ATEİZM VE AKIL ÜZERİNE

DİN
3,0
20.05.2013 21:24:52
A+ A-

 

Önceki iki bölümü okuduysanız rahatlıkla göreceksiniz ki evreni/kâinatı belli bir amaç doğrultusunda, ortak bir gayeye yönelik, ilkesel bir birlikle, bilinçli ve tutarlı bir şekilde var eden bir Allah’ın varlığına sayılamayacak kadar çok işaret varken bunun tersi olan “Allah’ın olmadığı” fikrine işaret eden hiçbir kanıt, bilimsel veri, mantıklı ve tutarlı bilgi yoktur.

İnançsızların ileri sürdükleri fikirlerin ana çatısı red etmek, görmezden gelmek, ilgilenmemek ya da olmadığını farz etmekten ibarettir.

Onlar bir Allah’ın varlığını sadece red ederler. Ve ellerinden gelen de sadece budur. Zira Allah’ın olmadığına dair ne mantıki bir gerekçe, ne tutarlı bir görüş, ne anlamlı bir bakış açısı, ne bilimsel bir kanıt yoktur. Oysa Allah’ın varlığına dair işaretlerin ve göstergelerin haddi hesabı yoktur. Bu şuna benzemektedir.

Farz edelim ki bir masada oturuyoruz. Masanın üzerindeki yaprak biz ona etki etmeden bir anda kımıldamaya, hareketlenmeye ve savrulmaya başladı. Şimdi karşımızdaki kişiye “yaprağın kımıldadığını görüyor musun?” diye sorduğumuzda hiç şüphesiz “evet görüyorum” diyecektir.  “yaprağı kıpırdatan güç rüzgardır” dediğimizde atesit düşünce şu mantıkla cevap verecektir “ama ben rüzgarı görmüyorum. O halde rüzgar yoktur. Hem zaten sen de görmüyorsun. Ve görmediğin şeye inanıyorsun. O halde sen aklını kullanmayan birisin.Bana rüzgarı gösterirsen belki sana inanabilirim. Bana rüzgarı gösteremediğin sürece sana kesinlikle inanmayacağım.”

Biz elbette ona rüzgârı gösteremeyiz. Ama örnekte rüzgârın varlığına dair çok kesin bir işaret varken rüzgârın yokluğuna dair onun fiziksel olarak göze görünmemesinden başka hiçbir işaret yoktur. O halde bir şeyi görmemek onun olmadığına işaret etmez. Bir şeyin varlığına hükm etmek için ona işaret emarelerin var olması yeterlidir. Eğer emareler bir tane dahi olsa yine de bu emare/işaret o şeyin var olması yönünde çok güçlü bir ihtimal ortaya koyacaktır.

Bir binanın yüz tane kapısı olduğunu düşünelim. Bu o binaya girmek için yüz değişik yol olduğunu gösterir. Şimdi bu yüz kapıdan doksan dokuzunun kapalı, kilitli olduğunu farz edelim. Sadece bir kapının açık olması yine o binaya girmenin kolaylıkla mümkün olduğunu gösterir. Oysa durum bunun tersi olsa yani binanın doksan dokuz kapısı açık olsa sadece biri kilitli olsa ve birisi çıksa dese ki “bu binaya girilemez. Çünkü buradaki bir kapı kapalıdır” bunu söyleyen kişinin ne kadar yanılgı içinde olduğu hemen anlaşılacaktır.

İşte örnekteki gibi evrende Allah’ın varlığını gösteren deliller, işaretler, kapılar adeta sınırsızdır. Bu kapılardan herhangi bir tanesinin akla yatkınlığı dahi onun varlığına açılır. Diğer tüm kapıların kapalı olması bile onun yok olduğu anlamını güçlendirmez. Zira varlığı kanıtlayan bir delil, yokluğu ima eden binlerce işaretten daha kuvvetlidir.

Diğer bir örnekte bir odaya girdiğimizde odada ne olduğunu bilmesek bile herhangi bir koku -örneğin elma kokusu- aldığımızı varsayalım.  Bu bize elmanın (ya da kokunun kaynağının) varlığına dair inkâr edilemeyecek derecede kuvvetli bir işaret olacaktır. Elmayı odada bulamazsak dahi o odada yakın bir zamanda bir elma bulunduğuna yahut elmanın varlığına dair kuvvetli bir işaret edinmiş oluruz. (Odaya elma kokusu içeren bir sprey sıkıldığı farz edilip itiraz edilse bile neticede elma kokulu sprey olması da yine elmanın varlığına işarettir)

Sonuçta evrende görülen her şey

·         Varlığıyla onu var edene

·         Hareketiyle onu hareket ettirene

·         İçerdiği bilgilerle onu bilgilerle donatan mükemmel bir bilgi sahibi olana

·         Mükemmel tasarımlarıyla onu tasarlayanın mükemmelliğine

·         Güzelliğiyle onu var edenin güzelliğine

·         Azametiyle onu var edenin ihtişamlı ve sonsuz gücüne

·         Hülasa tüm yönleriyle onu ortaya çıkarıp yaratana işaret etmektedir.

