Ana Tanrıça Tiamat`ın yenilgisi

Ana Tanrıça Tiamat`ın yenilgisi DİN
0,0
26.04.2014 12:03:05
A+ A-

Uygarlıkların ilkin kendi öykülerini yaratmasına, efendi-köle ayrımını meşrulaştırmasına ilişkin en çarpıcı söylence Babil’in yaradılış destanıdır. Ana tanrıça Tiamat ile tanrılar arasındaki savaşta tanrılar meclisinde Marduk komutan olarak belirlenir. Marduk da bu görevi kabul eder. Şartları arasında onu Baştanrı statüsüne getirecek koşulları öne sürer. Ana tanrıça Tiamat da tanrılarla savaşta Kingu’yu yaratır. Yapılan savaşta Marduk ve tanrılar galip gelir. Marduk öldürdüğü ana tanrıçanın vücudundan göğü ve yeri oluşturur. Marduk’un babası Ea (Enki)’nin önüne getirilen Kingu’nun damarları yarılarak kanından insan yaratılır. Tanrılar insanları kendilerine hizmet etmeleri için var ederler. Söylencede Kingu canavar, şeytan olarak geçer. İnsan da bu canavarın kanından yaratılır. Ana tanrıçanın yenilgisi insanların da köle olarak var edilmesidir. Gerçeğe çok yakın olan bu söylence, Neolitik dönemden beri gücünü az da olsa korumakta olan “ana tanrıça” kültüne son darbenin vurulmasını ifade eder. Kadının yenilgisi, insanlığın yenilgisidir. Bu düşünceyle günahkâr olarak doğan, canavarın kanından yaratılan insan, tanrıların yeryüzü temsilcisi olan iktidar sahiplerinin kölesi kulu olarak hizmet edip kefaretini ödemelidir.

Yunan mitolojisinin Havva’sı

 

Pandora Yunan mitolojisinin Havva’sıdır. İlk biçimi Sümer mitolojisinde adı geçen Lilit’tir. Ancak Lilit özgür yaradılışlıdır. Köleci uygarlığın tam olarak egemenliğini kurmadığı zamanların mitolojik yaratımıdır. Erkek egemenlikli sistem kurumsallaşıp yayıldıkça Lilit de silinip, yok edilip uysallaştırılacaktır. Aynı toplumsal yaşamdan koparılıp eve hapsedilen kadın gibi. Toplumun maddi ve manevi kültüründe başat bir role, doğal bir otoriteye sahip olan kadının “ana tanrıça” kavramsallaştırmasıyla kutsallık derekesinden, adım adım lanetli konuma indirilerek, erkek egemenlikli sınıflı uygarlığın yükselişinin ifadesidir. Aynı zamanda toplumların ahlaki ve politik dokularının yok edilmeye çalışıldığı bir tarihtir. Kadının yenilgisiyle, toplumların değerlerine eşitlikçi, özgürlükçü yapılarına saldırılar atbaşı yürütülür.

 

Pandora mitosu köleci uygarlığın, zihni olarak en büyük çarpıtmalarından biridir. Sınıflı uygarlığın sürekli, kesintisiz sürmesi gibi kadının otoritesinin gücünün elinden alınıp, derin bir sömürüye tabi tutulması adım adım gerçekleştirilir.

 

Sümer mitolojisinde adı geçen tanrıça Ninhursag “Kozmik dağın kraliçesi” dir. Baş tanrılar arasında yer alır. Ana tanrıça Ninhursag tanrıların bahçesinde sekiz tane bitki yetiştirir. Tanrı Enki’yi uyarmasına rağmen Enki bu sebzeleri yer. Bunun üzerine Enki’ye ilençler yağdıran tanrıça onun ölümcül hastalıklara yakalanmasına sebep olur. Enki ölmek üzeredir. Diğer tanrıların araya girmesi ve Enki’nin yalvarışlarından sonra Ninhursag hastayı iyileştirmek için, hastalanan sekiz uzvuna karşılık gelen sekiz sağaltıcı tanrıça yaratır. Bu tanrıçalardan birinin ismi; Enki’nin kaburgasını iyileştirecek olan  “kaburganın tanrısı” anlamına gelen “Minti” dir. S.N. Kramer’e göre “Ti” sözcüğü Sümerce “kaburga” kadar “yaşam” anlamına gelen çift anlamlı bir sözcüktür. Aynı zamanda “Minti” yaşam anlamında “yaşamın tanrıçası”dır. Havva’nın anlamının yaşam olması gibi. Bu mitolojide kadının yaşam verme gücü yani neolitiğin “ana tanrıça” kültünün izlerini ve toplumsal yaşamda ağırlığını koruduğu görülmektedir. Ådem ve Havva anlatımını çağrıştırmaktadır. Ancak Sümer mitolojisinde tam tersi roller söz konusudur. Kadın erkeğin eklentisi olarak yaratılmamış onu kurtarıp yeni bir yaşam vermiştir.

 

“...Adem ve Havva’yla yani ilk insanla başlayan anlatımın tüm özellikleri ideolojik kültürün damgasını taşımaktadır. Adem’le Havva’yı neolitik toplumun karşısında tanrılaşan uygarlık zihniyetinin kavranmasında doğru değerlendirirsek, efendi-köle çatışmasının ilk ipuçlarını sunduklarını görürüz. Adem ile tanrı diyalogları ve Havva’yla ilişkileri efendi-köle ayrışımı kadar ana-kadının ikinci plana düşüşünü sembolize ettiklerini yorumlayabiliriz.”

