ALTIN KÜRE İÇİNDEN EVRENE BAKABİLMEK

ALTIN KÜRE İÇİNDEN EVRENE BAKABİLMEK DİN
0,0
17.11.2012 10:52:43
A+ A-

Ben bir zaman diliminde bu yazıyı yazıp blog ve sitemde ve daha başka yerlerde yayınlamıştım.

Alıcısı olmayınca yazı yine bana kaldı ve aradan zaman geçti bir kez daha pazara geldim bakalım alıcısı olacakmı.

 

Bir İslam ülkesinde en son yapılacak işlerdendir kitap ve dini tartışmak. 

Kitabi anlamına uygun yeni açılımlarla halka sunmak başka, onu gereksiz yere tartışmak daha başka. 

Din,i gerçek anlamda yerine oturtarak anlamaya çalışmak başka, onu toptan yok sayarak cahillerin eline bırakmak daha başka. 

Nitekim Türkiye’de bu iki kavram gereksiz yere tartışılır hale geldi. 

Ve burada herkes ateşin içine atladı. 

Sonuçta her ikiside ehil olmayan ellere düştü. 

Ve bu yoldan azımsanmayacak derecede para kazananlar oldu. 

Sermaye edinip işadamı haline gelenler oldu. 

Bu yoldan palazlanıp yolu tıkayanlar oldu. 

Çünkü kitap bir fabrika gibi para kesti onlara. 

Sonunda belirli bir yere kadar gelince artık durdurulamaz oldular ve bu gidişle kimse durduramaz. 

Íncilde hep anlatır, Tanrı Yahudilere kızdığında onları düşmanın eline verirdi. 

Yani bunları savaştan savaşa sokardı. 

Sonunda bunlar boyunları bükük duvar diplerine oturur, kızgın güneş altında içinde bulundukları durumları konuşurlardı. 

Yaşadıklarından yola çıkarak, başlarına gelecekleri düşünürlerdi. 

Ve Allah gerekirse intikam bile alır der kitapta. 

Şu anda Türkiye’de yaşanan durum tamda buna yakın. 

Kral enerjisini boş ve gereksiz yere heba eden kadroları getirip cahillerin yönetimine soktu. 

Yani ülkenin birkaç üniversite bitirmiş insanları, hayatında mektep yüzü görmemiş insanların seçtiği iktidar tarafından yönetilecek. 

Ve aydınım diyenler bu durumu içlerine sindiremiyorlar. 

Yani kendilerini aşağılanmış hissediyorlar. 

Şimdi burada insanin özgür iradesinden bahsedilebilirmi? 

Toplumsal anlamda bahsedilemez çünkü gidişata etki yapamıyorsun. 

Yani özgür iradenin tersine giden akıntıya kapılmak zorunda kalmışsın. 

Çabala ki çıkasın. 

Ben bu durumu bir önceki seçimlerden önce çeşitli yerlerde yazdım. 

Ve o gidişin buralara geleceğini bilmek o kadarda zor değildi. 

Olan oldu giden gitti, peki ne yapılmalı? 

Bir kere iktidara kim gelirse gelsin sahip çıkılmalı. 

Bu en azından ülke adına yapılmalı. 

Çünkü içeride bel kemiği zayıf olan bir hükümeti dışarıda ciddiye alan yok. 

Onlar pazarlık yaptıklarında, ülkenin hangi kırılganlıklar üzerine oturduğunu görüyorlar. 

Bundan dolayı bastırıp istediklerini alabiliyorlar. 

O zamanda halkıyla beraber tüm ülke kaybediyor. 

Bir taraftan hükümete sahip çıkıp ona destek olunurken, yeni yapılanmalara gidilmeli. 

Yani aradaki zamandan yararlanıp çok sağlam politikalarla ortaya çıkılmalı. 

Eğer bu yönde ülke yararına akıllı organizasyonlara gidilirse, kral eli mecbur bu yönde bindirme yapacaktır. 

Yani kralada uygun gelecek bu politikanın önü açılacaktır. 

Aksi taktirde zayıf halkadan tutturulan ilmik kopacaktır. 

Yani dindar kesim bu işi omuzlayamaz. 

Gerek sanat gereksede edebiyattan anlamayanlar kendi içerisinde fosilleşmeye gidecektir. 

