BABANIN İBRETLİK DUASI

BABANIN  İBRETLİK  DUASI DİN
0,0
12.01.2013 20:01:05
A+ A-

 

 

 

Kısa erdemler uzun övgüler gerektirir halk dilinde.

İlik köreltmeyi değil hararetle derlemeyi seçer üslubunda.

Çile yarın olsada düşüne yatmak bugün!  

Bir zamanlar bir peygamber vardı, yaşı Ademden uslu, dişi ise Hava dan nadide.

Adı Davud,du!

Can kulağı dedi endamına sihir beleyen ayın feleği.

Çok yiğit bir peygamberdi Davud ama sınamak isterdi vardığı kavrulmuş patikaları. 

Gözünü budaktan esirgemez kafasına koyduğu herşeyin doğruluğunu içerdi yudum yudum.

Hiç bir güç onu yolundan ayıramazdı, inat bir köşke gelin verseler bile yüzüğünü. 

Zaman büyüklük derdi ya yinede savaş arkasından savaşa gitmek vardı yolluğunda. 

Biri bitmeden bir diğeri başlardı. Oda ordunun komutanı vede kralı olduğu için cepheden cepheye koşar dururdu.

Bir gün yine bir savaşa tutuştular, yine kan gövdeyi götürdü. 

Savaştan sonra yaralılar ve ölüler toplanmaya başlandığında baktı bir askeri kanlar içinde inliyor.

Yanına vardı, askere baktı. Askerde ona baktı. 

Askerin yanına çöktü asker avucunda birşey sıkıyor. "O nedir" diye sordu Davut Peygamber. 

Asker "Saygıdeğer kralım ben hayatımda tek bir kızı sevdim ki gölgemi bile şaha kaldırdım. Serin bir kalp ağrısı dedim hayatı size hizmette yaşadım. 

Yalnız geçen anılardaysa hep o kızı gönlüme gömdüm. 

Oysaki o Israilli bense yahudiydim. Sadece bir mezhep dedim anama, kan arkası gelmeyen inattır dedi bana!

Yinede istemeye gitti ailem!

Gücenmeyen bir dul olduysa bile aşkım yinede alakam bitmedi gözümün rabbine yansıyan nazlıya.

Ama kızın ailesi olmaz diye karşı çıktı.

Geldim şehit düşeceğim topraklara.

Bu mektubu sevdiğim kıza yazmıştım fakat karşılaşmak nasipte yokmuş.

Sizden talebim bu mektubu o kıza verin, onu sevdiğimi söyleyin ne olur dedi.

Davut peygamber o anda öyle duygulandı ki ağlamamak için kendini zor tuttu. Beş aslanı birden parçalayabilirdi.

Eğilip kanlar içindeki mektubu aldığında asker çoktan ölmüştü.

Mektubu alıp kızın ailesine gitti.

Neden öyle bir karar vermek zorunda kaldıklarını sordu. Onlarda "Madem öyle idi siz gelip kendiniz isteseydiniz kral olarak." dediler. 

Aslında Davut peygamber gönül işlerine çoğunlukla gider aracılık yapardı ama nasıl oldu ise o olay gözünden kaçmıştı.

Öylesine büyük bir acıya girmiştiki varını yoğunu bir aşk uğruna feda ederdi. Öyle güzeldiki genç olmak. 

Bir kadın her yerde ağlayabilirdi. Sokakta, evde, tarlada, yolda ama bir erkek herkesin gözü önünde bağıra bağıra ağlayamazdı.

Hele bu erkek bir savaşçı ise. Hele hele kralsa başkalarının huzurunda hiç kirpiklerine yanamazdı.

Bu vesileyle aglama duvari insa edildi.

Davut peygamberse, Kalkıp kendini sarayına attı ve bağıra bağıra ağladı. 

Şimdilerde ağlama duvarı var yerusalemde.

Allah´ın gelini ağlamakta belkide! İncilde yaratan hep gelinim der Jerusalem topraklarında yaşayanlara. 

Nice düğünler oldu orada ve nice gelinler dul oldu uygarlık uğruna. 

Çünkü bedelin ağlaması gerekiyordu.

Ancak öyle rahatlayabilirdi. 

Hiç bir zamanda halka diş olmadı inancın sürgünü.

Karanfil kadar güzeldi erin gözündeki gelini.

Tıpkı Romeo ve Julia´nın şampanya´da tüttürülen hazin sonları gibi. 

Hayat dar geçitlerden çember olana yemin oldu her zaman. 

Düşünki bu öyküyü ben kafamdan uydurdum.

Şimdi soruyorum önemli olan misali bir teklifmi yoksa anlatılan mesajmı? Bir paskalya iftirası olsun!

Ancak öyle rahipleşiyor insan.

Berrak bir peygamber yastısıyla kemikleri sızlatıyor daha sonrada aşıklardan bir türkü veriyorum sevişen pervanelere.

Gerçekle doğallık arasında sadece misafirperver bir akarsu var. 

Ibranice bir mektubu hiç bir zaman dialekt yapamıyor türkçe. 

Anadil her zaman gevrekten esen bir yel! Davud peygamber işte öyle bir erkekti! 

