BİLİM 'ALLAH' DİYOR-1

DİN
3,0
28.09.2013 14:34:09
A+ A-

BİLİM “ALLAH” DİYOR-1

Özellikle son elli yıldaki bilimsel gelişmeler dikkate alındığında insanlık tarihinde Allah’ın varlığına dair işaretlerin bu kadar fazla ve bu kadar açıkça ortaya çıktığı hiçbir dönem yaşanmamıştı.

Fizikten matematiğe, genetik bilimden biyolojiye, astronomiden biyokimyaya, tıppa kadar neredeyse tüm alanlardaki bilimsel gelişmeler her yönüyle çok güçlü bir şekilde evreni belirli hassas ayarlar  ve dengeleri gözeterek tasarlayan, evreni an be an idare eden, yöneten sonsuz ilim, kudret ve irade sahibi bir Allah’a işaret etmektedir.

Burada çokça birbirine karıştırılan önemli bir ayrıntının altını çizmek isterim. Bilimin bulgularıyla bir yaratıcıya işaret etmesi ile Allah’ın bilimsel olarak ispat edilmesi kavramları birbirlerinden oldukça farklı ve tamamen ayrı kavramlardır.

Öncelikle Allah’ın bilimsel metodlarla ve kanıtlarla ispatlanması düşüncesi kanaatimce hem yanlış bir algılama hem de özü gereği imkânsız olan bir şeydir. Zira Allah’ın gözlem, deney ve test edilme gibi bilimsel metotların uygulama alanına girmesi düşünülemez. Ateizmin ya da bazı teistlerin karıştırdığı nokta budur.

Zira bazı ateist düşünürler Allah’ın bilimsel olarak ispatlanamayacağından hareketle dinin bilimsel ve dolayısıyla “akıl” ile ilgili bir alan olmadığını iddia ederek ateizmi bilimin ve aklın tek sembolüymüş gibi göstermeye çalışırlar. Bazı teistler de maalesef bu yanılgıya kapılarak yine bu düşünceden hareketle Allah’ın ispat edilemeyeceğini o halde bu konu ile ilgili akıl yürütmenin, felsefe yapmanın ve ateizme karşı cevaplar üretmenin saçma olduğunu düşünürler.  Özellikle fideizm ve benzeri düşüncelere göre “Allah ve din”  iman alanıdır, akıl alanı değildir. Bu nedenle Allah’ın varlığına dair akılsal etkinliklerde bulunmak anlamsızdır.

Eğer Allah’ın zatının bilimsel metodolojinin inceleme alanına girmemesi ile bilimsel gelişmelerin onun varlığına işaret eden güçlü kanıtlar, işaretler emareler olduğunun ayrımına varılırsa bu konunun düğümünün çözüleceğini düşünüyorum.

Konuyu bir örnekle açıklamaya çalışacağım.

Karşımızda bundan 1000 sene önce yapılmış tarihi bir eser bulunmuş olsun. Bu eserle ilgili yapılacak bilimsel incelemeler eserin yaşını, hangi maddeler kullanarak yapıldığını, tasarımsal özelliklerini kullanılış alanlarını vb. ortaya koyar. Fakat dikkat edilirse bizim inceleme alanımıza giren unsur eser sahibinin kendisi değil onun eseridir. Dolayısıyla eserin sahibi olan zat bizim eser üzerinde yaptığımız bilimsel metotlar ve incelemelerin alanına girmez. Karşımızdaki eseri birinin yapmış olduğunu biliriz. Eseri inceleyerek onu yapan kişi hakkında pek çok bilgiye ulaşabiliriz. Eserin mükemmelliği, tasarımının harikalığı, kullanılışlılığı, işe yararlılığı, özellikleri her yönüyle bize onu yapan eser sahibi hakkında zengin bilgiler verir. Eser sahibinin imzasından onun varlığı ve zatı hakkında pek çok bilgi elde ederiz. Ama az önce de belirttiğim eser sahibinin kendisi bizim bilimsel metotlarımızın inceleme alanına girmemektedir. Biz eserden yola çıkarak onu yapan hakkında bilgilere ulaşırız.

Şimdi örneğimizden hareketle şunu söyleyebiliriz. Ateizme göre örnekteki eser sahibi bilimsel inceleme alanına girmediğinden ve bilimsel yollarla ispat edilmediğinden “yok” kabul edilmelidir. Ateizme göre bulunan eseri doğal süreçlerin yaptığına hükmedilmelidir. Onu yapan birinin varlığı bilimsel metotlarla asla ispat edilemeyeceğinden onu yapan birinin olduğunu iddia etmek akılsızlıktır. Oysa akıl bunun tam tersine hükmeder.

