ATEİZM YANILGISI

DİN
2,3
22.04.2013 15:19:37
A+ A-

 

"Ateizm ya da tanrıtanımazlık, tanrıya ve ruhsal varlıklara olan metafizik inançları reddeden ve var olan gerçekliği inanç yoluyla açıklamayı kabul etmeyen bir felsefi düşünce akımı" olarak tanımlanır.

Evreni yaratan bir tanrının olduğu her ne kadar matematiksel formüllerle reddedilemeyecek derecede ispatlanamamışsa da bunun tersi de yani bir tanrının olmadığı da ispatlanmış bilimsel bir bilgi değildir. Kaldı ki bilimin tanrıyı ispatlaması ve onun varlığını inkar edilmeyecek şekilde deşifre etmesi "Tanrının evreni yaratma amacına" ve "insandaki özgür iradenin varlık amacına" zıttır. Bu nedenle böyle bir gelişme olduğunda yani tanrının varlığı bilimsel olarak reddedilemeyecek güçte delillerle kanıtlandığında dini anlamda zaten dünyevi hayatın sürmesinin bir anlamı da kalmayacaktır.

Dolayısıyla bilimsel olarak ispatlanamamış iki önermeden birini peşinen kabul eden her iki taraf da aslında aynı davranışı sergilemiş olmaktadır. Yani bir taraf "Allah'ın varlığı" fikrini kabul edip inanırken diğer taraf "Allah'ın yokluğu" fikrini kabul ederek buna inanmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında ateizmin de teizm gibi bir inanç olduğu görülecektir.

Ateistler "ateizm" e akıllarını kullanarak geçtiklerini ve "inancın" aklın önünde bir engel olduğunu savunurlar. Ve kendilerini çok zeki ve akıllı olarak tanımlarken inananları türlü hakaretlerle tavsif ederek kibarca "akılsız" olarak takdim ederler.

Oysa durum hiçte böyle değildir. Hatta "evreni bir tanrının yaratmış olması" fikri her yönüyle onu "tesadüflerin, ya da bilinmezlerin, ya da zorunlulukların var ettiği" fikrinden ya da "kendiliğinden olması"  ihtimalinden çok daha mantıklı, tutarlı ve anlamlıdır.

Zira evreni tanrının yaratmadığına dair hiçbir delil yokken zeka sahibi bir tasarımcının var ettiğine dair sayısız deliller vardır. Bu deliller "eserden müessire" yani "yapılmıştan onu yapana" şeklinde formülize edilebilir. Örneğin sanat eseri bir tablonun, ya da mimari bir yapının ya da karmaşık bir makinenin onu yapana binler delillerle işaret etmesi gibi. Ve şüphesiz bu delillerin toplamı Allah'ın varlığına çok büyük bir kanıt olur.

Bu deliller özetle şöyle sırlanabilir:

