AZ BİLİNEN MERYEM ANA GERÇEĞİ

AZ BİLİNEN MERYEM ANA GERÇEĞİ DİN
1,3
26.01.2013 21:37:21
A+ A-

Bilindidği üzere insanoğlunu diğer canlılardan ayıran en büyük özelliği düşünebilme yeteneğidir. Sahip olduğu zeka seviyesine oranla düşünen insan ; hayatta kalabilme ve daha iyi koşullarda yaşayarak soyunu en sağlıklı derecede sürdürebilme güdüsüyle bir takım kolaylıkları keşfederk pratiğe dökmüştür. Uzun ve çetrefilli bir sürecin ardından avcı toplayıcı yaşamı geride bırakarak, yerleşik hayata geçmiştir. Tarım devrimi ile birlikte üretici sıfatına kavuşan isanoğlu, artan nüfus ve dış tehditler sonucunda biradada yaşamanın önemini kavramıştır. Böylece ortak yaşam süren ilkel toplulukar meydana gelmiştir. Yaşanan doğal süreçlerin kendiliğinden oluşan bu topluluklar içerisinde insan dahada olgunlaşmıştır.

 

Bir arada yaşamamın zorunlu kıldığı bazı somut gerçeklerde zamanla ortaya çıkmaktaydı. Bu zorunluluklar, günümüze kadar süre gelen iş bölümü anlayışını ve sosyal yaşamın temellerini meydana getirmiştir. Yazı öncesi dönemi kapsadığı için ilkel topluluklarda, iş bölümü dağılımı ve sosyal yaşam hakkında kesin kanıtlar ne yazık ki yoktur. Ancak yapılan Arkeolojik kazılar sonucunda ele geçen buluntulardan yola çıkarak kesin olmamakla birlikte, araştırmacıların ortaya attığı görüşler mevcuttur.

 

Bu görüşlere göre yaygın olarak kabul gören düşünce; insanların yaşamının şekillenmesinde inançların büyük ve önemli bir yere sahip olduğudur. Yapılan kazılarda dinsel ritüellerle ilişkilendirilen bir çok buluntu gün yüzüne çıkartılmıştır. Bunlar, bilinen ilk insanların ve toplulukların bile kendilerine göre bir inanç sistemi oluşturduğunun en büyük kanıtıdır.

 

Yaratılan bu inanç sistemlerine değinecek olursak bunlar;  yaşandığı zamanın koşullarına uygun, genellikle doğa olayları ile ilişkili kavramlardan oluşmaktadır. Bunun sebebi  ; insanoğlunun doğa ile mücadelesi ve o günün yorumlama düzeyiyle keşfedilemeyen olgulardır. Ayrıca bilinmeyene karşı merak ve korkununda etkili olduğu düşünülmektedir.İnançlar üzerinde detaya inidiğimiz zaman ise buluntular ışığında; doğurganlık ve bereket üzerine kurulu anaerkil bir yapıyla karşılaşılmaktadır. İnançlar üzerindeki bu anaerkil yapının günlük sosyal yaşamda da etkili olduğu sanılmaktadır.

 

İlerleyen zaman içerisinde  hem uygarlığın yükselmesi hemde farklı kültürlerin çeşitli sebeplere birbirinden etkilenmesi  sonucunda, bu inanç sistemlerinin değişerek geliştiğini görmekteyiz.Ayrıca insanoğlunun düşünce yapısıyla paralel olarak ilerleyen bilimin ve felsefeninde, bir çok mistik inanışın şekillenmesinde büyük etkisinin olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

Yukarıda belirtilen genel hatlarla; uygarlığın geride bıraktığı süre zarfı içerisinde, kültürlerin devamlılık sahibi olduğunu ve birbirlerinden etkilenerek harmanlandığını  unutmamak gerekir. Yazının başlığını oluşturan konuyu değerlendirirken de bu doğrultuda hareket edilmelidir.

 

Meryem Ana konusuna değinmeden önce bazı süreçleri irdelemenin gerektiğini, bu bağlamda (çok geri tarihe gitmemek kaydıyla) Hristiyanlık öncesi inanç sistemine ve politik duruma kısaca göz atmanın yararlı olacağı kanısındayım.

 

Miladi takvime göre başlangıç kabul edilen Hz.İsa'nın doğumu, günümüzden 2013 yın öncesine tekabül etmektedir. O günün dünya konjonktüründe egemen güç kuşkusuz Roma İmparatorluğudur. Egemenlik sahası oldukça geniş olan bu imparatorluğun, bir çok alanda uygarlık tarihine büyük katkı sağladığı şüphesizdir.

 

Roma'da dini ele alacak olursak çeşitli yorumlamalar mevcuttur. Ancak Roma'nın geniş sınırlara hakim oluşu beraberinde bir çok farklı kültürle etkileşim içerisine bulunmasına sebeptir. İçerisinde onlarca etnik kimliğe ve kültüre sahip geniş toprakları yönetmek elbette basit değildi. Böylece dinin ve inançların politik arenada zekice kullanıldığını görmekteyiz.