Bu yazı dizisinde özellikle son elli yılda evrenle ilgili biyoloji, biyokimya, fizik, astronomi, genetik bilim, matematik gibi alanlarda yapılan bilimsel okumaların yaratıcısına/eser sahibine yaptığı işaretleri göstermeye çalışacağım.

Hayatın Kökeni, Tasarım, Yaratılış Ve Allah

Hayatın kökeni ve canlılığın oluşumu deyince bugün ilk akla gelen kavramlar “Evrim teorisi ve Darwinizm” dir. Bilindiği üzere Darwinizm ve evrim teorisi hayatın kökenini tesadüfi oluşumlara, bir takım doğal seçilimlere, evrensel şartların hayatı oluşturmadaki başarısına, tasarımın ve amacın reddine bağlar. Darwinizmin karşısında da evrendeki tekamülü, gelişimi red etmeyen ancak tekamülün arkasında bir bilinç olduğunu kabul eden akıllı tasarım görüşü yer alır. 

Bu konu ile ilgili çok detaylara girmek istemiyorum. Ancak şunu belirtmeliyim ki hem akıl hem de son yıllarda açığa çıkan bilimsel gelişmeler yaratıcıyı red eden ve yaşamı tabi şartların zorunlu bir sonucu olarak gören evrim teorisini çökme noktasına getirmiştir.

Özetle;

-          Stanley Miller 1953 yılında dünyanın ilkel atmosferini kendince yeniden oluşturarak güya doğal süreçler tarafından hayatın yapıtaşlarının yapay olarak oluşturulabileceğini ispatlamaya çalışmıştır. Ve bu deney kendi döneminde yaşayan pek çok kişi tarafından yaratıcıya ihtiyaç olmadığının kanıtı olarak gösterilmiştir. Oysaki 1990 yıllara gelindiğinde bilimsel gelişmeler Miller deneyinin bilimsel olarak olarak hiçbir değeri olmadığını zira “ilk atmosferin Miller-Urey simülasyonu ile hiç alakası olmadığını” ortaya koymuştur.

-          Bundan yaklaşık 540 milyon yıl önce başladığı tahmin edilen Kambriyen dönemdeki gelişmeler biyolojik big bang olarak kabul edilmekte. Buna göre bugün hala canlı olan pek çok türün evrim teorisinin iddiasının aksine uzun doğal tesadüfi süreçlerle değil de bilinçli bir müdahale ile sıçrama göstererek aniden ortaya çıktığı anlaşılmakta.

-          Darwin’in teorisini desteklemesini umduğu fosil kayıtları asla bulunamadığı gibi bulunan fosiller Darwin teorisinin aksini gösterecek şekilde kambriyen dönemi ve türlerin oluşumuna katkı eden ani, keskin müdahaleleri doğrular nitelikte.

-          Ernst Haeckel’in tüm canlıların ortak atadan geldiğini ortaya koymak amacıyla 19. Yüzyılda yaptığı karlşılaştırmalı embriyo çizimlerinin gerçeği yansıtmayan ve sahte çizimler olduğu ortaya çıkmıştır.

-          Canlılar arasındaki benzerliklerin tesadüfi evrimsel süreçlerle açıklanamayacağı ortadadır. Zira bu benzerlik onların bir tasarımcı tarafından tasarlandığı fikrini daha çok destekler.

Başta da belirttiğim gibi bu konuyu fazla uzatmak istemediğimden bu kadarla yetiniyorum. Yukarıda sıraladığım maddeler gibi daha pek çok gelişme Darwin’den bu yana ortaya koyduğu evrim teorisini zayıflatmış ve günümüzde iflas etme noktasına getirmiştir.

Bilimsel bulgular mikro alemde cansız atomal yapıların kendi içinde barındırmadıkları hayat, akıl, bilinç, şuur, zeka gibi yapıları üretmeyeceklerini ortaya koymuştur. Hayat sahibi olmayan atomların hayat üretmesinin imkanı yoktur. Bu elinize aldığınız ve havaya savurduğunuz bir avuç tozun yere düşünceye kadar rüzgar, güneş vb etkilerle bir kedi şekline bürünerek yere canlanmış bir kedi suretinde düştüğünü iddia etmekten farksızdır. Evrim teorisinin tek farkı bu değişimin uzun yıllar sonucunda gerçekleşmiş olduğunu iddia etmesidir.

Bir sonraki yazımda Fizikteki gelişmeleri ve yaratıcıya ne surette işaret etmekte olduklarını ele alacağım.

http://www.ateizmvedin.com

Metin AYDIN

 

 

YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.