Bir anlamda yönetimi ele alan yeniler hiçte arzulamadıkları şeylerle karsılaşacaklardır. 

Bu bağlamda darbeyle halkı korkutmakta bir işe yaramaz. 

Bu hem yaramadı, hemde yaramaz. 

Çünkü asker politikacı değildir. 

Politika başlı başına bir meslektir. 

Kurtlar sofrasından pay koparmaktır. 

Halbuki asker iki şeyin dışına çıkamaz. 

Ya emir verir, yada emir alır. 

Bu onların hayatlarıdır ve damarlarına işlemiştir. 

Onlar artık yasam biçimi haline gelen bu durumu değiştiremezler. 

Çünkü bedenlere hayatları boyu bu yönde yükleme yaptılar. 

Bundan dolayı bu durumu emekli olandan sonra bile üzerlerinden atamıyorlar. 

Yani kendilerini hep paşa sanıyorlar. 

Bundan dolayı onların yapacakları tek şey var. 

Varolan yasalara boyun eğip, çağdaş organizasyonlara destek olmak. 

Bu desteğide gerek pratikte katkı koyarak, gerekse de düşünce bazında yapabilirler. 

Yoksa tepeden bindirmelerle bir yere varılmıyor. 

Yani sen yaşanmadık olayların üzerinden halkı hoplatmaya çalışıyorsun olmaz böyle bir şey. 

Nitekim darbecilerin yaptığı budur. 

Yani halkı kısa yoldan hoplatıp karşıya geçirmek. 

Peki karşıya geçmeyi henüz hak etmemiş olanları sen hangi akılla karşıya geçiriyorsun? 

Halbuki bunlar birtakım badirelerden geçerek karşıya nasıl geçilir onu yasayarak öğrenmeli. 

Bundan dolayı zaman artık kırpıntılara fırsat tanımayacaktır. 

Yani artık filmi koparmak yok. 

Ve bu konuda işinin gereğini yapmayıp hem aceleci, hemde sabırsız davrananların boyunları altlarında kalacaktır. 

Ve herkes adam olduğu için artık adam gibi işini yapmalı. 

Yapmayanlara ise zaten adam denmez. 

Avrupalılar Türkiye’yi fakir bir üçüncü dünya ülkesi olarak görürler. 

Yani Türkiye kıt kanaat karnini doyuran, borç para almadan yaşamını sürdüremeyecek bir ülke. 

Eğer borç anlamında cömert davranır bunu daha ağır borçlar altına sokabilirsek, bir gün kendiliğinden çökecektir. 

Yani faizleri ödeyemedikçe borçlandırmak gerek. 

Bu yolda yürümeye nasıl olsa dayanamaz. 

Ve dünyada çıkacak olan en ufak bir sarsıntıda omurgadan yara alacaktır. 

Aynı zamanda Türkleri burnu havada çok alıngan bir halk olarak görüyorlar. 

Yani Türklerle bir konuyu tartışmak zor, çok çabuk alınıyor, ayni zamanda çok havalı gidiyor diyorlar. 

Ve diyorlar, her şeyi bildiğini sanıyor, bundan dolayda hep kaybediyor. 

Bundan dolayıda kimse AB, konusunda destek olup risk almak istemiyor. 

Yani hem Türk, hemde Avrupalı temsilciler Türkiye’nin AB,ye giremeyeceğini biliyor. 

Bundan dolayı karşılıklı anlaşmış durumdalar. 

Ve zamana oynuyorlar. 

Yani kısa vadede oyunu bozup başına iş almak isteyen yok. 

Çünkü bu her iki taraf içinde tehlikeli. 

Son söz kendi göbeğini kendin keseceksin. 

…………………………………….

Amerikalılar Afganistan’a çıkarma yaptığında buna haçlı seferi dediler.

Daha sonra dil sürçmesi deyip durumu düzeltmeye kalktılar.

Görüntüde bu kabul görmüş olsada, Müslümanlar bunu unutmadı.

Burada bedensel işleyişe azıcık yakından bakmak gerek.

Balyoz,un ne olduğunu bilmeyen çocuğun ağzından BALYOZ kelimesi çıkmaz.

Çünkü çocuk henüz balyozun ne işe yaradığını bilmiyor.

