"Allah'ı tanımak ve insanı tanımak..."

"Allah'ı tanımak ve insanı tanımak..." DİN
5,0
09.06.2014 22:20:59
A+ A-

Başlıktaki ifadeyi, okumakta olduğum Ekrem Demirli'nin İbnü'l Arabî Metafiziği  adlı kitabının (yayınevi: Sufi Kitap) 'İbnü'l Arabî'nin Düşüncesinin Arka Planı Üzerine Bir Tahlil' ana başlıklı bölümünün son paragrafından aldım. 

Bu paragraf şöyle: "Sonuç olarak söyleyeceğimiz şudur: İbnü'l- Arabî kendi bilimine haklı olarak iki adı verebilen bir düşünürdür: marifetullah ve marifetü'n-nefs. Allah'ı tanımak ve insanı tanımak... Hangisinden hareket edersek zorunlu olarak ötekine varırız."

Ekrem Demirli, 'Giriş' anlamındaki bu bölümde, belirttiğim ana başlığın ifade ettiği kapsamda İbnü'l- Arabî düşüncesi hakkında önemli açıklamalar yapıyor. Bu yazıyı bu bölümden seçerek yapacağım alıntılar oluşturacak.

"İbnü'l-Arabî'yle birlikte yeni bir tasavvuf anlayışı ortaya çıktı. Daha doğru bir ifadeyle tasavvuf olgunluk devresine ulaştı. Bu yeni tasavvuf anlayışı eskiden temelli bir kopuş sayılamaz; en azından İbnü'l -Arabî böyle bir kopuşu kabul etmez. Bununla birlikte onun aynı olduğu da söylenemez. Bu durumda sorulması gereken soru şudur: İbnü'l-Arabî'yle birlikte tasavvufta ne oldu?"

" ' Tasavvuf metafiziği' veya ' İslam düşüncesinde metafizik yönelimler ' dendiğinde, zihnimize çağımızda yaygınlaşan bir tabir olarak ' İslam düşüncesi ' kavramı gelir. ' İslam düşüncesi ' dendiğinde ise aklımıza önce Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet'in, merkezinde bulunduğu bir düşünce geleneği gelir. Bu itibarla İslam düşüncesi, içinde Müslümanların inanç, ibadet ve ahlak anlayışlarının bulunduğu kadar dünya görüşlerinin de işlendiği, geniş bir çerçeveye sahip nazarî (teorik) bir gelenektir."

"Tasavvufun ortaya çıkış sebebi -'yaygınlaşması'-  Allah ve din üzerindeki tartışmaların yersiz ve yetersizliği iddiasıydı. Sufiler, İslam bilimlerinin merkezi olan Bağdat ve civarındaki diğer merkezlere baktıklarında; sosyal, ticari, entelektüel hayatı, sınıf yapısı, edebiyatı vesairesiyle yeni başkentin, insanı Allah'a yaklaştırmadığını söylemişlerdi. Sufilerin bahsettikleri buydu!"

"Onüçüncü (Hicrî yedinci) asırda yaşamış olan İbnü'l Arabî,  yaşadığı asır ve bu asrın, İslam bilimlerindeki yeriyle ilgili akıl yürütmüş bir düşünürdür. Onüçüncü asra kadar İslam dünyasında bütün bilimler olgunluk devresine ermişti. (...) Bu itibarla onüçüncü asır 'ağacın meyveye durduğu' bir devirdi. İbnü'l-Arabî'nin sorusu şuydu:  Bu bilimlerin irtibatını nasıl kuracağız? Bütün bu bilimler bir maksat etrafında yeniden yorumlanabilir mi? Sorun budur!"