Oysa evreni bir yaratıcının yaratmadığına dair hiçbir işaret yoktur. İnançsızların en çok yanıldıkları noktalardan birisi “evrim teorisinin” her şeyi açıkladıklarını sanmalarıdır. Oysa “evrim” adı üzerinde sadece bir teoridir. Farz-ı muhal olarak bu teori kesinlikle doğrulanmış olsaydı bile bu evreni bir yaratıcının var etmediği anlamına yine gelmez. Bu yerçekimini bulan Newton’un şunu demesine benzer Bizi yerde tutanın tanrı olduğunu sanıyorduk ama yer çekimini bulunca anladık ki tanrı yokmuş! Tabi ki Newton böyle bir şey söylememiştir ve diyemez.

Zira bu mantık yürütmenin ne kadar yanlış olduğu barizdir. Çünkü yerçekiminin var olması tanrının yok olduğu anlamına gelmez, bilakis yerçekimini bu derece bilgiyle ve ince bir hesapla var eden bir yaratıcının olması ihtimalini daha da güçlendirir. Zira yerçekimi var edilmeseydi insanlar yeryüzünde yaşayamayacaktı o halde yerçekimini var eden, insanın yaşamasını amaçlamıştır. 

İşte bunun gibi hiçbir şekilde ispatlanamamış ve içinde yüz binlerce belirsizlik barındıran evrim teorisi farz-ı muhal olarak ispatlansa dahi bunun “yerçekimi yasasını” bulmaktan öte bir anlamı olmayacaktır. Ve bu durum kesinlikle Allah’ın yokluğuna hiçbir şekilde işaret etmeyecektir.

Şimdi evreni Allah’ın yarattığına dair öne sürülen akıl yürütmeler ve işaretlerin Allah’ı inkâr edenlerin öne sürdükleri akıl yürütmelerden çok daha mantıklı, çok daha tutarlı, ihtimal olarak çok çok daha yüksek, çok daha anlamlı ve anlaşılır olduğunu izaha etmeye ve böylece inançsızların nasıl bir yanılgı içinde olduklarını daha keskin bir şekilde görmeye çalışalım.

Örnek:

·         Çöle gittiğimizi varsayalım. Çölün ortasında beş yıldızlı bir otel ayarında bir yapı bulduk. Her şey bizim orada rahat edebilmemiz ve çöl şartlarından etkilenmememiz için çok ince bir şekilde planlanmış. Odalarda klimalar sıcaktan etkilenmeyeceğimiz şekilde ayarlanmış. Menülerdeki yiyecekler bizim almamız gereken aylık kalori ve besin değerlerine göre günlük olarak hesaplanmış. Su, banyo ihtiyacı, tuvalet ihtiyacı vb. gibi hülasa bizim tüm ihtiyaçlarımız önceden düşünülerek hazır edilmiş… (Bu örnek Robbin Collins’in bir makalesinden uyarlanmıştır)

Bu örneğe göre her iki durum için akıl yürütelim:

Biz inançlılar bu yapıyı çölün ortasına bina eden bir sahibinin olduğunu, bu kişinin bizim buraya geleceğimizi, yolumuzun buradan geçeceğini bildiği için yapıyı tam da bu noktaya yaptığını, bizim tüm ihtiyaçlarımızı ve anatomik özelliklerimizi bildiği için otelde tüm ihtiyaçlarımızı karşılayan şartlar oluşturduğunu, binayı ona göre dizayn ettiğini söyleriz.

Oysa ateizm mantığı, binanın orada bulunmasının onun bir sahibinin olduğunu göstermeyeceğini, bu durumun çöl şartlarının gerektirdiği bir zorunluluk olduğunu, binanın bizim ihtiyaçlarımızı karşılayacak şekilde düzenlenmesinin bir tesadüf olduğunu, aslında binanın hiç de göründüğü kadar mükemmel bir dizayna sahip olmayıp bir süre sonra yıkılmaya yüz tutacağını ve bu nedenle onu buraya birinin yapmadığını öne sürecektir.

