Bir de bakmışınız ki, öbür kıyıdasınız…

Bir de bakmışınız ki, öbür kıyıdasınız… DİN
5,0
15.09.2014 12:31:45
A+ A-

(06/2013)

Otuzlu yaşlara kadar hayatın bahar tarafında yer alırız. Umutlarımız ve beklentilerimiz kocamandır. Yaşanacak çok şey vardır ve geride bıraktığımız zaman dilimi henüz kısadır.

Derken hayata atılır, evlenir, çoluk çocuk sahibi olur ve hayat denilen denizin tam ortasında yol almaya koyuluruz. Belki de en verimli ve yoğun dönemimizi yaşarız, her açıdan.

Sonrasında ise ne olduğunu anlamadan, bir de bakarız ki, diğer kıyıya ulaşmışız bile. Bu açıdan otuz ile elli yaş arası yaz ise, ondan ötesi artık sonbahardır. Nasıl ki otuz yaşına kadar bahar kıyısında olgunlaşmayı beklersek, olgunluk dönemimiz olan elli yaş ve sonrasında da kendimizi sonbahar kıyısında buluruz. Ama bu defa artık önümüze değil, geride bıraktıklarımıza yoğunlaşırız. Daha doğrusu geride bıraktığımız “uzun” zaman dilimi, bundan sonrasının da ne kadar “hızlı” geçeceğini öğretmiştir bize.

Bir arkadaşım, bundan sonra yaşadığımız kadar yaşamayacak olmamızı bilmenin, ona acı verdiğini söylemişti. Ne var ki, ömrümüzün hangi aşamasında yaşarsak yaşayalım, hep “o anı” yaşıyoruz. Önümüzdeki uzun veya kısa yıllar o ana fazladan bir uzunluk veya kısalık katmıyor. Tam tersine yaşadıklarımız ve olgunluğumuz sonbahardaki anları daha derinlemesine hissetmemize neden oluyor. Üzgünlüklerin geçici olduğunu bildiğimiz için, üstesinden daha kolay geliyoruz. Buna karşılık, aynısının mutluluklarımız için de geçerli olduğunu bildiğimizden, onları gençliğimizdeki gibi sınırsız değil, hep biraz hüzünle karışık yaşıyoruz.

Geriye dönüp baktığımızda, bazı şeyler için gereksiz yere üzüldüğümüzü görüyor, bazı mutluluklarımızın da değerini yeterince bilemediğimizi anlıyoruz. Özellikle de aramızdan gidenlerle beraber olduğumuz fotoğraflarımıza bakınca, o zamanlar ne kadar da mutlu olduğumuzu, ancak şimdi kavrayabiliyoruz.

Ve en çok acılarla olgunlaştığımızı bir kez daha hatırlamış oluyoruz.

İşin ilginç yanı, gençliğimizde kırk ve ötesi yaşlar bize biraz fuzuli gibi gözükürken, ellisinden sonra aslında her yaşın kendine has bir güzelliğinin ve dinginliğinin olduğunu ve değerlerine bağlı dürüstçe yaşayanların da kendilerine has bir huzurunun oluğunu görüyoruz. Dindarlar ise bundan öte bir de ibadetleriyle bütünleşmiş olmanın eşsiz hazzını yaşıyor. Bedenleri yıprandıkça, gönülleri nurlanıyor. Gülümsemelerinin farklı bir sıcaklığı ve ışığı oluyor. Bulundukları tüm mekânı aydınlatıyor.

Dışarıdan bakanlar için, ibadetler ve sakınmalar hep bir yük olarak gözüküyor. Oysaki dindarlar için de manevi boyutu olmayan maddi hayat çok tek düze gözüküyor. İman bu geçici ve aldatıcı hayata inanılmaz bir derinlik ve zenginlik katıyor. Hep tersi savunulur, ama bu dünyevi hayatın tadına aslında en çok dindarlar varıyor. Belki de maddi hırsları daha az olduğundan, bulundukları anı daha bilinçli, huzurlu ve de doygun yaşıyorlar.

Hayatın sınavları ise hiç bitmiyor. Ve Allah’a sımsıkı bağlandığınız her sınavdan, kendi yeni bir yönünüzü keşfederek çıkıyorsunuz. Bazı konularda hala ne kadar ham olduğunuzu görüyor ve bunun farkına varabilmiş olmanın şükrünü yaşıyorsunuz. Son nefesinize kadar denenip öğreneceğinizi farkına varıyor ve bunun da gerekli olduğunu anlıyorsunuz.

Her daim şükür içinde olmayı öğreniyorsunuz.

Yaşadıklarından aktarmak istediklerin var mı diye soracak olursanız, lütfen hayatınızı çok fazla planlamayın derim. Akıntıya karşı direnmektense, var olanın sizi umduğunuzdan güzel yerlere taşıyabileceğini sakın unutmayın. Seviyorsanız evlenin. Çocuk istiyorsanız beklemeyin. İki seçenek arasında kalırsanız, hayırlısını dileyip seçiminizi gönlünüzle yapın. Namaz kılmayı arzu ediyorsanız, hemen abdest alın ve gerekirse ezberleyene kadar elinizde dua kitabıyla kılın. Sakın doğru zaman ve ortamı bulma bahanesiyle ertelemeyin. Elinizden hangisi geliyorsa, onu yapın. Eksik ve kusurlara odaklanmayın. Unutmayın ki, siz bir adım atarsanız Allah size on adım yaklaşır.

Var mı başka yerde böylesine engin cömertlik?

Vakit bulursanız, özellikle yaz günleri ikindiden sonra elinize Kuran’ı alıp, okuyun. O eşsiz huzuru bir tadın. Orijinalinden de öğrenmeye bakın, sandığınızdan çok kolay olduğunu anlayın.

Peygamber Efendimizin kimseyi kırmayan, günahları görmezden gelip sevabın peşinde koşan o güzel yumuşak huyunu edinmeye çalışın. İnsanların üzerine gitmeyin, bırakın insanlar yaydığınız huzurun peşinden gelsin. Kimseyi yargılamayın, unutmayın ki son nefese kadar herkesin tövbe ve de inkâr kapısı açıktır.

Bu vesileyle geçmiş Beraat Kandilinizi en güzel dua ve dileklerimle kutlar, nicelerine hep beraber sağlık ve afiyet içersinde kavuşmamızı dilerim.

Allah, sevdiklerimizi bize, bizi de sevdiklerimize bağışlasın.

Son nefesimize kadar Kuran’ımızdan, namazımızdan ve orucumuzdan ayırmasın.

Gönül kıranlardan değil, kazananlardan eylesin.

Amin.

Zuhal Nakay

YORUMLAR

Teşekkürler -

İlginize ve güzel yorumunza çok teşekkür ederim. Yazılarınızı memnuniyetle takip edeceğim. Saygılarımla...

0 0
Çok güzel ve hikmetli -

Uzun süredir okuduğum en hikmetli, güzel ve huzur verici yazı. Sizi tebrik ediyorum. Tabii ki imanın dereceleri var, Allah bize derin iman nasip etsin. Ölümden bir kaçmak ve korkmak var, bir de ölümü muhteşem Sevgili'ye kavuşma anı olarak görmek var. Mutlaka benim blog sayfama da beklerim. Saygılar, sevgiler. Mert Arslanoğlu

0 0
YORUM YAZ
Yorumunuzu girmek için sisteme giriş yapmalısınız.
Eğer üye değilseniz üye olunuz.