"İbnü'l- Arabî'nin, İslam bilimlerindeki parçalanmışlığı aşıp bütünlüğü kurmakla ilgili duruşunu anlamak üzere yaklaşık bir asır öncesine gidelim. İmam Gazâlî, iki temel kitap ve bunların etrafında sıraladığı eserleriyle İslam ümmetinin serüvenini anlatır. Kitapların birincisi, kanaatime göre bizzat Gazâli'nin kendisi demek olan el-Munkız mine'd-Dalâl'dir: İnsanı Dalaletten Kurtaran.Böyle bir şeyi aramak, Gazâlî'nin temel sorusuydu: Nasıl kurtuluruz? (...) Filozoflar gibi mi akıl yürüteceğiz? (...) Yoksa kelâmcılar gibi mi düşüneceğiz? Sufiler gibi bir tavır mı takınacağız veya İmamiyye gibi bir imama mı bağlanacağız? Gazâlî'nin sorduğu, tam bir insanlık durumu sorusudur ve her devirde güncelliğini korumuştur."

"Her çağda Müslüman entelektüeller bunu yapmaya çalıştığı için, Gazâlî'nin doğrudan veya dolaylı talebeleridir. Herkes Gazâlî'ye ve teşebbüsüne önem verdiği ölçüde kendisini ve sorununu ciddiye almış sayılır."

"Gazâlî'nin, soruya bulduğu cevapları ayrıntılı olarak ele aldığı ve burada dikkat çekeceğimiz ikinci eseri İhyâü Ulûmi'd-Din'dir; din ilimlerinin ihya edilmesi anlamına gelir."

"Gazâlî'nin yaptığı işi anlamak, İbnü'l- Arabî'yi anlamanın kapısıdır. Gazâlî merkeze tasavvufu almamız gerektiğinden söz etmişti. Merkeze ahlakı, yani ilk dönemindeki tasavvufu aldığımızda ilimler onun etrafında şekillenebilirdi. Bu tavır, Dinî düşüncede çok önemli bir bakış açısını oluşturur."

"Herkes Allah'ı kabul ederek doğarken sosyal koşullar, eğitim vs. insanı bu fıtrattan uzaklaştırır. Başka bir ifadeyle insanı kendinden ve Allah'tan uzaklaştırır. Ahlakın görevi perdeleri ortadan kaldırmaktan ibaret olacaktır. İbnü'l-Arabî'nin bu yaklaşımı düşünce tarihimiz için büyük bir adımdı. (...) Fıtratla kabul ettiğimiz Tanrı'dan gelen elçiyi ve onun getirdiği vahyi kabul etmekle Allah hakkında bilgimiz kemâle erer."

"Allah her şeye görünendir.Üstelik sadece insan değil, âlemdeki her şey O'nun bir tecellisidir. Âlemdeki her işaret, her fiil, O'nun delilidir."

"İbnü'l-Arabî'nin düşüncesinde 'âlem' demek, öncelikle 'sen', yani insan, ikinci olarak da 'dış dünya' demektir. Allah kendisi hakkındaki bilgiyi insana bağlamıştır. (...) Bu nedenle İslam'da marifet; insanlara, tabiata, çevreye, hayvanata, bitkilere hizmete vs. bağlanmıştır. Çünkü Allah bize eşya üzerinden tecelli etmektedir: hem içimizden hem dışımızdan."

"İbnü'l-Arabî'yle başlayan düşünceye sistematik yapı kazandıran kişi Konevî'dir. (...) Hiçbir mutasavvıf, teorik tasavvuf tarihinde onun kadar etkili olmamıştır."

"Selçuklu-Osmanlı devrinde metafizik düşünce en çok İbnü'l- Arabî ve Konevînin fikirlerine dayanır. Bu itibarla en dikkat çekici kitap Fusûsu'l-Hikem'dir. Fusûsu'l -Hikem, Kur'ân'daki peygamberler üzerinden Allah-insan irtibatını ele alan bir metafizik kitabıdır. (...) İbnü'l- Arabî'nin düşüncesinin en önemli kısmını Peygamber tasavvuru teşkil eder."

Alıntıların yapıldığı kaynak eser: İbnü'l Arabî Metafiziği, Ekrem Demirli, Sufi Kitap.

 



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.