Aslında bu örmekler çoğaltılabilir ama sanırım yukarıdaki iki akıl yürütmeden hangisinin insan aklına daha yatkın, makul, kabul edilebilir, tutarlı ve anlamlı olduğu aşikârdır. Hal böyleyken ateist düşüncenin teist düşünceye sahip insanları “aklını kullanmayan insanlar” olarak görmelerinin ve göstermelerinin ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu anlayacağınızı umuyorum.

 Hâlâ akıl etmez misiniz? Enbiya-66-67.

 METİN AYDIN

http://www.ateizmvedin.com

YORUMLAR

Ateizmi doğru algılamak; -

"Tanrıyı kim yarattı" yazınızın altına yazdığım cevabı buradan da paylaşmak isterim. Amacım bunu bir ikili yazışmaya tartışmaya çevirmek değil. Ama Ateizm hakkında bilmenizi istediğim bir şey var. Ateizm aslında tam anlamıyla "Tanrı yok" demek değildir. Dawkins bunu Ateizm, "Aktif Agnostikliktir" lafı ile açıklıyor. Ateizm tanrıyı reddetmek demek değildir. Ateizm, "insan aklının yarattığı tanrıları" reddetme felsefesidir. Yani Zeusu, yani Anubisi, veya Yehovayı, Godı, ya da Allahı. Ateizm bunları reddeder. Yoksa aklı biraz çalışan her kişi, mevcudiyetimizin herhangi bir üst bilinç, (veya bilinçler) tarafından tohumlanmış OLABİLECEĞİNİ kabul edecektir. Bakın yine kesinlik yok dikkatinizi çekerim: "Evet öyle bir ihtimal olabilir, olasılıklar dahilindedir" deriz. İnkar bizim algılayamayacağımız yapıdaki bu üst bilincin karımızla ne şekilde ilişkiye gireceğimizden tutun, "savaşta benim tarafımı tut" demesine, "iyilik yapman önemli değil benden değilsen cennetime giremezsine" varan dünyevi, tarafçı, ırkçı, mezhepçi seviyeye indirgenmesine. İnkar bu "sözde" yaratıcının, 1400 sene öncesinin değer yargıları ve toplumsal yapısı düşünülerek söylenmiş ve bugün için çoktan geçerliliğini kaybetmiş ahlaki söylemler seviyesine indirgenmesine. Bunun organize bir hale getirilip bir yönetim şekline dönüştürülmesine, başta "simge bir allah" olmak üzere oradan zincirleme olarak geriye giden bir şah, padişah, şeyhler, şıhlar, hocalar, hacılar ve müminler otorite ve boyun eğme zincirinin ortak kodu haline getirilmesine. Dawkins'in bir sözüyle (bize uyarlayarak) yazıyı sonlandırmak isterim. Diyor ki: "Ateist kimdir? Ateist; herhangi bir inançlı müslümanın Thor, Baal ya da Zeus hakkında hissettiği düşüncelerin aynısını Allah konusunda hisseden kişidir. Dolayısıyla, insanoğlunun tarih boyunca inandığı tanrılar açısından aslında hepimiz ateistiz. Bazılarımız sadece bir tanrı ileri gidiyor."

