur. Yarın öleceğini bilen(bilemez ama farz-ı muhal bilse) birisi hiç dünya için çalışabilir mi? O kadarcık kalan zamanı elbette âhiret için bir şeyler yapmakla geçirir. Ama hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışır insanlar. Geçmişte ve günümüzde olduğu gibi. Bu da işte insanın gafletiyle oluyor.

" Ey Muhammed ! İnsanlar senden kıyâmetin zamanını soruyorlar; de ki: 'Onun bilgisi ancak Allah katındadır; ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.' " (Ahzâb 33/63)

" Ey İnsanlar ! Sizi bana yaklaştıracak olan ne mallarınız ve ne de çocuklarınızdır; yalnız, inanıp yararlı iş işleyen kimselerin, işte onların yaptıklarına karşılık mükâfatları kat kattır; işte onlar Cennette yüksek derecelerde, güven içindedirler." (Sebe' 34/37)

"Âyetlerimizde bizi âciz bırakmağa yeltenenler, işte onlar, azâbla yüz yüze bırakılırlar." (Sebe' 34/38)"

" Ey Muhammed ! Seni yalanlıyorlarsa bil ki senden önce de nice peygamberler yalanlanmıştır. Bütün işler Allah'a döndürülür." (Fâtır 35/4)

" Ey insanlar ! Allah'ın verdiği söz şüphesiz gerçektir; dünya hayatı sizi aldatmasın. Allah'ın affına güvendirerek şeytan sizi ayartmasın." (Fâtır 35/5)

İnsanı öne çıkaranlar, Allah'ı inkâr edenler, yok sayanlar, hayatı bu dünya hayatından ibaret görenler kesin bir yanılgı içindedirler. Kendileri ne kadar ve nasıl inkâr ederlerse etsinler hakiki anlamda var olan sadece Allah'tır. Onun dışında var gözükenlerin hepsinin varlığı kendilerinden değil, Allah'tandır. Kendinden var olan, her şeyden münezzeh olan, hiçbir kusuru olmayan, her şeyi yaratan, herşeyi bilen, her şeye gücü yeten sadece Allah'tır. "La ilahe illallah" sözü çok kapsamlı, anlamı çok önemli bir sözdür. Hiçbir ilah(tanrı) yoktur, ancak Allah vardır" ya da yaygın olarak söylendiği gibi, "Allah'tan başka tanrı yoktur" anlamında olan bu söz, 'ilah' veya 'tanrı' yerine birçok kelime konularak da söylenebiliyor. Çünkü hakiki anlamda var olan sadece Allah'tır. Hallâc-ı Mansur Hazretlerinin o ünlü sözü de var olarak sadece Allah'ı görmesindendir diye düşünülebilir. Hz. Mevlânâ, Fîhi Mâfih'de şöyle der: "İnsan konuşan hayvandır derler. O halde o iki şeyden ibarettir. Bu dünyada onun hayvanlık tarafının yiyeceği, bu şehvet verici şeyler ve arzulardır. Özünün, yani insan olan tarafının besini ise bilgi, hikmet ve Tanrı'nın Cemâli'dir. İnsanın hayvanlık tarafı Hakk'tan, insanlık tarafı ise dünyadan kaçmaktadır. O sizi yarattı, kiminiz kâfir, kiminiz mü'mindir. (Kur'an, Sûre:64, Âyet:2) Bu vücutta iki şahsiyet daima savaşmaktadır. Bakalım talih kimin yüzüne gülecek ve kime yâr olacaktır ! Hiç şüphe yok ki bu dünya kıştır. Cemâdat'a niçin cemâd diyorlar? Hepsi cansız ve donmuş olduğu için. Bu dağların, taşların büründükleri varlık elbisesi tamamen donmuş ve cansızdır. Madem ki bir kış yoktur, o halde onlar niçin donmuş ve cansızdırlar? (...) Bu âlem onda her şeyin donmuş ve cansızlaşmış olduğu bir kış mevsimi gibidir. (...) Bu aklî bir kıştır, hissî değildir. O ilahî hava esince, tıpkı temmuzun sıcağında, bütün donmuş, cansız şeylerin erimesi gibi, dağlar da erimeğe başlar ve âlem su olur. Kıyamet günü de o hava gibidir, zuhur edince hepsi erir. (...) O halde anlamış olduk ki iş düşüncelerin elindedir ve sûretler düşüncelere bağlıdır, onların âletidir. Bunlar, düşünce olmaksızın hiçbir işe yaramazlar, cemâdat sayılırlar. Şu halde her şeyi sûretten bilen gören de cemâd olur ve onun mânâ âlemine yolu yoktur. Görünüşte ihtiyar ve yüz yaşında olsa bile bülûga ermemiş bir çocuktur. Peygamber: 'Biz küçük savaştan büyük savaşa döndük' buyurmuştur; yani biz sûretlerle savaşıyor ve dış düşmanımızla dövüşüyorduk. Şimdi ise düşünceler ordularıyla savaşıyoruz. İyi düşüncelerin kötü düşünceleri bozguna uğratması, vücut illerinden çıkarıp atması için savaşıyoruz. İşte en büyük savaş ve dövüş budur." ( Yukarıda değinilen -refere edilen- eser) (vücut: varlık)

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.