 

Grek mitolojisinde geçen Pandora söylencesinde baş tanrı Zeus gök düzeninin hâkimiyetini alıp, ona karşı direnen Titanları cezalandırır. Bunlardan Prometheus Kafkas kayalıklarına  zincire vurulup her gün kendini yenileyen ciğerleri kartallara yem edilir. Atlas gök kubbeyi omzunda taşımakla cezalandırılırken, Menoitios yer altı ülkesinde sonsuz karanlığa hapsedilir. Epimetheus’a ise ilk kadın Pandora eş olarak verilip cezalandırılmak istenir. Grek mitolojisinde ilk kadın, bir cezalandırma aracı olarak yaratılır. Doğanın yaratıcısı toprak ana Gaya kültünden kadın, bir cezalandırma aracına düşürülür. Zeus’un buyruğuyla demirci tanrı Hephaistos toprak ve suyla yaptığı heykele tanrıça Afrodite’nin biçimini vererek ilk kadını var eder. Diğer tüm tanrılar da kimi özellik ve becerilerini Pandora’ya verirler. Örneğin; Hermes kurnazlığını, Athena süs yapımını, terziciliği vb. vermiştir.  Bunun için de ismine  “ Tüm Armağan” bütün tanrıların özelliklerini taşıyan anlamına gelen Pandora denilir. Ama atfedilen özellikler hileci tanrıların, başkalaşıma uğramış tanrıçaların özellikleridir.

 

 

Tanrılar Pandora’ya özelliklerinden birer parça verirken bir de ona bir kutu armağan ederler. Bu kutu tüm kötülüklerin doldurulduğu bir kutudur. Pandora’ya verilirken kutuyu hiçbir şekilde açmaması da tembihlenmiştir. Ama tanrılar Pandora’nın veya bir başka kişinin bu kutuyu bir gün merakına yenilerek açacağını ve kötülüklerin dünyaya yayılacağını bilerek verirler. Eş olarak gönderildiği Epimetheus bir gün Pandora’nın kutusunda ne olduğunu merak ederek açar. Kutu açılınca dünyaya acılar, hastalıklar, açlık, kıskançlık gibi kötülükler yayılır. Epimetheus hemen kutuyu kapatır. Ardından Pandora onu bu kadar korkutanın ne olduğunu merak ederek kutuyu açar ve kalan kötülükler de yayılır. Ama son anda Pandora kutudan çıkacak olan “umut” u yakalar ve kutuda kalmasını sağlar. Pandora’nın kutusunda yalnızca umut kalmıştır.

 

Bu söylencede tüm kötülükler kadına atfedilmeye çalışılmış olsa da, yine de gerçekliği perdeleyememiştir. Pandora tanrıların komplosuna maruz kalıp, tüm kötülüklerin dünyaya yayılmasında Epimetheus’tan sonra istemeden de olsa aracılık yapmıştır. Ancak insanlığa büyük bir iyilikte de bulunmuştur. O da “umut” tur. Kadın, bir ideolojik kimlik yaratımı olan mitolojilerde erkek egemen zihniyetçe yaratıcı tanrıçalık, kutsallık mertebesinden tüm kötülüklerin yaratıcısına düşürülmeye çalışılsa da, ahlaki ve politik toplumların mücadelesinde kadının yaratımları varlığını sürdürmüştür. Söylencenin bir yönü de Pandora’nın kutusunda kalan umudun gücüdür. Bu da tüm insanlara acılara, kötülüklere karşı koyma kuvvetini verme gerçekliğidir. Daha güzel yaşanılası bir dünya için insanlığa direnme cesaretini armağan etmesidir. Pandora son bir gayretle umudu korumayı başarmıştır. Umut onun için hep saklı kalmıştır. Pandora’nın kızı Pyrrha (Pira)’nın tanrıların hükmüne karşı çıkıp insanı yeniden var etmesi bu saklı kalan umuttandır.

 

Zeus insanları cezalandırmak, yok etmek için tufanı yollar. Tüm insanlar ölür. Yalnızca Deukalion ve Pandora’nın kızı Pyrrha kurtulur. Kehanet tanrıçası Themis’ten öğrendikleri sırra göre hareket ederek, toprak ananın kemiklerinden insanı yeniden var ederler. Bu defa insanı insan yaratmıştır. Bu gizi çözen Deukalion ve Pyrrha’dır. Tüm kötülüklerin atfedilmeye çalışıldığı, çarpıtıldığı Pandora, umudu saklı tutup insanlığa en büyük armağanı verir. O umut kızı Pyrrha’da yaşam bulmuştur. İnsanlığı yok olmaktan kurtararak...

 

İktidar ve sermaye tekelleri, sınıflı uygarlığın tüm çağlarında baskı, zor, tahakkümle birlikte ideolojik aygıtlarıyla, çarpıtmalarla kadın başta olmak üzere nesneleştirdikleri tüm kesimlerin direniş noktalarını kırmaya çalışmışlardır. Toplumların binlerce yıl yarattığı değerlerini “ana tanrıça” kültü olmak üzere bütün yaratımlarının kutsallıktan lanetli hale düşürülmesinden, özgürlüğe, eşitliğe olan inancın, umudun belleklerden silinmeye çalışılmasına kadar kesintisiz ideolojik mücadele yürütmüşlerdir. Sınıflı uygarlığın karşı kutbunda yer alan kadın ve ahlaki politik yapılarını korumaya çalışan toplumlar da, zihni ve maddi olarak direnerek mücadele ederek özgürlük, eşitlik umudunu binlerce yıldır çağdan çağa taşımışlardır.

 

                                                                                                                   Dr. Şemuel Benşuşan

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.