3 1
Rüzgar, Koku ve Evrim İçin... -

Evvela evrim teorisi bir teoridir ve bilimsel bir teoridir, bilim alanında kaldıkça bilimsel teorilerin Kuran ya da inançla çelişmesi düşünülemez. Sorun bilimden değil, bilimsel verileri kullanarak Allah’ı inkar fikrinden/felsefesinden kaynaklanır. Zira Kuran insanı bizzat bilime, yaratılışla ilgili araştırmaya yönlendirmektedir. -İnsan, neden yaratılmış olduğuna bir baksın!/bir düşünsün! 86.5 -Kesin inanmak isteyenler için yeryüzünde birçok deliller vardır. Bizzat kendi varlıklarınızda da böyle deliller vardır. Hâlâ görmeyecek misiniz? 51.20-22 İkincisi; Kur’an hiçbir şekilde evrimsel/tekamüle bağlı yaratılışla çelişmez. Fakat Kur’an bu sürecin Allah tarafından bilinçli bir tasarım ve seçilimle gerçekleştiğini bildirir. Yani aşama aşama, merhale merhale ilahi seçilime ve tekamüle bağlı olarak… -Ve Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi. Nuh/17 -O ki, sizi halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı. Nuh/14 -Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir. Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir, Yücedir. Kasas Suresi, 68 Bundan yaklaşık 1000 sene önce yaşayan değeli düşünürler İbn-i Miskeveyh, Cahız, Nazzam, İhvan-ı Safa vb. gibi düşünürler evrim teorisinden çok daha ilerisini öngörmüşlerdir. -ve günümüzdeki pek çok ilahiyatçı da onlara katılmaktadır- Son olarak toprağı küçümsemeyiniz. Yapılan son bilimsel araştırmalara göre insan vücudunun içerdiği maddeler ile toprağın içerdiği maddelerin tamamen aynı olduğu anlaşıldı. Bu maddeler alüminyum, demir, kalsiyum, oksijen, silikon, sodyum, potasyum, magnezyum, hidrojen, klor, iyot, manganez, kurşun, fosfor, bakır, gümüş, karbon, çinko, kükürt ve azottur. Amerika’daki bir kimya bürosunun yaptığı analize göre insan vücudunun %65’i oksijen, %18’i karbon, %10’u hidrojen, %3’ü azot, %1.5’u kalsiyum, %1’i fosfor, geri kalanı da diğer elementlerdir. Yani sizde an be an topraktan yaratılmaktasınız... Sevgi ve Saygılarımla… Evrim konusu ile ilgili yazımı okumak için: http://ateizmvedin.com/kurana-gore-yaratilis-ve-evrim-1.html

1 2
KONAK İÇİN... -

Evvela evren ve dünya hiçbir yönüyle bir mağaraya benzemezler. Bilimin verileri de göstermektedir ki dünyamız yaşamın oluşması ve sürüdürülmesi için gerekli tüm hassas ayarlar ayarlanarak yaşama uygun olacak şekilde hazır edilmiştir. Bunu küçümseyemeyiz çünkü evrenimizin tesadüfen bu günkü halini alma ihtimali evrendeki tüm atom sayılarından daha fazla bir ihtimali gerektirdiğini matematikçiler ve fizikçiler iyi bilir. Örneğimizde konağın/otelin verilmesi tesadüfi değildir. Çünkü örneğimizdeki otel ve dünyanın birebir benzerlikleri vardır. Kısaca - ikisi de sanat eseri olabilecek harikalıktadır (isterseniz balta girmemiş ormanların ve okyanusların ya da kelebeklerin tablolarına bakınız). Ama mağara öyle değildir. - ikisinde de ısı, oksijen, su vb. ve diğer tüm şartlar yaşayacak olan canlıların anatomilerine uygun şekilde hazırlanmıştır. Mağarada böyle bir ayar bulamazsınız. - ikisinde de canlılığın devamı için her şey düşünülmüş, su, içecek, yiyecek, sebze ve meyveler sakinlerinin biyolojik yapılarına uygun şekilde hazırlanmıştır. Ama sizin benzetmeye çalıştığınız mağarada bomboştur. Bu listeyi çok uzatmak istemiyorum... Ama sizin gibi zeki insanlar da bilir ki Dünyamız, koca evren çölünde bir konak; atmosferi-göğü konağı koruyan çatısı; güneşi; hem lambası hem gıdalarını pişiren fırını hem ısı veren kliması vb.,ayı gece lambası-süsü-takvimi; çiçekleri süslü desenli halıları, deniz ve okyanusları konak duvarlarında konak sahibinin ihtişamını gösteren harika sanatlı tabloları; nehirleri konağın musluğundaki gibi akan tatlı içme suları vb... gibidir. Bu listeyi de uzatmak istemiyorum... Yani her yönüyle çölün ortasındaki bir konağa benzetilebilecek olan dünyamız hiçbir yönüyle bomboş bir mağaraya benzemez... Gözünü kapayarak tüm bunları görmemek bahsettiğim çöldeki otele giden birinin "iyi ki şans eseri bu mağarayı bulduk" demesine benzer... Saygı ve sevgilerimle...