O anda ihtiyacıda yok çünkü o balyozu henüz birilerinin kafasına indireceği zaman gelmedi.

Ne zamanki balyozla haşır neşir olur, işte o zaman balyoz kelimesi çocuğun beynine yer eder ve artık zamanı ve kullanılması gereken yerde dil onu dışarı atmaya başlar.

Eğer burada haçlı seferinden bahseden dil, beyinde karşılığını bulamasaydı ortaya boş bir laf atacaktı.

Bu olaydan sonra bilindiği gibi Afganistan’a müthiş bir bindirme yapıldı.

Burada Müslüman halk büyük bir korkuya kapıldı.

Çünkü gelenler yeni icat bombalarla geldi.

Dağ taş demeden bombaladılar.

Ben tamda burada bombalama işinin derhal durdurulmasını, aksi halde büyük depremler olabileceğini yazdım.

Ve kısa bir aradan sonra Pakistan’daki deprem geldi.

Yani kabak yine müslümanın başına patladı.

Daha doğrusu harcamada hiçbir payı olmayanlara ödettirildi borç.

Bazen böyle ters gider işler.

Daha sonra Irakta pazarlığa girildi.

Akli evveller hep bir uzlaşma aradı.

Çünkü herkes şalvarının paçasını ateşten kurtarmak istiyordu.

Nitekim uzun süren oyalamalardan sonra, o ünlü bindirme geldi.

Bu kez Müslüman halk iyice köşeye sıkıştı.

Yani ne oluyor yahu diye sormaya başladı.

Çünkü gelenler islamı bir anlamda terörist denen insanların karşı kefesine koymuştu.

Nitekim tüm İslam alemi bundan ürktü.

Ürktü de yapacak bir şeyi yoktu.

Çünkü geliş çok yıkıcı oldu.

Nitekim bu durumun Türk halkına yansımaması söz konusu olamazdı.

Orada da Müslüman halk korkuya kapıldı.

Bunun üzerine basın ve medyada ateşe körükle gidince, taşlar hepten oynadı.

Yani onlarda İslamcı terörist kelimesinin insanların beyinlerine yerleşmesine azımsanmayacak katkılarını koydular.

Ve anlamadılar ki, kendi kuyularını kazıyorlardı.

Bu bağlamda hükümetin arkasında durması gerekenler, tam tersi ayni argümanlarla hırpalama yolunu seçtiler.

Bu kazılan kuyuyu daha da derinleştirdi.

Yani kendisine aydınım ve Atatürkçüyüm diyenler bu yoldan pirim yapmaya kalkıştı.

Bu durum dindar kesimin AKP etrafında kenetlenmesini getirdi.

Yani AKP, yolsuzluk yapıyormuş, varsın yapsın nasıl olsa bizim partimiz.

Sanki ondan öncekiler daha mi temizdi deyip her şeyi görmezden geldiler.

Ve zamanın bir yerinde askerler ayağa kalktı, derken milyonluk mitingler patlak verdi.

Özü itibarıyla bu mitinglerde ülkenin orta yerinden büyük bir kanal açıp su koyuverdi.

Yani ırmağın karşı yakasına atlayıp, geride kalanlara laf atmaya başladılar.

Halbuki mitingler milyonluk olsada, seçimlerde bir etkisi yoktu.

Yani mitinglerde bir araya gelenler, en ufak bir olayda çabucak ayrışıma girebilecek halk guruplarını temsil ediyorlardı.

Ve mitingler çelişkiyi dahada derinleştirdi.

Ínançlı kesim bunlar dinimizi de elimizden alacaklar dediler.

Ve yıllardır oradan buradan biriktirdikleri tüm kızgınlıklarını sandığa boşaltacaklar.

Peki bu neyi getirecek beraberinde?

Bir dönem daha iktidarda kalacak olan bu güçleri bir daha kimse oradan indiremeyecek.

Ve yeni bir zihniyet ülkenin hakimi olacaktır.

Buda bir bedel ödemeyi gerektiriyor ve bu bedelde öyle veya böyle ödenecek.

Burada bir ayrıma gitmek gerek.

Batılıların İslamcı terörist anlayışıyla, bizdekilerin anlayışı farklıydı.

Yani bizimkiler batılıların İslamcı terörist anlayışını tam tercüme edemediler.