  • Son bilimsel gelişmeler de göstermektedir ki evren sonradan meydana gelmiştir. Sonradan var olan her şey onu meydana getiren bir sebebe dayanmaktadır. Bu akıl yürütme tanrı için düşünülemez zira o sonradan yaratılmamıştır. Zira sonradan yaratılan zaten Tanrı olamaz.
  • Evrenin bir başlangıcının olduğunun kabul görmesi materyalizmin de geçerliliğini büyük ölçüde yitirmesine neden olmuştur.
  • Evrendeki atomlardan, atomun yapısındaki kuvvetlerden, gezegenlerin güneş etrafındaki dönüşlerine kadar evrenin her yanına yayılmış ve istisnasız evrenin her yanında aynı işleyen ilkesel bir "birlik" vardır. Bu birlik evreni tek bir düzen ve sistemle var etmiş bir gücün varlığına işaret eder.
  • Tamamen cansız maddelerden, elementlerden, zehirli gazlardan, lav şeklindeki alevlerden ibaret olan evrende yine aynı şekilde ilk halinde zehirli gazlardan, lavlardan ve ateş topundan ibaret olan dünyada canlı, hareket eden, yaşayan ve ölen, düşünen, ete kemiğe bürünmüş varlıkların oluşmasına onu tanrının yarattığından daha mantıklı hiçbir açıklama getirilememiştir.
  • Son yıllarda bilim adamlarınca özellikle fizikçiler arasında oldukça kabul gören ve evrenin bir başlangıcı olduğunu varsayan Big Bang teorisi evrenin bir yaratıcı tarafından yaratıldığı fikrini oldukça desteklemektedir.  Örneğin ABD'li astrofizikçi Hugh Ross konuya ilişkin şu açıklamada bulunmuştur "Zaman, olayların meydana geldiği boyut olduğuna göre, eğer madde, Big Bang'la ortaya çıkmışsa, o halde evreni ortaya çıkaran sebebin evrendeki zaman ve mekândan tümüyle bağımsız olması gerekir. Bu da bize Yaratıcı'nın evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu göstermektedir. Hugh Ross, The Creator and the Cosmos: How Greatest Scientific Discoveries of The Century Reveal God, Colorado: NavPress, revised edition, 1995, s. 76" Oysa evrenin bir yaratıcı tarafından yaratılmadığı fikrini destekleyen kuramlar bir bir çökmektedir. Bu teorinin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanamamış olmasının sebebi ise yukarıda da bahs ettiğimiz gibi Tanrının bilimsel keşfinin insanın özgür iradesini elinden almasına yol açmasıdır. Bu nedenle kıyamet kopuncaya kadar evrende "şüpheye yol açacak gizlilik" hep olacaktır.
  • Tanrı evrendeki kurallara mahkum edilerek düşünülemez. Zira evreni o yaratmıştır. Nasıl ki "ateşin tanrıyı yakması" düşünülemezse "tanrının yer çekimi kanununa uymak zorunda olduğu" ileri sürülemez ise onun "zamana ve mekana  tabi olması da düşünülemez. Zira zaman ve mekanı da var eden odur. O halde "o nasıl oluyor da ezeli ve ebedi/sonsuz oluyor?" sorusu tanrı hakkında sorulamaz. Zira onun için "zaman" kavramı yoktur. Bu soruyu sormak ister istemez onu bir zaman kaydı altına almak ve kendi yarattığının esiri olmak/ kendi yarattığı kanunla sınırlamak anlamına geldiğinden mantıken bu soru tanrı hakkında sorulamaz.
  • Big Bang teorisi üzerinde uzun yıllardır çalışan ve epey yol alan bilim adamları bile Büyük patlamaya "neyin sebep olduğu" konusuna herhangi bir açıklama getirememişlerdir.  Evren genişlediğine göre, zaman içinde geriye doğru gidildiğinde evrenin tek bir noktadan başladığı ortaya çıkmaktadır. Yapılan hesaplamalar, evrenin tüm maddesini içinde barındıran bu "tek nokta"nın, "sıfır hacme" ve "sonsuz yoğunluğa" sahip olması gerektiğini göstermiştir. Evren, sıfır hacme sahip bu noktanın patlamasıyla ortaya çıkmıştır.  Aslında "sıfır hacim" bu konunun teorik bir ifade biçimidir. Bilim, insan aklının kavrama sınırlarını aşan 'yokluk' kavramını ancak 'sıfır hacimdeki nokta' ifadesi ile tarif edebilmektedir. Gerçekte ise 'sıfır hacimdeki bir nokta' 'yokluk' anlamına gelir. Evren de yokluktan var olmuştur; diğer bir deyimle yaratılmıştır.
  •  Ateistlerin canlılığın nedenini açıklamak için öne sürdükleri ana fikir "Hayatın mevcut doğa yasalarının zorunlu bir sonucu" olduğudur.  Aslında bu fikir kendi başına son derece anlamsız ve beraberinde birçok cevapsız sorunun sorulmasına yol açan bir belirsizliği ifade eden bir açıklamadır. Zira ateistler bir yandan evrende bir düzen olmadığını ve kaotik bir evrende yaşadığımızı iddia ederlerken diğer taraftan evrende hayatı var edebilecek kadar tutarlı ve bilgi dolu yasaların olduğunu kabul ederler. Bu kabul beraberinde şu cevapsız soruları getirecektir:
    • Peki evrende hayatı meydana getirecek bu yasalar neden vardır?
    • Bu yasalar bir araya geldiklerinde bir hayatın meydana geleceğini nerden bilmektedirler?
    • Tamamen rastlantısal olarak evrilen(!) evrende hayatın oluşumuna yol açacak birden fazla tutarlı yasanın oluşmasına ne neden olmuştur?
    • Ateistlerin basitçe "evrende yaşamı oluşturacak şartlar" diye niteledikleri şartlar büyük patlamayla birlikte bilgi olarak var mıydı? Yoksa büyük patlamadan sonra rastlantısal olarak mı ortaya çıktılar?
    • Dünya üzerindeki bu canlılık ve çeşitlilik bir bilginin işlenmesi (örneğin toprağa atılan bir elma tohumunun içinde bir elma ağacının bilgisi bulunmaktadır. Ve bu bilgi toprak ve ona etki eden diğer faktörler tarafından işlenerek ortaya çıkarılmaktadır.) olarak kabul edilirse;
      • Bu bilgiyi o tohumun içine yerleştiren yasa hangi yasadır?
      • Keza toprağa o tohumun içindeki bilgiyi okuyup ortaya çıkarma işlevini gördüren yasa hangisidir?
      • Evrendeki, dünyadaki tüm bu bilgi evreni bu bilgi ve yasalarla var eden bir "bilen"e işaret etmez mi?
    • Şüphesiz bu sorular çoğaltılabilir. Fakat şu bir gerçek ki ateistler bu sorulara cevap veremeyeceklerdir. Zira bu soruların cevabını vermek ancak "evrenin bilinçli bir yaratıcısı" olduğu kabul edilip tüm bu yasaları ve çeşitliliğin bilgisini daha ilk aşamada evrenin tohumunun içinde var ettiğinin kabulüyle mümkündür.

Devam edecek.

Metin AYDIN

http://www.ateizmvedin.com



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.