0 2
Konak -

Bir diğer nokta. Bu ikinci verdiğiniz konak örneğiyle ilgili. Siz içinde yaşadığınız evreni insan yapımı bir konağa benzetiyorsunuz. Herşey düzenli, yerli yerinde, hatta odadaki menüde yiyeceklerin kalorileri bile yazıyor. Böyle bir yapı ile karşılaşıldığında, elbette bunun bir mimarının olması gerekliliği anlaşılacaktır. Ancak doğa, bir konak değildir. Gelin sizin konak örneiğiniz üzerinden, ama yerine asıl olması gereken doğayı, yani mağarayı koyarak ilerleyelim. Çölde yorgun argın kaldık. İleride bir mağara görüyoruz. Mağara dışarıdan bakıldığında, gece konaklamanız için ideal bir yer gibi görülüyor. İçeride yetişmiş bir bitki türü olsun. Yiyip ölebilirsiniz, zehirli olabilir. Veya geceyi geçirmek için girdiğiniz mağarayı sizden önce bir kurt sürüsü mesken edinmiş olsun, içeri girmenizle kendilerine yem olmanız içten bile değil. Bu mağaraya bakın bir bakalım. Sizce "konak" örneğinde verdiğiniz gibi bu mağaranın da bir mimarının olmasına gerek var mı? Evren, içimizde yaşadığımız dünya, kaosuyla, onlarca yaşam formuyla, zehirli zehirsiz bitkisiyle, seliyle depremiyle, hastalığıyla salgınıyla doğal bir mağaradır ancak. Siz tüm bu kaosu bir sisteme oturtma, mağarayı konakmış gibi göstertip ispat bulma çabasındasınız. Tekrar diyorum. İnanç için mantığa, akla, gerek ve yer yoktur. İnanç kalptedir. İnanan kişilerin, konaktı, elmaydı saçmalıklarını bir yana bırakıp, "inanıyorum o yüzden var" diyeceği samimi günleri görme dileğiyle.

1 0
Rüzgar, Koku, Ölçülebilir güçlerdir -

Evrim teorisi doğruluğu kesin olarak kanıtlanmamış, boşlukları bulunan, bir teori olmakla beraber; erkeğin topraktan yaratılmış, dişisinin de onun kaburgasından yaratılmış olma abzürtlüğünden çok daha mantıklı ve akla yatkındır. Çünkü yenidir, günceldir. 1400 sene öncesinde ki teknoloji ile insanın varoluşunu dayandırsan dayandırsan toprağa dayandırırsın. Ne atomdan, ne molekülden, ne genetikten kromozomdan haberin yokken, yıldızdan, güneşten, dünyanın yuvarlaklığından bihaberken, anca "İnsan olsun çamurdan olsun". Bugün şempanzenin DNA sının insan DNA sı ile %98.8 inin aynı olduğunu görüyoruz. Yani şempanze ile insan arasında %1.8 fark vardır. Tüm bunlar kanıtlanmışken, hala toprak diye tutturmak, evrim kuramına çamur atmak, ancak ve ancak, art niyet, bağnazlık, yobazlık olarak nitelendirilebilir. Güneş balçıkla sıvanmaz. Bunu eninde sonunda siz de kabul edeceksiniz. Ama herhalde biraz daha ispat gereksinimi içerisindesiniz, o da zamanla olacaktır. Yanıldığınız nokta şu. Bilimde yüzde yüz doğru veya yüzde yüz yanlış yoktur. Bilim her zaman bugün doğru olanın yarın aksinin ispatlanabileceğini kabul eder. Bilim saplantılı değildir. Bilim açıktır. Bilim aklı kullanır. Bilim, akıl, evrim teorisini şu an, "gerçeğe en yakın teori" olarak kabul ediyor. Din ile aklı ise herhangi bir durumda aynı kefeye koymak yine absürdlüktür. Bu yüzden, inanan kişinin birşeyleri açıklamaya çalışması, işaretler, kanıtlar bulmaya çalışması kişiyi ancak komik duruma düşürür. İnanç kalptedir. Bu yüzden sizlere tavsiyem, 1400 sene evvelinin söyledikleriyl bugünü açıklamaya kalkmayın. İspata girmeyin, akıl yürütmeyin. Başarısız olursunuz. Komik duruma düşersiniz. Sadece deyin ki, "Ben inanıyorum, inançta mantık yoktur, inanç sorgulanmaz." Ve bırakın sorgulayan insanlar sorgulasınlar. Bu sorgulamaları kırk dereden su getirerek, yalan yanlış kelime oyunlarıyla susturmaya çalışmayın. Rüzgar bir güçtür, koku bir partiküldür. Hepsi bugün ölçülebilir, ispat edilebilir şeylerdir. Bunlar ile tanrı varlığını ispat etmeye çalışarak, anca ilkokul çocuğunu kandırırsınız. Bırakın "inanıyorum, ispat aramıyorum, bu benim için yeterli" deyin, inanmaktan korkmayın. Çok daha fazla saygı görürsünüz.

3 2
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.