Ve onların attıkları ipe dört elle sarıldılar.

Daha doğrusu bizdeki yerlilerin düşünmeye bile fırsatları olmadıki, konuyu analiz etsinler.

Nihayet gördüler ki kuyu kazmaktan başka bir şey yapmıyorlar.

Fakat zaman çok geç oldu.

Yine bedensel işleyişe bir göz atmak gerek.

Bilindiği gibi Amerika ve Íngilizler Irak,ı incirlik üssünden sürekli bombaladılar.

Bu Irak halkının zamanla bağışıklık kazanmasına sebep oldu.

Yani tam bindirmeyi yaptıklarında, bu halkta tam anlamıyla bir paniğe yol açmadı.

Eğer o bindirme sıfır noktasından başka bir ülkeye yapılsaydı, binlerce insanin yüreği çatlayacaktı.

Örneğin Stockholm,e atılsaydı emin olun yüz bin insan balon gibi patlayacaktı.

Halbuki bu Irakta etkisini göstermedi.

Bunu yapanların tek amacı Saddamın ordusunu toptan savaşa sokmasıydı.

Yani hesaplarında Saddam oyuna gelip bir panikle tüm orduyu mobilize edecekti.

Bunun yerine çözülme gelince herkes şaşkınlığa uğradı.

Buda bir kuyu kazmaydı.

Yine burada hemen kalkıp oyunu hikayeleştirdim ve tamda bu noktaya parmak bastım.

Eğer Saddam orduyu ve elinin altında bulunan milli muhafızları savaşa soksaydı, o anda karambole getirip yüz binlerce kelle ayıklayacaklardı.

Çözülme olunca bu is önlendi.

Aklı olan bir beyin çabucak bir durum değerlendirmesi yapacaktı.

Ömrünü silahla yatıp kalkarak geçirmiş kadroları toplamak öyle göründüğü gibi kolay bir şey değildi.

Bunu yapmayıp tam tersi kelle avcılığına çıktılar.

Yani beceremeyecekleri bir işe soyundular.

Çünkü bunu başarmak imkansız bir şeydi.

Bunu başarabilmek için, tüm sokaklara hakim olmak gerekiyordu.

Daha doğrusu paslı bir kama, atom bombasından daha etkili hale geldi.

Birde yılların birikimi vardı ortada.

Ve Saddamın muhafızlarının beklediği olanak altın tepsi üzerinde sunuldu.

Oda başım üstüne deyince, bugünlere geldik.

Bu durum Türk toplumunu derinden sarstı.

Ve oda bedeninde bir birikime gitti.

Yani basın ve medya bu işi İslamcılara yükleyince, bu durumdan azımsanamayacak derecede etkilendiler.

Sonuçta ordunun çıkış yapması, milyonluk mitingler derken bir kemikleşmeye gidildi.

Ve gel simdi ayıkla pirincin taşını.

Ne yazık ki köşe yazarları bu işi hala kavramış değiller.

Íşi basite alıp gericilerle ilericiler, yahutta irticacılarla cumhuriyetçiler arasındaki kavga diyorlar.

Ben bundan korkuyorum iste.

Bu işin arkasında çok büyük belalar görünüyor.

Bana göre ise en hayırlısı dünyaya liderlik yapamayacağını ispatlayan Amerikanın bir biçimde başını önüne eğip yuvasına çekilmesidir.

Zaten liderlik yapmaya ne tarihi, nede kültürü müsaitti.

Kabaca bir zorlama yapıldı.

Eğer bu yapılmaz ise arkasından yeni bir bindirmeyle karsılaşacaktır.

Oda imparatorluğun eyaletlere bölünmesi.

Buda kendi içinde büyük bir savaşı getirecektir.

Çünkü zamanla fakirleşecek ülkede, zenginler fakirleri sırtlarında taşımak istemeyecektir.

Hatta diyebilirim ki önümüzdeki birkaç yıl içerisinde bu birçok ülke için söz konusudur.

Íklim değişikliği ise bu işi tetikleyecektir.

Tamda burada ülkenin geleceği herkes için önem arz etmektedir.

Keskin milliyetçi düşüncelerle, yapay vatanseverlikle bu işin üstesinden gelinemez.

Köklü ve kalıcı değişikliklere gitmek gerek diye düşünüyorum.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.