Zati alisi derde yokuştan inen bir efsane. İbranice dualar sanki bellekte bir fatiha! Aynı hisler Allah´ta bir merasim döşeğine ilikle bağlı.

Aşkın yerlisi derdi ya incil, işte yaşlı haline bile bakmadan hayranlarına evren şakası olan bir felekti şakası miraslarda rollere giren Davut´un! Dua felsefe aliminde yaşam aşkı demek.

Filizlenen bir musikiyi alıpta yerlilere verirsen mehtap kalkar şaha! İnsanları kendi haline bırakırsanız inanın israflıktan uzaklaşır pençe yerine eline sarılır. 

Ahiret dul bir yavru olsa ne olur evliyaların şaraptan akan dizelerine? Öyle birde kaindi Davud peygamber imge evine!

İnsan diken üstünde deli olsada olgu yetisini ancak ibadette buluyor.

Yiyip içmek bir yana sevmek var insan tahtında.

Kimseye tevekküllü sarılmadan duanı eşinle yap derim.

Çoluk çocuk bol deyip sokağa atmadan önce verdikleri yeminleri dinle.

Kafa tutan beklentilere girerse evlat tut kafatasından dök şarabın nefsini. 

Hızır bile farketmeden al testiyi ellerinden.

Ülkenin huzuru kaçmadan bir galip var desin millet.

Aslımız yinede merhamet törelerinde. Uyuklamayalım! 



Baba bir gün odasına çekilip duaya yattı.

Bu onun ömründe ilk dua edişiydi.

Tekmil kıvanca korkuyu şaadet getirtmek ona savurgan bir gübre olup bol keseden hüküm vermeyi öğretecekti. Söz cilve yaparsa engin nehirler kayalara şelale olur. 

"Ey uluların ulusu, hanedanların en büyüğü; 

Yerlerin göklere kılavuzluk yaptığı günlerin yaradanı. 

Allah´ım, ben canımdan arttırip kardeşliğe göğüs gerdim. 

Ne yaptım ki böylesi bir belayı başıma musallat ettiniz? 

Etimle kemiğimle yoğrulup onun bunun şaşı bakışlarında deney tahtası oldum. 

Göz der yaşın dengi beklenti;

Bağışla namusumu.

Doğru yolun en incisi sizin hatırınızda gizli.

Herkes küflenerek gurbet olur ama şakak ağartan bir sizsiniz. 

Merhametin soylusu; bağışlayın kulunuzun hakimiyetini. 

Büyüklük yaptımsa yazgıma sevap demeden öğretin bana mirasımı. 

Size sığınıp size camekânımı açtım.

Başka tutunacak dalım kalmadı. 

Siz her şeyin başını tanır her övgünün sonunu tartarsınız; 

Damarıma kan değil sadakat verin!

Hiç kimseyken her şey tek sizsiniz. 

Zamanı taklide uyarlayan bizlerken sakalımızı sıvazlayansınız. 

Her ateşin tutkusuyken toprağın bereketi oldunuz. 

Cennetin cevheri, cehennemin yargıcı! Bağışlayın yalnızlığımı! 

Tek sizsiniz gönlümün varlığı.

Yüceliğinizden mahrum etmeyin beni. 

Siz esirgeyen ve takat yolunu açansınız.

Efendimiz, sizinle derman oldu bencilliğim.

Hikmetinizden ayrılmayacağım. Amin! " 

Bu duadan sonra bedeninde rahatlama hissetti. Anadilde yara açmak kızdırmıyor ibret alanı.

Sanki sırtında taşıdığı ağır bir yükten kurtulmuştu.

Gözlerinin önünde bir şimşek çaktı ve bir ses duydu.

Gönül perdesi ayıklandı. "İzlenmeye muhtaçsınız hâlâ! 

Gönlümüz tekinleşti duanızdan! " dedi.

Babanın kulaklarında şefkatli bir aydınlık yankılandı.

Baba bu sesin dışarıdanmı yoksa kafatasından mı geldiğini çözemedi. 

Pekâlada hisleri ona bir oyun oynuyor olabilirdi.

Emin olduğu konuşanın şaheser bir sesten geldiğiydi. "Şükürler olsun yaradanıma! " dedi.

Artık gönlü pekişecekti. 

Rabbin saadetine sığınacaktı. Bu yaradanın gerek babanın dik başlılığı, astığı astık kestiği kestiktavrını bırakıp mütevazi olmaya yönelmesinden gereksede milyonların çığlıklarına artık dayanamayacak hale gelmiş olmasındandı.

Aslında babanın ömrünü uzatmasıda sağlığına kavuşmasıda kendi ellerindeydi. Kendi yapması gerekenleri hep başkalarından beklediği için zaten bu hale düşmüştü.

Bundan sonra sergileyeceği tavır onun ve ülkesinin geleceğini belirleyecekti.

Yani herşey babanın ellerindeydi. 

Kusur ise sadece şimdiye duyulan şeffaf bir bakışta saklıydı.

İğdiş edilen yakarışlara bağış olmasın dedi ve uyudu!

Zalim sultan artık onu tanıyordu! 

Allah ise sevabıyla saltanat ağrılarıyla onu zulmün elinden koruyandı. 

Ve evlatlar babayı bir türlü anlayamadılar.



 

 

 

 



YAZARIN DİĞER YAZILARI

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.