 

Esasen Roma mitolojisinin kökeni de Yunanlılara dayanmaktadır. Yunanlılarda gördüğümüz tanrılar panteonu, Latince isimler alarak ve tanrıların bazı özellikleri değişikliğe uğrayarak Roma İmparatorluğu'nda yaşam bulmuştur. Tüm bunların yanında her dönemde, bölgesel kültlerinde korunup geliştirildiğini görmekteyiz. Buna verilebilecek en güzel örneklerden biri Efes ve bölgesel Artemis kültüdür.

 

Artemis, tanrı Apollon'un kardeşi bakire bir Yunan tanrıçasıdır. Genel olarak doğanın ve hayvanların hakimi, saflığın ve güzelliğin simgesidir. Genç bir kız olarak betimlenir. Kutsal hayvanı geyiktir ve atribütü altından yapılmış yaydır. Bu tanrıçanın Efes'teki kültünün ise çok daha eskileye ve çeşitli kültürlere dayandığı düşünülmektedir. Bir Anadolu Tanrısı olan Kybele'nin çeşitli evrelerle ve hakim kültüründe etkisi ile Artemis'e dönüştüğü düşünülmektedir. Daha sonraki evre olan Roma'da ise tanrıça Artemis'in, Tanrıça Diana'ya dönüştüğünü görmekteyiz.

 

Baktığımız zaman dünyanın yedi harikasından birisi olan, antik dünyada devasa büyüklüğe sahip Artemis tapınağı Efes'te bulunmaktadır. Buda bizlere, bu coğrafyada muazzam bir Artemis inancının olduğunu göstermektedir. Bölgede basılan sikkelerde bile Artemis'in kutsal hayvanı olan geyiğin kullanılması bu savı doğrular niteliktedir. Kısacası Efes Tanrıça Artemis'in tutucu bir şekilde yaşatıldığı dini merkezdir.

 

Hristiyanlığın doğuşu ile birlikte, imparatorluk içersinde oluşan cemaatin sayısı her geçen gün artmıştır. Hz.İsa'nın öldürülmesi, beraberinde havarilerin çeşitli coğrafyalardaki misyonerlik çalışması hızla etkisini göstermeye başlamıştı. Halkın inanç sisteminde meydana gelen bu değişim, zamanla Efes kentine kadar ulaştı. Azizlerin misyonerlik faaliyetlerinin ana hedef noktalarından biriside, yine en büyük dini merkezlerden birisi olan Efes'ti. İnanışa göre St.Jean yanına, Meryem'i de alarak Efes'eyerleşti ve dini öğretileri başarılı bir şekilde yaymaya başladı.

 

Geç Antik Çağ- Erken Hristiyanlık dönem olarak nitelendirilen bu evrede, pagan kültürü ile Hristiyanlık inancı toplumsal bir çatışma haline dönüşmüştü.Çatışmalı geçen yılların sonuncunda, halkın büyük orandan Hristiyanlığı benimsemesinden ötürü, İmparatorluk; iktidarını kaybetmemek için bu dini resmi olarak tanımak zorunda kaldı. Ve zamanla bölgedeki Artemis Ephesia kültü yerini Meryem Ana kültüne bıraktı. Meryem Ana, İlk zamanlar karşı konulmasına rağmen sonraları Hristiyanlığı kabul eden Efes halkının gözünde ana tanrıça saygınlığına ulaştı.

 

İyi bir araştırma sonucu görülecektir ki; Artemis'in bir çok kişisel vasfı doğrudan Meryem Anaya devredilmiştir. Bu yakınlık ve benzerlikler Meryem inancının bu topraklarda çabuk kabullenmesinde de etkili olmuştur. Böylece inançlar şekil değiştirerek yaşamaya devam etmiştir.

 

Meryem Ana hepimizin de bildiği gibi;  HZ.İsa'nın annesidir. Bakire iken Hz. İsa'yı Tanrı tarafından doğurduğuna inanılır ve Hristiyanlığın en kutsal imgelerinden birisidir. Yaşayıp yaşamadığı hakkında somut kanıt olmamakla birlikte, inanışa göre yaşamının son yıllarını İzmir Selçuk'ta, Efes Antik kenti yakınlarındaki Bülbül Dağı'nda geçirmiştir. Burada da Hristiyanların Hac ibadetini gerçekleştirdiği Meryem Ana evi bulunmaktadır . 1967 yılında Papa VI.Paul ve 1979 yılında Papa II. Jean Paul tarafından ziyaret gerçekleştirilerek kutsal olduğu doğrulanmıştır. Böylece; tıpkı antik dönemde olduğu gibi bu günde dünyanın Dört bir yanından ziyaret gerçekleştirilen Kutsal bir merkez konumuna erişmiştir.



YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.